Atlantis-Sümer-İlk_Alevi-TC- 19. Bölüm -/=  Geçmişimizi bilmezsek, “Su başlarını tutan canavarlardan” kurtulamayız.

yasliİsmet GEDİK

Tarih kitapları 3-4 bin yıllık geçmişimiz hakkında bilgi verirler. Dinsel bilgiler ise 5 bin yıl önce insanlık ortaya çıkmış gibi bir geçmişten söz ederler. Halbuki insan denilen canlı türü 2.5 milyon yıl önce Doğu-Afrika’da ortaya çıkmıştır, yani atalarımız birer zenciydi.


1.png

Hayat bu ilk insanlarla da başlamadı, onlardan önce de hayat vardı, örneğin 200 milyon yıl önce insan, koyun, keçi gibi memeli canlılar yoktu, ama dinozor denilen sürüngenler vardı.

Dinozorlardan önce de hayat vardı, ama onların çoğunluğu denizlerde yaşayan böcekler alemine aitti. Yani hayat karaya yaklaşık 400 milyon yıl önceleri geçebilmişti, daha eskiden hayat sadece denizlerdeydi.


Denizlerdeki bu canlıların çoğunluğu midye, deniz kestanesi, kerevit, ahtapod, salyangoz gibi omurgasızlar denilen bir gruba aitti. Balık gibi omurgalılar çok azdı.

700 milyon yıl öncesinin dünyasında hayvan denilebilecek hiçbir canlı yoktu ve denizlerde sadece amip, bakteri gibi tek hücreli canlılar vardı.

3.8 milyar yıl önceki dünyaya bakıldığında ise, dünyada hiçbir canlı varlık yoktu.

5 milyar yıl öncesine gidecek olsaydık, dünyamızın da kaybolduğunu görecektik.

Peki bu bilgiler kesin mi? Bunlara kesinlikle inanabilir miyiz?

Evet, kesinlikle doğru, çünkü bu bilgiler yaratıcının kendi kitabı olan YERYUVARI-ARŞİV-SAYFALARINDA kayıtlıdır. Bu kitap silinemez, ve başka türlü okunup-yorumlanamaz, ve dünyadaki her millet tarafından aynı şekilde okunup, aynı şekilde anlaşılır.

Geçmişimizi bilmek, okullarda okutulan ve sadece 3-4 bin yıllık insanlık tarihini kapsayan bilgilerle mümkün değildir. Milyarlarca yıl öncelerine uzanan geçmişimiz hakkında da bilgi sahibi olmamız gerekir, çünkü hücrelerimizin genetik kayıtlarında tüm bu eski zaman koşullarını anımsayan veriler vardır. Bu görüşün doğru olduğu şu şekilde açıklaması bulunan Haeckel prensibinde görülmektedir.

Haeckel şu görüşü ortaya atmıştır: “Bir canlının ana-rahminde veya bir yumurta içinde başlayan bireysel gelişim evrelerinde o canlının soy geçmişi kayıtlıdır”

Bir başka ifadeyle: Bir canlının birkaç hafta veya ay süren embriyonik gelişiminde o canlının milyarlarca yıl süren soy geçmişi kısaca özetlenir.

1.png

Şekilde:

 (1) numarada hayatımızın tek bir hücreli safha ile başladığı, yani 2 milyar yıl öncesine ait bir atıf,

 (2) numarada tek-hücreli yaşamdan çok hücreli yaşama geçiş aşamasına, yani 650 milyon-yıl öncesine ait bir atıf,

(3) numarada balıklar, böcekler, sürüngenler gibi canlılarla ortak geçmişimize, yani 500milyon-yıl öncesine ait bir atıf,

(4) numarada sürüngenler, memelilerle ortak geçmişimize, yani 350 milyon yıl öncesine ait bir atıf,

(5) numarada memelilerle ortak geçmişimize, yani 200 milyon yıl önceki atalara ait ortak bilgileri göstermektedir.

Son sırada ise primata denilen canlı grubunun ayrıldığı 50-60 milyon-yıl öncesinden beri devam etmekte olan durum görülmektedir.

Yani yukarıdaki temel bilgiler her insan ilk öğrenmesi ve hayatında uygulaması gereken en temel bilgilerdir. Bu bilgilere sahip olmadığımız için birbirimizle ortak bir toplumsal sistem anlayışında birleşemiyoruz. Çünkü, anlaşıp-uzlaşmalara dayanan milyar yıllık bir geçmişin ürünleri olduğumuzun farkında değiliz.

Şimdi bu temel bilgilerden sonra günümüz dünyasına geri dönüp, değerlendirmelere devam edelim.

Herodot’un meşhur tarih kitabında şunları yazdığını biliyor muydunuz?

“Batı Anadolu’da Yunan kolonileri kuranların içinde hiç kadın yoktu, erkekler Karyalı kadınlarla evlenmişti. Bu da Thales veya Herodotos gibi Greklerin Karya soyundan geldiği anlamına gelir. Dolayısıyla Herodotos’un  Karyalıları “tüm ulusların en saygını” olarak görmesi şaşırtıcı değildir. Grekler Karya’ya hâkimdiler ama halkın büyük kısmı Anadolu kökenliydi ve kendi yerel dillerini konuşurlardı” (Zangger 2019)

Aşağıda biz Anadolular ve komşularımız için dikkat edilmesi ve bilinmesi gereken önemli noktalar vurgulanacaktır.                               

Yamnaya Göçebeleri Sümerlerin ortaya koydukları güçlü krallık sistemleri ve de hızlı at-arabaları sayesinde muazzam bir istila gücüne kavuşurlar. Halbuki ilk Atlantis-Ovalı göçleriyle dünyaya yayılmış topluluklar hala karşılıklı hizmet-alışverişleriyle, tepede bir güç merkezi olmayan bir hayat sürdürmektedirler.

2.png

Hint-Avrupa dilli kavimlerin (Yamnaya göçebeleri) Atlantis-ovalıların ülkelerini istila etmeleri 5 bin yıl önceleri başlar.

Tepedeki krallar paralı askerleriyle kolayca tüm Avrupa ve Asya’daki krallıksız toplumları istila etmeleri pek kolay olur ve İndo-german dilli toplumlar dünyaya egemen olmaya başlarlar.

Hint-Avrupa (İndo-german) kültürü Ukrayna- Kazakistan arası bölgede 5500 yıl önceleri oluşmaya başlar. At gibi hızlı ve yük taşıyıcı bir hayvanın evcilleştirilmesi, yaşamı çok hızlandırır. Çünkü tunç gibi çok sert ve dayanıklı madde At gibi bir hayvanın evcilleştirilmesiyle birleştirilince, fetih ve yağmacılık kolaylaşmış olur.

3.png

Kuzeydekiler özel yetiştirilmiş paralı askerler Atlar ve At-arabalarıyla savaşırken, Güneydekiler eşeklerin çektiği arabalarla işlerini görebilirler. Böyle olunca da at-kültürüne sahip olan toplumların istila gücü muazzam artar ve Yamnaya göçebeleri yağmacılığı oluşturulur.

Birkaç asır önce, Devlet denilen tepeden sahiplenici ve yönlendirici hayat görüşü Yamnaya Toplumu ile birlikte düşünülünce, yanına birkaç bin paralı asker toplayan kabileler (devlet sahipleri) karşılıklı ortaklık içinde yaşayan barışçıl toplumları kolayca istila etmeye başlarlar.

Biz Anadolular için batımız ve doğumuzun hangi indo-german dilli kavimlerin istilasına uğradığını bilmemiz gerekir.

Batıda Yunanlılar 3600 yıl önceleri kuzeyden Ege bölgesine inerler ve Atlantis kökenli yerli halkın (Pelasg’ların) tepesine çökerler. Önce Girit adasında gelişmiş olan Minos uygarlığını yerle-bir ederler. 

Sonra Bodrum, Efes, İzmir, Bergama, Truva gibi önemli ticaret merkezlerini ele geçirirler.

Herodotos’a göre (1.146) Batı Anadolu’da Grek kolonileri kurulurken işin içinde Yunanistan’dan hiçbir kadın yoktu, erkekler de Karyalı kadınlarla evlenmişti. Bu da Thales veya Herodotos gibi Karya’nın şehirlerinde doğmuş ünlü Greklerin yarı Karyalı olduğu ve Karya soyundan geldiği anlamına gelir. Dolayısıyla Herodotos’un (1.171) Karyalıları “tüm ulusların en saygını” olarak görmesi şaşırtıcı değildir. Her ne kadar bu dönemde Grekler Karya’nın kıyı kentlerine hâkim idiyse de, halkın büyük kısmı Anadolu kökenliydi ve kendi yerel dillerini konuşurlardı. (Zangger 2019)

Sonra Karadeniz’e geçip, Sinop, Giresun, Trabzon gibi kentlerde ticaret merkezleri kurarlar. Vs 

MÖ 334de Büyük İskender fetih ve istilalara başlar, bir yıl sonra Anadolu, 2 yıl sonra Suriye ve Mısır, 3 yıl sonra Irak, 4 yıl sonra İran, 5 yıl sonra Türkmenistan ve Afganistan ele geçirilir ve 8 yıl sonunda Hindistan’dadır.

Bir kralın 8 yılda Balkanlardan Hindistan’a kadar olan devasa bir alanı fethi nasıl olasıdır? Bunun olması devlet denilen sistemin sadece tepedeki bir krala ait olması, halkın devleti hiç sahiplenmemesi gerçeğinden kaynaklanır.

Bulgarlar türk kökenlidir ve Anadolu’daki Türkmenler (aleviler vs) ile birlikte eskiden beri balkanlarda yaşamaktadır. Sonradan slav kültürü etkisine girmişlerdir. Benzer şekilde balkanlardaki, batı Avrupa’daki birçok ulus sonradan slavlaştırılmış, germanlaştırılmış, abglo-saksonlaştırılmış, vs. Batı Avrupa’da kendi öz benliğini koruyan tek Bask toplumu kalmıştır.

Doğu bölgemizdeki istilacıları da bilmemiz gerekir. İran platosunun ilk sakinleri Azeriler, Elamlılar, Afşarlar, Kaşkaylar, Halaçlar gibi aglütine dil konuşan kavimlerdir. Persçe (farsça) indo-german dil grubundandır ve persler de yaklaşık 4 bin yıl önceleri kuzeyden gelerek İran platosuna yerleşmiş bir istilacı kavimdir.

Anadolu’nun doğusunda bulunan Atlantis-Ovalıların toprakları MÖ binlerde yine kuzeyden gelen İndo-german dilli bir 

tarafından (Persler) istilaya uğrar. Perslerin kurduğu ilk devlet Med-krallığıdır ve Anadolu’nun Doğu kesimini de istila eder. Farsça ya yakın dil konuşan Kürtler ya o zaman oralara yerleşirler veyahut fars kültürü etkisi altına giren yerli halktırlar. Ermeniler için de aynısı geçerlidir.

Gürcüler, Lazlar, Çerkezler, Çeçenler, Dağistanlılar  ise aglütine dillidirler dolayısıyla yerli kavimlerdir.

Yamnaya kültürünün temsilcileri olan Hint-Avrupa dilli kavimlerin kendilerini “uygar” olarak, diğer toplukları ise “barbar” olarak tanımlayarak o bölgelerin ilk sakinlerini aşağılamaları, dünya insanlığı için ırkçılığın ne kadar zararlı olduğunun tarihsel bir belgesidir. Bu tarihsel yanlışlığın yapılmasındaki suçun büyük kısmı ise, o zamana kadar dünyada en etkili olan aglütine dilin en yaygın temsilcisi olan Türk-devletleri yöneticilerindedir. Çünkü Avrupalılar Rönesans ve reformla geleneksel hatalarını törpüleyip, halkını bilgi oluşturmaya teşvik ederken, Türk yöneticiler halkın dilini değil, kavm-i necip (asil-ırk) olarak gördüklerinin dillerini kullanmışlar ve halkının tamamen bilgisiz kalmasına neden olmuşlardır.

Tüm tarih boyunca Anadolu ve Mezopotamya toprakları altında saklı olan geçmişimizden habersiz olarak yetişen bizler, batılılar bize ne dedilerse onlara dayanarak tarihimizi yorumladık. Sonuç ise günümüzdeki kendine güveni olmayan, yabancı hayranlığı içinde yaşayan bir halk topluluğudur.

M.Ö. on üçüncü yüzyılın sonlarına doğru, uluslararası sistem yıkılmaya başlar. Orta Doğu’daki büyük imparatorluklar ile küçük devletler arasındaki temaslar özellikle ticareti çok geliştirir. Ancak sistem, elit kesimi çok zengin ve fakirleri daha da fakir yapan bir sistemdir. Bu nedenle giderek artan sayıda insan borçlarından kaçmak için şehirleri terk etmeye başlar ve habiru gibi haydut gruplar oluştururlar.

Kuraklık gibi faktörlerin de hayatı zorlaştırması bu sosyal gerginliğe eklenince haydutluk ve soygunlar çığ gibi artar ve MÖ 1200lerde Anadolu’daki Hititler, Ege-Bölgesi’deki Mikenler gibi birçok uygarlığın yıkılmasına neden olur. Yıkımlar Mısır’a kadar çok etkili olur ve doğudaki Asurlar, Babiller ve Elamlar en az zararla kurtulurlar.

Bu sosyal felaket “Deniz halkları istilası” ve “Tunç-devri-çöküşü” olarak tarihe geçer. MÖ 1210larda başlayan bu olaylar, MÖ 1140lara kadar sürer.

Şimdi böyle bir “asil-soylu efendi insanlar nesli” kavramıyla beyinleri yıkanmaya başlanılan insanlığın tarih içindeki serüvenlerini görelim.


1.png

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: