Atlantis-Sümer-İlk_Alevi-TC- 20. Bölüm

İyaslismet GEDİK

Günümüz Türkiye’sinde 40’a yakın farklı etnik kökenli insan bir arada yaşamaktadır. Bunların hepsinin kanlarında Anadolu’da tarih boyunca yaşamış binlerce farklı ırk ve dinsel görüş sahibinin kalıtsal verileri vardır. Dolayısıyla bizler böylesine karmaşık bir ırksal ve dinsel görüş çeşitliliğinin tam göbeğindeyiz.


1.png

Öyle bir toplumsal hayat modeli önermeliyiz ki, tüm bu farklı ırksal ve dinsel öğelerin hepsini kapsasın, herkesçe kabul edilsin ve ortak bir görüşte birleşilerek, mutlu bir toplumsal birlik oluşturulsun.

Kutsallık, dinsel ve ırkçı anlayışa, dolayısıyla ayrımlaşmaya yol açar. KUTSAL SOYLU olduğuna inanılan bir EFENDİ zümresi oluşur. Tepeden otoriterce yönetilen Devlet sistemleri ortaya çıkarlar.


Kendilerini halkından üstün gören bu efendilerin, kendi halkını sömürmeleri onların hırslarını yatıştırmaya yetmez, komşu halkları da kendi egemenlikleri almak için fetih siyasetleri oluşturulmaya başlanır.

Atalarımız “kul sıkışmayınca hızır yetişmez” diye bilinen bir özdeyiş oluşturmuşlardır.

Bu özdeyiş doğadaki oluşum ve gelişimleri fiziksel ve matematiksel parametreleriyle açıklayan Dinamik Sistemler Fiziğinin ilkelerinin bir özetidir. 

Önceki bölümlerde insanlığın uygar davranışa geçişinin Buzul devrinin zor koşullarında yaşamaya mecbur kalan insanların, bu zor koşullarla başa çıkabilmek için dinamik sistemler fiziğinin kurallarına uygun olarak karşılıklı iş birliğine girerek insanlığı hızlı bir kültürel kalkınma içine soktukları gösterilmişti.

Bu hızlı kalkınma, yaklaşık 4.500 yıl önceleri duraksamaya başlar, çünkü Sümerler toplum hayatı yönetimini karşılıklı etkileşimden tepeden yönetilen sisteme, yani kuantsallıktan kutsallığa, dönüştürmüşlerdir. Tepeden yönetimli sistemlerin tüm toplumsal sorunların kaynağı olduğu  http://tanriyianlamak.blogspot.com.tr/2017/12/tepeye-bagl-orgutlenmenin-zararlar.html  adresli makalede net bir şekilde gösterilmiştir.

1.png

Kutsallık sisteminin gereği olan kralların bir enerji kaynakları olmadığından, onlar varlıkların dışındaki bir doğa-dışı (veya üstü) -güç (DÜG) sisteminin tüm doğal sistemin yaratıcısı ve sahibi olduğu şeklinde bir bilgiyle halkı yanıltmaya başlarlar.

Kendilerinin bu DÜG sisteminin toplumdaki temsilcileri olarak, tüm vatanın ve üzerindeki tüm varlıkların sahibi oldukları gerekçesiyle halkın tüm kazançlarına el koyarlar ve ancak ölmeyecekleri kadar bir şeyleri onlara bırakırlar. Halkın buna karşı duracak bir güçleri yoktur, çünkü tüm güç (para-mal-mülk) tepedeki efendidedir ve korumaları ve paralı askerleriyle halkı baskı altına almıştır.

Görüldüğü üzere kutsallık görüşüne dayalı tepeden yönetim tamamen bir sömürü sistemidir. Hem kendi halkını sömürür, hem de komşu devletler istila edilerek ganimetçilik yapılır. Bu sistemin 5.000 yıl önceleri Sümerlerce ortaya çıkarılmasından sonra hızla dünyaya yayılır, çünkü insanlık doğal olayların ve doğal felaketlerin nasıl oluştuğu konusunda bir şey bilmemektedir. Bu sistem ise DÜG sisteminin temsilcilerinin insanlara bu konuda yararlı olacaklarını vaat etmektedirler.

Kuantsal sistem tüm varlıklar arası karşılıklı etkileşimlere dayanır, yani toplum tüm insanların karşılıklı etkileşimleriyle oluşur. Kutsal sistemde ise tüm güç tepedeki bir efendide toplanmıştır. Tepedekinin gücünün ilahi bir kaynaktan kökenlendiğine inanıldığından, onun soyu asil soylu kabul edilir. Irkçılık bu şekilde ortaya çıkar.

Sümerlerde her kentin bir kralı olması, yaratıcının her topluma kendi diliyle bir elçi gönderdiği inancına dayanır. Bu inancın etkisiyle, ırkçılığın yanısıra, dinsel ayrımcılıklar da ortaya çıkar.

Sümerlerdeki gibi kent devletlerinin zamanla birçok kentin birleşmesiyle bölgesel devletlere dönüştürülmesiyle, dinsel anlayışta da değişimler olur ve yaratıcının belli ırkları seçip, onların soylarını desteklediği şeklinde inançlar gelişir. Vs.

At gibi çok hızlı ve güçlü bir hayvanı evcilleştiren Ukrayna-Kazakistan bozkırları toplukları (Yamnaya Göçebeleri) bu görüşe ulaşınca, sömürü ve talanla tüm dünyayı elde etmeye başlarlar. At gibi bir hayvana sahip olmayan Anadolu gibi Akdeniz ve Orta-Doğu toplumları kuzeyden gelen bu talancılar karşısında aciz kalırlar ve onların egemenlikleri altına girerler.

Yamna yöresi indo-german (Hint-Avrupa) dil grubunun doğum bölgesidir. Dolayısıyla, hangi kavimlerin dünyada bu talana katıldıkları, konuştukları dillerden anlaşılmaktadır.

Aryan dedikleri asil bir ırka mensup olduklarını iddia eden bu bozkır-göçebeleri, 5 bin yıl öncelerinden başlayarak Avrupa-Anadolu- İran gibi güney ülkelerini istilaya ve kendi kültürlerini istila ettikleri yöre halklarına aşılamaya başlarlar. Tüm Avrupa’da bu çok etkili olmuştur ve eskiden aglütine dil konuşan yerli halklar İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, Rusca, Yunanca gibi indogerman (hint-Avrupa) kültürü altına girmişlerdir.

Batı Avrupa’da buna direnebilen tek toplum Bask halkı olmuştur. Doğu Avrupa’da Macar’ların durumu karanlıktır, Hun imparatorluğundan sonra mı kaldılar, yoksa Bulgarlar, Anadolu Türkmenleri gibi Atlantis-Ovalı kökenli miydiler, henüz bilinmiyor. Ama Vinça kültürünün Atlantis kökenli olması gerekliliği düşünülünce, Orta-Avrupa’nın ilk yerel halklarının aglütine dilli olmaları beklenir.

Nitekim Bulgarlar eskiden Türkçe gibi aglütine dil konuşurken, sonradan kuzeyden gelen Hint-Avrupa kültürünü kabul etmişlerdir. Bulgarlar gibi, diğer bir çok toplumun da aynı şekilde sonradan slavlaştırıldığı veya diğer indo-german diller etkisine girdikleri anlaşılmaktadır.

Günümüz teknolojisiyle insanların soy geçmişlerinin genetik haplogrub analizleriyle belirlenebilmesi, çok ilginç sonuçlar vermektedir. Örneğin Girit adasında günümüzde yunan kültürü egemendir. Ama Girit adasında 4-5 bin yıl önceleri oluşturulan Minos uygarlığı halkının kökeninin Anadolu halkı ile akraba olduğu ortaya çıkmıştır (Hughey, J.R., Paschou, P. et al. 2013). Girit’teki Minos uygarlığını oluşturanların aglütine bir dil kullandıkları daha sonraki şu araştırmayla ıspatlanmıştır: Revesz, P.Z. 2016: A computer-aided translation of the Phaistos Disk. İnternational Journal of Computers. Vol 10, p.94-100. Bu araştırma eski Girit toplumunun dilinin Macarca, Fince gibi aglütine bir dil olduğunu linguistik araştırmalarla göstermiştir.

Yani Avrupa kıtasının ilk yerleşik toplumlarının Gedik 1992 yayını ile ortaya konulan Atlantis-Ovalılar olduğu genetik araştırmalarıyla tamamen desteklenmektedir.

Anadolu’da ve İran’da yaşayan farklı etnik kökeni gruplar için de aynı durum söz konusudur. Birçok genetik araştırma, Sahakyan et al 2017, Shinde et al 2019, Narasimhan et al 2019, insanlığın kültürel gelişim merkezinin Anadolu olduğunu ve oradan hem batıya, hem doğuya yayıldığını göstermektedir.

Bunlardan özellikle Fars kimliğine odaklı Grugni, V., Battaglia, V. et al. 2012 araştırmasında şu yazılıdır:

“Fars kimliği, yaklaşık 4 bin yıl önce İran’a gelen Hint-Avrupa Aryanlarını ifade eder. Fars dili ve kültürünü İran platosunun yerel toplumlarına yaydılar.”

O yayında vurgulandığı üzere, Fars kültürü, kuzeydeki Yamnaya-göçebelerinden koparak güney bölgelerini istila edip, üstün-ırk özellikli olduğunu savundukları kendi kültürlerini yerel halklara empoze eden bir sömürgeci kavimdir. Doğu Anadolu’daki Kürt gibi etnik grupların dillerinin Hint-Avrupa dil grubundan olması, Bulgarların slav kültürü kabul etmelerine benzer. Çünkü tüm komşularında (Gürcü, Azeri, Türk, vs.) aglütine diller konuşulmaktadır.

Biz Anadolu insanları, en az 12 bin yıldan beri bu topraklarda yaşaya gelmiş binlerce farklı kavmin karışımından oluşan bir nesiller karışımıyız. Her bir-kaç asırda bir bu topraklardan farklı kavimler geçmişler ve yerli kavimlerle karışmışlar-kaynaşmışlardır. Makedonyalılar, Persler, Bizanslılar, Selçuklular, Osmanlılar, vs. Bu kavim etkileşimlerinde, savaş nedeniyle erkekler genellikle karşılıklı olarak öldürüldülerse de, çocuk ve kadınlar hep korunmuşlardır.

Kadınlar genetik bilgi aktarımlarında aslan payına sahiptirler. Bu nedenle bizler soy olarak babalarımızın isimlerini taşıyarak onları aktarmış olsak dahi, kalıtsal olarak analarımızın soyunu baskın bir şekilde devralmış ve devam ettirmişizdir. Hele erkeklerin cariye vs. şeklinde yabancı kadınlarla ilişki kurmaları, soyumuza yüzlerce farklı kavmin kalıtsal değerlerini sokmuştur. Osmanlı hanedanlarının saraylarındaki cariyelerin ırklarındaki çeşitlilik bunun güzel bir örneğini oluşturur.

2.png
Genetik analiz sonuçlarını gösteren şekilde bu durum çok net olarak görülür.

Hindistan, Afrika gibi insanlık göçlerinden az etkilenen ülke insanlarının genetik profilleri oldukça basit ve sadedir.

Ama Anadolu ve çevre ülkelerinde durum tamamen farklıdır. Ve en fazla çeşitlilik de Anadolu halkında görülür.

Günümüz Türkiye’sinde 40’a yakın farklı etnik kökenli insan bir arada yaşamaktadır. Bunların hepsinin kanlarında (yani gerçekte genomlarında) Anadolu’da tarih boyunca yaşamış binlerce farklı ırk ve dinsel görüş sahibinin kalıtsal verileri vardır. Yani bizler tam bir çorbayız. 

Dolayısıyla bizler böylesine karmaşık bir ırksal ve dinsel görüş çeşitliliğinin tam göbeğindeyiz. Öyle bir toplumsal hayat modeli önermeliyiz ki, tüm bu farklı ırksal ve dinsel öğelerin hepsini kapsasın ve hiç-birine ters gelmesin. Hepsi kabul edebilsin ve ortak bir hayat görüşü çerçevesinde birleşerek, mutlu bir toplumsal birlik oluştursun ve dünyaya örnek bir model ortaya koysun.


2.png

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: