Atlantis-Sümer-İlk_Alevi-TC- 31. Bölüm

yasliİsmet GEDİK

Toplumun sahipliğinin kendilerine ait olduğu bilgisiyle yetişen insanlar asla topluma zarar vermezler. Öyleyse toplumsal sorunları ortadan kaldırmanın en basit yolu, insanlara bu bilgiyi vermektir.


Bir DeğerlendirmeAdsız.png

Bilgisiz bir şey yapamıyoruz ve bilgiye hasretlik çekiyoruz. Bilgiye hasretimiz ise tepedekilerce sömürülüyor.  Bu sömürme sistemi yaklaşık 4 bin yıldan beri uygulanmakta olduğu geçmiş bölümlerde açıklandı. Tepedekiler “Doğa-Dışı-bir-Güç” sisteminin nasıl davranılması gerektiği bilgisini doğa-yasaları olarak verdiğini ve bizlerin birer robot gibi bunlara uyarak yaşamamızı söylüyorlar. 


Bazıları ise başka bir yaklaşımla yaratıcının kutsal kitaplar şeklinde her tür bilgiyi insanlara gönderdiğini, bunlara uyarak yaşanırsa, bu dünyada her şeye ulaşamamış olsa da, öteki dünya hayatında ebedi ve mutlu olarak yaşayacağını söylüyorlar.

Yazı-dizinin ilk 13 bölümünde ise, doğadaki oluşumların “DOĞA-İÇİ-BİR GÜÇ” sistemince tabandan başlanarak gittikçe büyüyüp geliştirilen bir sitemde gerçekleştiği görülmektedir. Ama bu bilgiler insanlara verilmemektedir.

Toplumun sahipliğinin kendilerine ait olduğu bilgisiyle yetişen insanlar asla topluma zarar vermezler. Öyleyse toplumsal sorunları ortadan kaldırmanın en basit yolu, insanlara bu bilgiyi vermektir.

Peki bu BİLGİ insanlara neden verilmiyor?

Nedeni “su başlarını devlerin tutmuş” olmalarıdır.

Tarih dersinde sadece insanlık tarihi bilgileri verilmektedir. İnsanları hücreleri oluştururlar, dolayısıyla hücrelerden de etkilenmekteyiz.

Bu nedenle bedenimizdeki hücrelerin 3.5 milyar yıllık hayat tarihi verileri hakkında da bilgi sahibi olunması gerekir. Hücreler atom ve moleküllerden oluşurlar ve onlardan etkilenirler.

Bu nedenle atom ve moleküllerin oluşum ve gelişim tarihleri konusunda da bilgi sahibi olunması gerekir.

Dolayısıyla bizlerin düşünce ve davranışlarını belirleyen hücrelerle uyumlu olabilmemiz için sadece insanlık tarihini değil, doğa ve dünyamızın tarihsel geçmişi hakkındaki bilgileri de öğretmeliyiz.

Doğa bu şekilde alt-sistem – üst-sistem yapılaşmalarından oluşur ve böylelikle birbirlerine bağımlı olan entegre bir sistem ortaya çıkar. Böyle sistemlerde geçerli olan kurallar, Feibleman: (1954) tarafından “Theory of Integrative Levels = Bütünleştirici Düzeylerinin Teorisi” başlığı altında yayınlanmıştır ve “alt-sistem – üst-sistem = alt-düzey – üst-düzey” ilişkilerinin ana-hatlarını belirlerler. Bunlar arasında en önemlileri şunlardır:

-I- Her düzey, altındaki düzey(ler)inkine ek, yeni bir özellik taşır.

-II- Üst düzeylere doğru karmaşıklık derecesi artar.

-III- Herhangi bir düzeyde oluşan bir bozukluk, ilişkili tüm diğer düzeyleri de etkiler.

-IV- Her sistemde, üst düzey alt düzeye bağımlıdır; karar erki alt düzeydedir; üst düzey hedef göstermekle yükümlüdür.

“Hedef gösterme” konusunda bir açıklama gerekir.

Biz hücrelerimize nasıl hedef gösteririz? Hücrelerin anlayacağı dil ile. Hücreler nelerle anlaşırlar? Moleküllerle, proteinler, şekerler vs. Biz şekerli şeyleri seversek, hücreler onları ödüllendirme listesine alırlar ve hep isterler; alışkanlık denilen davranış böyle oluşur.

Hücreler atomlara nasıl hedef gösterebilir?

Atomların nasıl davrandıklarına bakarak.

Atomlar nasıl davranırlar?

Enerji gradyanlarına uyarak hareket ederler.

Öyleyse bir protein yapmak isteyen hücre, o protein oluşumunda yer alacak atomları oraya çekecek şekilde özel mikro-ortamlar hazırlarlar. O ortamdaki enerji koşullarına uygun proton-nötron kombinasyonlarına uygun olacak şekilde atom-altı-öğeler orada yığışırlar. Yani “kuvvet-alanı” dediğimiz bölgeler, çok büyük veya çok küçük boyutlu olabilirler.  

Yeryuvarı katmanlarında ve hücrelerimizin genetik kayıtlarındaki bilgiler bu 15 bölümlük yazı dizininde bilgilerinize sunulmuştur.  İnsanlık bilgiye hasrettir ve insanlara öğretilmesi şart ve gerekli olan bilgiler doğal sistem kayıtlarındaki bu bilgiler olmak zorundadır.

Bilgisiz bir şey yapamıyoruz. Hücreler de bilgisiz bir şey yapamıyor. Yani doğada her şey bilgi temeline dayanarak davranmak zorundadır. Doğa yasalarının en temel kuralı da “enerjinin korunması yasasıdır” Doğal sistemin bu yasasına uymayıp, doğa yasalarına ters işlemler yapmaya başladığınızda, içlerimizdeki kuantsal öğeler devreye girerler ve evrensel ölçekte etkileşerek (nötrino effect) sizi cezalandırırlar. 

Bu bilgilerle, gelenek ve göreneklerinize yerleştirilerek sizlere aktarılmış ve öğretilmiş bilgileri kıyaslayarak, bilgiye hasretliği sömürenlerin asırlardır bizleri nasıl sömürdüklerini anlayıp-değerlendirmek artık size kalmıştır.

Adsız.png
İnsan Olmanın sorumluluğu vardır ve o da bilgi edinerek o bilgilere uygun davranmaktır

Bu temel bilgilerden sonra, insanı oluşturan hücrelerin neden “bilgi” oluşturma ve yorumlamaya ağırlık veren bir beden yapısına gittiklerini anlamak kolaylaşır.

Şimdi bunu görelim.

Yani insanı oluşturan hücreler çok bilinçli olarak, “bilgi oluşturmaya” yönelik bir beden tasarımına yatırım yapmış bir hücreler topluluğudur.

Bunun sonucu, az sayıda veriden, muazzam senaryolar üretecek bir beyin yapısı ortaya çıkmıştır. Az sayıda veriden yola çıkarak çok çeşitli senaryolar üretme yeteneği, verilerin çok güvenilir olmasını gerektirmektedir. İşte dikkat etmemiz ve üzerinde önemle durmamız gereken en önemli nokta budur.

Dünyamızda gittikçe gelişen-büyüyen bir sistem oluşumu söz konusudur. Toplum-hayatı da bunun başında gelmektedir. İnsanlık, kabileler, küçük devletler, büyük devletler, devlet toplulukları aşamalarından geçerek günümüze gelmiştir.

Bilimsel ve teknolojik gelişmeler, dünyadaki tüm insanlığı “aynı gemide” yaşayan bir kalabalığı dönüştürmüştür. Teknolojik gelişmeler dünyamızı küçülttü, artık her dinden-dilden-ırktan insan bir arada yaşamaya başladı. İnsanlık, ortak bir dünya-toplumu oluşturmak zorundadır. Günümüzde, dünya genelinde bir “insan-toplumu” oluşturma evresinin sancılarını çekmekteyiz.

İnsanlara, doğa ve dünyanın sahipliğinin hariçteki-tepedeki bir sistemde olduğu bilgisi veriliyor. Doğa tepedekilerce parsellenip sahipleniliyor ve sahiplenilen yerlerdeki tüm varlıklar efendinin mülkü olduğu görüşü halka empoze ediliyor. Halk efendilere ait topraklarda efendinin hizmetkarı-kölesi olarak çalışıp-üretir; ürettiğinin çoğunu kral alır, kalanıyla da halk yetinip-geçinmek zorunda kalacak şekilde bir görüşle toplum hayatına başlıyor.

Tepedekilerin gücü, tabandaki halkın ürünleriyle oluşturulur ve kapitalist sistemin tohumu atılmış olunur. Halkı köleleştirecek olan “para” faktörü tepedekilere terk edilmiş ve halkın kulluk fermanını imzalanmıştır. Bu şekilde, parayı kontrolünde bulunduran tepedekilerin oluşturduğu bir “işveren” sınıfı ve boğaz tokluğuna çalışan bir işçi sınıfı doğup-gelişmiş olur.

Yine Tepe’den yönetimli hayat görüşüne uygun olarak, her millete (devlete) kendi dillerinde (bir peygamberle) kutsal mesajlar gönderilir ve halkın bu kutsal bilgilere uyarak yaşamalarının şart olduğu öğretilir.

Halbuki doğa tabandan yönetilen sistemde çalışmaktadır ve her şey karşılıklı etkileşimle oluşmaktadır, her şey tabana dayalı olmak zorundadır, çünkü enerji denilen faktör, hep tabandadır, tepede bir enerji gücü yoktur. Her varlık çevresiyle bağımlılık içinde olduğu için etkileşim gereklidir.

İnsanlar arası etkileşim ise, sundukları hizmete endekslidir. İnsanlar sundukları hizmetin karşılığının belirlenmesinde (yani takas işleminde) bizzat devrede olurlarsa, gerçek bir toplumsal ortaklık oluşur. Tüm geleneksel sistemlerde her şey, tepedekilerce belirlendiğinden, adil bir hizmet-alış-veriş sistemi sağlanamamaktadır.

Halk ise bu gerçeğin farkında olmadığından, kendisine zarar veren bu sisteme bağlılığa inatla sahip çıkmaktadır. Kral-sultan vs. insanların uydurmasıdır, asil-soylu, adi-soylu gibi bir ayrım yoktur

Günümüz dünyasında egemen olan durum kısaca yukarıda özetlendiği gibidir. Gelişmiş ülkeler bu konuda biraz daha mantıklı davranarak, halkına özgür düşünme ve davranma hakkı tanımışsa da, doğada tabandan yönetimli bir hayat görüşünün egemen olması gerektiği, ve tüm insanların, ortak bir hayat görüşünde anlaşıp-uzlaşmalarının zorunlu olduğu gerçeğini hiçbir devlet savunmamakta, hala kendilerinin durumunun iyi olması, diğer geri kalmış toplumların da kendi başlarının çaresine bakmaları gibi pasif bir davranış içindedirler.

Gelişmiş ülke halkları, geri kalmış toplumların geri-kalmışlıklarının nedeni konusunda fikir, çözüm üretmek zorundadırlar, yoksa “dünya batarsa, onlar da batacaklardır.”

Ve bu kaçınılmaz olmuştur, çünkü bilim-ve-teknolojik gelişimler dünyadaki tüm insanlığı “aynı-gemide-giden” bir kalabalığa dönüştürmüştür. Çünkü Afrika’da yaşayan bir kişi Amerika’da veya Avrupa’daki bir kişiye cep telefonuyla bir mesaj göndererek o noktada içme suyu şebekesine ölümcül bir mikrop (zehir) eklemesini söyleyip, milyonlarca kişinin sağlık durumunu etkileyebilir.

Veya bir insanı bir canlı bombaya dönüştürebilir ve düşman bellediği bir ülkenin en kalabalık noktasında intihar saldırısı yaptırarak yüzlerce masum insanın ölümüne sebep olabilir. Durum böyle olunca, sorunlarımıza dar bölgesel perspektiften değil, tüm dünyamız açısından bakmamız gerekir.

Yani BİLGİ faktörü doğadaki oluşum ve gelişimlerin temelindeki mucizevi faktördür. Ve bilgi üstel (yani eksponansiyel) bir fonksiyon olarak gelişim göstermektedir.

Kimyasal bileşimin ve yapısal dokusunun değiştirilmesi, varlığın çevresindeki değişim-dönüşümleri algılayıp, ona uygun olacak şekilde kendi yapısında (bileşiminde) değişiklikler yapması şeklinde olur ki, bu da “information & re-organisation = bilgilen ve yeniden-örgütlen) olarak özetlenen tabandan yönetilen sistem oluşumu sonucudur.

Yani “bilgi”, kimyasal yapıya ve fiziksel dokuya yansıtılır. Varlıkların yapılaşmasına yansıtılan bilgi, kutuplaşma veya anizotropik (sıcak-soğuk, artı-eksi, erkek-dişi, vs gibi) özellikler oluşturarak, enerji akışını yönlendirir.  Yapılaşmanın değişmesiyle varlığın görüntüsü değişir, görüntünün değişmesi zaman olarak ortaya çıkar.

Dolayısıyla, bilgi + kimyasal-bileşim + fiziksel-doku + enerji + zaman faktörleri birbirleriyle iç-içe kavramlardır.

Doğadaki her canlı, organları tarafından algılanan sinyallere göre davranır.

Doğada her şey zamanla değiştiği için, canlılar bu değişimleri algılayacak şekilde reseptörler oluştururlar ve onların verilerine göre davranırlar. İnsanlar ise yönlendirici faktörün harici bir efendi sisteminden geldiği inancına göre beyinlerindeki algılayıcıları değiştirdiklerinden, doğal sisteme uygun davranamamaktadırlar.

Mantığımızın çarpıtılmış olduğunu gösteren bir davranış örneği

      Her varlık nasıl davranacağını duyu organlarıyla alacağı verilere göre kendisi belirler.

Dışarıdan veya başkasından gelen bir yönlendirme yoktur.

İnsanlar bu kuralı çiğneyen tek yaratıktır.

Acaba neden?

Yanıt ararken toplumdaki soygun analizini de hatırlayın:

Sıradan soygun (SS) ile Politik soygun (PS) arasındaki fark:

-1. Sıradan Soyguncu sizin paranızı, çantanızı, kol saatinizi, altın kolyenizi vs. çalar…

Fakat, Politik Soyguncu sizin geleceğinizi, eğitiminizi, işinizi, meslekî kariyerinizi ve sağlığınızı çalar…

-2. Burada dikkat edilecek nokta şudur:

Sıradan soyguncu kimi soyacağını kendisi seçer…

Fakat, sizi soyacak olan Politik soyguncuyu bizzat siz kendiniz seçersiniz…

-3. Olayın en ironik yanı ise şudur:

Polis sıradan soyguncuyu takip eder ve tutuklar…

Fakat, polis Politik soyguncuyu korur ve sahip çıkar!

Şu anda dünyamızdaki en yaygın sömürü sistemi böyle işetilir.

Dünyada sömürünün sürmesinin nedeni, toplumun sahipliğinin bizzat kendileri olduğu gerçeğinin halktan saklanmasıdır.


Adsız.png

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: