Tık -/= Bir “tık” sesi ile harflerim aktı:)

kadin1Arzu

Issızlığı dinliyorum. Yeni güne kalan dakikaları, az perşembenin. Dışarıya 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı için astığım bayrağın cama dokunuşları, gece rüzgarının ritmi oluyor bu sessizlikte.


TIK… TIK… TIK… – Seyit Aydoğanİnsan sessizliği açınca iyice, her bir tıkı duyar oluyor. Genleşen bir pet şişe birden ses veriyor mesela:) Ve insanı bazen minicik bir ses, nerelere götürüyor….

O zamanlar, ayrı yaşamak için bayrakları asmışım tepeme.

Cinlerini toplayan var tepesine, tepesinde tasla gezen var attıra attıra.


Ben sadece bir özgürlük peşindeyim.

Hepsi sadece birey olma mücadelesi.

 İlla fatura, kira falan ödemeye niyet etmiş, niyet eylemişim.

Büyümeye meraklılık halleri… Bir şekilde bayraklar işe yaramış ve ben tutmuşum o evi! Ve sonunda rahat rahat sigara da içeceğim!!!

Yaşasııınnnnn!

Annem hep buruk. Nasıl da kızgın. Ama makul davranmaya çalışıyor her zamanki gibi.

Bilge bir Annenin olması gerektiği gibi…

İlk gece…

Bir şeyler okumuşum, özgürce müzik falan da çalmış evde, sigara da içilmiş ve artık uyumak vakti. Kimse de demiyor “Hadi uyu artık”. Her şeye kendim karar veriyorum!!!

Ne kadar da büyüdüm bennn(!)

Yarın işe gideceğim. İstesem uyumam aslında da İşte yarın uyanması zor olur tabi.

O an daha sorguluyorum.

Kurallar aslında hep var…

Tam kendi cumhuriyetini kurduğunu düşündüğün anda, anlıyorsun hayatın bir akışının olduğunu ve otomatik olarak buna herkesin uymak durumunda kaldığını.

Yatıyorum yatağa.

Işığı en son kapatan olmak mı?

Çok tuhaf geliyor bana birden.

Annem her gece evin devriyesidir.

Kapı baca kontrol edicisi.

Üst baş örtücüsü.

Her odayı gezer, örter açılmış kaç evlat varsa, öper de…

 İçim bir buruluyor o anda…

Sanki o an olsa, eve döneceğim.

Ama kontrat tamam.

Kavgalar tamam.

Eşyalar tamam.

İkametgah tamam.

Burnumun diki tastamam yani…

Özlüyorum öyle korunmayı ve öpülmeyi…

Derken bu duygularımı bir ses bölüyor! Aha! Sessizliğin sesiii:)

Daha önce kulak kesilmediğim gece, bana ne sesler çıkarıyor ne sesler:)))

Buzdolabı sıfır alınmışlığını hazımsız, çakır çokur tuhaf sesler çıkararak çalışıyor.

Başka ne olabilir ki(!)

Mutfağa koşuyorum nedir bu sesin kaynağı diye.

Orada anlıyorum bu gıcır gıcır denmesini yeni bir şeye.

Buzdolabım gıcır gıcır maşallah!!! Hatta çakır çokuuuurrrr(!)

Yatıyorum yine yatağa. Aaaaa! Bir ses:)) Gidiyorum salona. “Pet şişe tabi” diyorum kendi kendimi pışpışlayarak.

Site güvenlikli, gayet korunaklı. İçeriye izinsiz kimseler giremez.

Kameralar, gezen güvenlikler de var ayrı. Hem zaten üst katın bir altındayım ben. Çatıdan da bahçeden de girilmez eve(!) Ayyy!

Yatağa gidiyorum yine…

Kulaklığı takamamak nedir, o gece anlıyorum… Bangır müzikle uykuya dalamamak… Meğer insan her şeyden sorumlu olunca, sorumsuz olamıyormuş uyumadan önce bile.

Sesleri duymak da sorumluluklar arasındaymış. Ve Annem, ne çok sorumluluk almış meğer…

Bu düşüncelerle bayılıyorum…

Sabah çalan saatin sesi bana her şeyi unutturuyor.

Yeni gün ve kocaman olmuş Arzu, mutludan öte uyanıyor!!!

Başarmış tek başına uyumayı bile, daha ne olsun be(!)

Anneme hiç anlatmadım bunları ben..

Hem pişman olduğumu bilsin istemedim, çünkü bu geriye dönüş demek olurdu, hem de üzülmesini… Korka çekine uyumaya çalışan kızını mı düşünseydi yani..?

Büyümek, sancılı bir şeydi ve benim de bunları tecrübe ermem gerekliydi.

Hep bunlara inandık ya.

Hala da daha da fazlasına inanıyoruz ya. Ama var ya…

Annemin sözü hep yüreğimde, o renkli çalışma masası kağıtlarından birinde yazılmışçasına…

“Ya zaten bir gün istesen de istemesen de ayrılacaksın benden…

Bak anneannen yanımda mı benim. Çok da zorlama kendini…”

“Hemen de drama bağla anne yaaaa!”

Öyle haklıydı ki.. Şimdi anladım dram denen şey, aslında birinin tecrübesi. Gerçek bir şey. Ama bu gerçek, insanın işine geliyor ya da gelmiyor.

Kabul ya da red halinin esprisi bu.

Şimdi yine bir sessizlik anında, pet şişe ve camdaki bayrak bana gülümseyince gece gece, birden o Annemsiz ilk geceye gidiverdim.

Bana bir telefon kadar yakın olan annemin, belki de her zamankinden daha yakın olduğunu hissettim…

Bilmiyoruz ki o boyuta gidenleri..?

Belki de hep bizimle onlar???

Ve ben hissediyorum bunun böyle olduğunu.

Şimdi gece sesi anlam olarak bundan sebep az daha değişti bende:)

Şimdi sessizlikte bir ses, annemden bana bir gülümseme gibi…

Belki burada..?

Ve hissetmem yeterli onu fark edebilmem için… Hissedersem, mutlu olur… Anlatamıyorken varlığını, ben anlayınca, yorulmaz da…

Ruhu… Huzur bulur….

Doğum günü 3 Mayıs…

Mayısa doğru zaman ilerlerken, yüreğimden bunlar geçerken, paylaşmazsam olmaz ki… Anneler günü yaklaşırken…

Hepimiz aslında birbirine çok benzer şeyler yaşıyoruz. İsimlerimiz ve şartlarımız değişiyor belki ama duygularımız çok benzeşiyor. Ve birbirimizi anladığımızda, ruhlarımızı yoran duygularımız hafifliyor.

“İnsan insanın zehrini alıyor…” Kim bilir harflerim şu an sana nasıl dokunuyor?

Üç aşağı beş yukarı sana çok benziyorum, bana çok benziyorsun.

Sen yurt dışı yaptın ya da evlendin?

Diğeri başka bir şekilde bireyselleşti.

Ama herkes mevsimi gelince bu ve benzeri duyguları hissetti.

Kendinden bile gizledi ya da fark etmedi..?

Anda kalmak çok ama çoook önemli…..

Büyümek böyle böyle Sezen Aksu sevdirdi yani:)

Küçüğüm daha ben oysa da neyse:) Evet, bu yazıma Sezen’in “Küçüğüm” şarkısı yakışır. Linki bırakacağım sayfanın sonuna.

İçindeki küçüğe ve dışındaki büyüğe iyi bak olur mu..? Sen büyürken, sevdiklerinin de büyüdüğünü bir kenarında hatırla. Seve seve vedalaş onlarla.

Öyle bir yaşa ki büyüklerinle, dram denen şeyin başrolünü aldığında, içinde hiç eksiklik olmasın. Acıtmasın hiç bir “keşke” seni.

Bugün beni güçlü kılan bu özlemek halinde, “iyi ki”lerim.

Dünyanın en birlikte anne kızı olmamızın ödülleri, şimdi bu sessizliklerde bana nefes oluyorlar. Henüz senin için de zaman varsa, bu işaret emin ol sana.

Anılar doldur anlarını yarınlarda sana yarenlik. İşe yarıyor, İnan.

Eğer geç kaldıysan…

Yapacak bir şey yok bu durumda tabi.

Sen de böyle lezzetlenmiş oldun.

Dram yok, fayda var.

Kendine faydalı olanı bulacak ve yoluna devam edeceksin.

Hayat böyle.

Bir “tık” sesi ile harflerim aktı:)

Tutmadım:) Böyle böyle iyi geceler o zaman:) Bilmiyorum, ışığı en son kapatan sen misin bu gece?

Üstünü örten, seni öpen annen mi dolanacak güzel evinde?

Artık sen misin anne ya da baba?

Yoksa torunlarını mı özler oldun bu mevsim, ışığı yine sen kapatırken..?

Hadi şimdi git yatağına…

kalp

***************************

Tık tık kimse varmı? | Derya Aktalaş | Flickr


minik-okBu güzel yazının devamını da okumak isterseniz, lütfen alttaki adrese tıklayınız…

http://yasamarzusu.com/2021/04/30/tik/

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: