Atlantis-Sümer-İlk_Alevi-TC- 29. Bölüm

yasliİsmet GEDİK

Amaçları toplumsal sorunların nedenleri ve çözümleri olmayıp, bir dinsel görüşü savunmak için bu sorunların çözümünü içeren bilgilere karşı çıkanlara bir yanıt verilmesi gerekti.1.png

Amacımız nedir? Ne olmalı?

Bu yazı dizinine “Neden uzlaşamıyoruz” sorusuyla başladık. Ve yanıt olarak geçmişimiz hakkında hatalı bilgilerle eğitildiğimiz için farklı görüş etkileri altında olduğumuzun bilimsel verilerini sunarak, bu hatalı tarihsel bilgiler nedeniyle de uzlaşamaz duruma düştüğümüzü gösterdik.


Yazılanlarda bir yanlışlık varsa, bilimsel kaynaklarıyla gösterin ki, tartışıp-düzeltelim.

Yazı dizinin başında, bu eserin bir ön-kitabı olduğu ve o kitapta doğa-bilimsel veriler sonucu şu sonuçlara ulaşıldığı belirtilmişti:

Önceki Bölümlerin Bilançosu:

Dünyamızın geçmişinin kaydedildiği jeolojik katmanların okunmasıyla ortaya konulan zaman olgusu ve kuantum denilen en alt-sistem öğelerinin özellikleri şu sonuçları göstermişti:

-1)-Doğa alt-sistemden üst-sistem yapılarına doğru gelişmektedir,

-2)-Oluşumları tetikleyici faktör (yani kuvvet oluşturuculuk) alt-sistemlere aittir,

-3)-Oluşumlar “information & self-organisation = bilgilen ve örgütlen” olarak özetlenen dinamik sistemlere göre gerçekleşir,

 ve Dinamik sistemlerde ise,

-4)-Bilgiler (kurallar) karşılıklı etkileşimlerle oluşturulur ve bu sayede doğal zorluklar aşılır.

-5)- Evrenin, Güneş-sisteminin ve Hayatın gezegenimizdeki gelişimi, evrensel ölçekte bir bilgi artışına dayalı evrimleşme olduğunu, ancak bu evrimleşmenin nereye doğru gittiğinin bilinmediğini göstermektedir.

-6)- Bilgisiz bir şey yapılamadığı, bilginin ise varlığın çevresindeki dönüşümleri algılayarak daha ergonomik yapılar oluşturma çabaları sonucu gerçekleştiği görülmektedir.

-7) Varlıklar davranışlarını sürekli değiştirilip-yenilenen ether okyanusu içindeki sinyallerden yararlanarak belirlerler.

-8)- 1960lı yıllarda “Life is nothing but chemistry” diyen fizikçi Kervan’ın öngörüsü sonraki yıllarda yapılan araştırmalarla doğrulanmıştır. Varlıkların içsel bileşenlerinin kimyasal değişimleri sonucu yaşam formları değişmekte ve geliştirilen bilgilerle daha ergonomik yeni sistem oluşumları şeklinde sürekli evrimleşmektedir.

-9)- Zamanın ilerlemesi bilgi düzeyine koşut gelişir. Zaman ilerledikçe varlık çeşitliliği artar. Bilgiler atom gibi temel öğelerde depolanıp işlendiğinden, atomların da yaşayan öğeler olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bedenler içinde atomlar birbirlerine dönüşebilmekte, hücreler içinde bir yaşam sergilenmektedirler.

-10) Doğada her şey bilgi ile oluşturulur, ama doğal sistem de sürekli değiştirilip-dönüştürülür. Böyle olunca, bir hücre grubu da, doğadaki tüm bu değişim-dönüşümler nasıl oluyor, nereye doğru gidiliyor gibi sorular sorup araştıran insanı oluşturur.

“Şimdi böyle bir bilgi oluşturma yeteneğiyle donatılmış insan türünün zaman içinde ne tür bilgiler oluşturduğunu görelim” denilerek şimdiye dek paylaşılan 28 bölümlük bilgiler sunuldu.

Dikkat ederseniz, mümkün olduğunca sadece doğa-bilimsel olgulara dayanılarak, çıkarsamalar yapılmaya çalışıldı. Bu çıkarsamalar sonunda, insanlığın 4 bin yıl öncelerine kadar, yukarıda özetlenen genel ilkelere uygun davranarak

  • Birbirleriyle karşılıklı etkileşimlere dayanarak
  • Herkesin kendi mesleğinde en iyi şekilde hizmet üreterek
  • Karşılıklı bağımlılığa dayalı bir ortak yaşam sistemi içinde yaşadıkları görülmektedir.
  • Bu durum hem “Höyük tipi yerleşim ve yaşam” sisteminden hem de insanlığın şekilde gösterilen kültürel gelişim grafiğinden anlaşılmaktadır.

1.png

Şekilde görüldüğü üzere 5 yıldan beri insanlığın kültürel gelişim hızında düşme görülmesinin nedeni ise şu olmuştur:

Toplum hayatı tepedeki birileri tarafından sahiplenilince,

  • Halk topluma sahip çıkmamış,
  • Kamu malları hor kullanılmaya başlanmış,
  • Tepedekilere yağcılık-yalakalık yaygınlaşmış,
  • Halk bilgisiz bırakıldığından verimli üretim olmamış,
  • İnsanlar arası dayanışma ve komşuluk ruhu kaybolmuş, komşular birbirlerine yabancılaşmışlar,
  • Hak ve hukuk sistemi tepedekiler lehine işlemiş, halk sisteme düşman edilmiş,
  • “Devletin malı deniz, yemeyen keriz” sistemi oluşmuş,

Yani günümüz toplumlarında görülen tüm toplumsal hastalıkların ortaya çıkış nedeni, “Devlet” denilen KUTSALLIK anlayışına dayanan tepeye bağımlı hayat görüşünün ortaya çıkarılması olmuştur. Tüm toplumsal sorunların kaynağının Tepeye Bağımlı Örgütlenme (TBÖ) olduğu şu adreste tüm ayrıntılarıyla gösterilmiştir: https://tanriyianlamak.blogspot.com/2017/12/tepeye-bagl-orgutlenmenin-zararlar.html

Bizlerin tek bir amacı olmalı: toplumsal sorunlarımıza bir çözüm bulmak.  Doğada her şey sürekli değiştiği için, insanı oluşturan hücreler de insan beynini, “çevrende neler olup-bitiyor, bunları araştır da, ona göre işlem yapılsın” mantığıyla, muazzam senaryolar üretecek şekilde oluşturmuşlardır. İnsan beyninin bu az sayıda veriden muazzam senaryolar üretme yeteneği, insanların milyonlarca farklı senaryo üretmelerine yol açmıştır.

Kuantsal sistemin yaratıcılıkla donattığı insanların bazı uyanıkları, bu yaratıcılık yeteneklerini kötüye kullanarak,

  • Yaratıcılığın varlıkların dışında-üstünde kutsal bir sistemde olduğu,
  • Yaratıcının kendilerine ilahi mesajlar gönderdiği,
  • Sıradan insanlardan üstün kutsal-soylu olan bu kişilerce duyurulan kutsal kitaplara uyularak yaşanmasını,
  • Böyle yaşarlarsa, ölümden sonra kendilerini ebedi bir öteki dünya hayatı beklediği şeklinde tamamen hayali senaryolu bir hayat görüşü empoze etmeye başlamışlardır.
  • Evrensel sistemin her şeye kadir olan Yaratıcısı, herkesçe okunup-anlaşılır, yok edilemeyen bir kitap göndermez miydi, ki insanlık hala farklı inançları savunan kitaplar peşindeler.

Ama tekrar vurgulama istiyorum: İnsan beyninin tüm bu senaryo üretme çabalarının temelinde, nasıl bu dünyada daha rahat yaşanabileceği, ne yaparsa daha rahat bir hayat sistemine ulaşabileceği temel dürtüsü vardır. Bu nedenle Toplumsal sorunların çözümüne yaramayan hiçbir senaryonun, hiçbir görüşün değeri yoktur, onlar beyinlerin oluşturdukları milyonlarca HAYALİ senaryodan sadece önemsiz ve hiçbir değeri olmayan birer hayaldirler.

Bedeni oluşturan hücrelerin her biri, on binlerce farklı faktörü değerlendirerek bir karara varırlar. Toplum oluşturacak biz insanlar da binlerce faktörü dikkate alarak bir toplumsal uzlaşma taslağı ortaya koymak zorundayız. Tek bir yönlü bakış açısıyla oluşturulan öneriler bağımlı olduğumuz ve etkilendiğimiz binlerce doğal faktörü dikkate almadan oluşturulduklarından, insanlığın tüm sorunlarını çözecek bir formül olamazlar.

Dinamik Oluşum Mekanizması (DOM) sistemi jeoloji, paleontoloji, fizik, kimya, biyoloji, arkeoloji, astrofizik, nöroloji, fizyoloji, genetik, sinerjetik gibi onlarca doğa-bilimsel bilgilerin temel noktalarını dikkate alarak oluşturulmuş bir toplumsal uzlaşma metnidir. Bu farklı alan bilgilerinin senteziyle oluşturulan temel sonuç, toplumsal sorunlarımızın nedeninin tepeye-bağımlılık ve tepeye bağlı örgütlenme (TBÖ) olduğunu kesin bir şekilde göstermektedir.

Yazdıklarıma itiraz edenlerden tek ricam şudur: Amaç “toplumsal sorunlarımızın nedeni ve çözüm yoludur”. Din, iman, namus, ahlak, hak-hukuk, vs. hep toplumsal hayatı düzenleme amaçlıdırlar.

Bilimsel veriler bu gerçekleri ortaya koymuşken ve bu yazı dizini bu amaçla hazırlanmışken, bazı katılımcıların sunulan mesajların dinsel inançlarına ters olduğu gerekçesiyle hiç hoş olmayan yazışmalara neden oluyorlar.

Bu tam bir yanlış bilgilendirilme sonucudur. Bu yanlış bilginin nerden kaynaklandığını kısaca özetleyelim:

İnsanlığın kültürel gelişim grafiği 4500 yıl öncesine kadar insanlığın çok hızlı bir gelişim içinde olduğunu ve bu tarihten sonra ise gelişim hızının azaldığını gösterir.

(K) ile gösterilen bu sapma zamanı Sümerlerin “yaratılış” konusundaki görüşlerinin ortaya çıkmalarıyla örtüşür.

  Sümerlerin yaratılış konusundaki görüşleri, onlardan sonraki toplumlarda çok etkili olmuştur. Sümerlerin bu konudaki görüşlerini şöyle özetleyebiliriz:

  • Doğa ve  Tanrılar tarafından yaratılmıştır.
  • 2.png
  • Tanrılar gökte, yeryüzünde ve yer-altında bulunurlar.
  • Tanrılar insanları kendilerine hizmet etmeleri için çamurdan yapmışlardır.
  • Toplumlar tanrıların dünyadaki temsilcileri tarafından yönetilirler.
  • Her topluma kendi dillerinde bir kutsal kitap gönderilir.
  • Sümerler MÖ. 4000lerde Mezopotamya’da ilk kent devletlerini kurarlar. Her kentin kutsal soylu bir kralı ve ona gönderilen bir kutsal kitabı vardır.
  • Sümer Kent devletlerinin yerini MÖ. 2500lerden sonra, güney-doğuda Elamlılar, kuzeylerinde Akadlar- Asurlular, batıda Amoritler, Anadolu’da Luwiler, Hattiler, Hititler gibi çok farklı etnik grupların oluşturdukları bölgesel devletler alır. Kentlerin birleştirilmeleriyle oluşturulan bölgesel devlet sistemlerinin ortaya çıkışıyla, her kente bir kutsal kral ve kutsal kitap gönderilmesi konusunda da değişimler oluşması kaçınılmaz olur.
  • Bu değişimlerin, her toplumsal kente bir kitap ve kutsal yönetici gönderme yerine, yaratıcının belli kavimleri seçerek, onların soylarına kutsal kitap gönderdiği yönünde gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
  • Bu tarihsel gelişimlerden kutsal kitap kavramının Sümerler zamanında, yani 5 bin yıl önceleri ortaya çıktığı, zaman içinde kentsel devletlerden bölgesel devlet oluşumlarına ve daha sonraları da imparatorluklara evrimleşmeleriyle, daha geniş çaplı olacak şekilde bir kutsal kitap oluşum şekli ortaya çıktığı; günümüz semavi dinlerinin böyle oluştuğu anlaşılmaktadır.
  • Semavi dinlerden Musevilik M.Ö. Binlerde İsrail-oğullarına ait devlet oluşumunu, Hristiyanlık MS. 325de  Bizans imparatorluğunun resmi dini olarak kabul edilmesine ve Müslümanlık MS 7. asırda Arap devletlerini örgütleyici faktör olmasına yol açmıştır.
  • Görüldüğü üzere, kutsal kitap sistemi, 4-5 bin yıldan beri Sümerlerce ortaya atılan yaratılış görüşü uyarınca oluşturulmuştur. Daha eski zamanlarda yoktur. Bu nedenle Anadolu’da 4-5 bin yıldan önceleri yaşayan toplumlarda animizm temeline dayanan Alevilik gibi kuantsal sisteme yakın bir anlayış vardır, ki “bir ben vardır bende benden içeri” gibi ifadeler bunun kanıtıdırlar.
  • Anadolu 1071 yılına kadar Bizans imparatorluğu yönetiminde kaldığından, aleviler Hristiyanlarca sürekli baskı altında tutulmuşlardır
  • .-7. Asırdan sonra gelişmeye başlayan İslam devletinin, Türklerle ilişkisi 670 ile 740 yılları arasında oluşur. Emevilere bağlı Horasan valiliğince Buhara ve Semerkant yörelerine saldırılara başlanır. Yerel Türk beylikleri birbirlerine düşürülerek ortak bir güç oluşturmaları engellenir ve kanlı saldırılarla yüzbine yakın eli kılıç tutan erkek kılıçtan geçirilir (Talkan ve Curcan katliamları). “Türkler 4 fersah (24 km) boyunca sağlı sollu ağaçlara asılır, kuzgunlara, kargalara yem edilir.” Kaynak: Kongar,E.(2006) Tarihimizle Yüzleşmek, Remzi Kitabevi; Aydın,E.(2010) Nasıl Müslüman Olduk?, Kırmızı Yayınları.

Yani Türkler kendileri istedikleri için Müslümanlığı kabul etmemişlerdir. Tepedeki bir lidere bağlı oldukları ve tepedeki liderlerin de kişisel çıkarlarını düşünerek, halkı daha kolay dize getirme, ezme, köleleştirme, kul yapma fırsatı vermesi nedeniyle bu inanç sistemini kabul etmeleri nedeniyle onların izinden gitmişlerdir. Ve böylece Türk-İslâm Devletleri kurulmuştur.

Burada tekrar bir konunun altını çizmek istiyorum: Bizlerin amacı toplumsal sorunlarımızın nedeni ve çözümü müdür, yoksa bir dinsel inancın savunulması mıdır? Hangisini ön plana alarak yazışıp-tartışacağız?

Benim temel amacım toplumsal sorunlarımızın nedenini bulmaktır. Tüm toplumsal sorunların nedenin tepeye bağımlılık, tepeden yönetim olduğu açık ve net olarak gösterilmiştir.

Öyleyse “kutsallık” gibi tepeye bağımlığın kökeni olan inanç sistemlerinde ısrar etmenin mantıkla bağdaşır bir yanı var mıdır?


2.png

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: