EFTEN – PÜFTEN ŞEYLER

altanAltan ARISOY

Bu kez çok ciddi sorunlardan söz etmeyeceğim.

Eften Püften Haberler - Apps on Google PlayÜlkemizin kasten içine düşürüldüğü felaketleri sıralamayacağım.

Halkımızın her seferinde yanlışları onaylayıp, kendisinin ve ülkesinin geleceğini karartmasına şaştığımı söylemeyeceğim.

Bu kez -ne denli önemli olursa olsun- hiçbir sorunu tam olarak düşünmediğimize, önemsemediğimize;  gerçekten çözmek için uğraşmadığımıza örnekler vereceğim.


DEVLET BABA

Toplumun nerdeyse tümü yurttaş sorumluluğu taşımayı enayilik olarak algılar hale geldi.

Her şeyi devletten bekleme, her hatadan devleti sorumlu tutma, her yanlışımızı devletin düzeltmesini, olmazsa affetmesini, dahası özel torpil yapmasını, haksız kazanç sağlamayı, özel teşviklerle yağma ve talan yapılmasına olanak sağlamasını bekler olduk.

Sorumsuzluğun doruğunda yaşayan, dümdüz yolda yere düşse “ne diye bu kadar güzel yaptınız?” diye devleti suçlayıp üstelik bir de küfür savuran insanlar giderek çoğalıyor.

Kısaca, sorumsuzluk ve bedava yaşamak isteği halkı teslim alıyor.

Yüz değil, bin yıllardır devleti “baba” olarak gören bir siyasal geleneğin sahibiyiz.

Bunun en açık kanıtı ‘Göktürk Yazıtları’nda…

Bilge Kağan şöyle diyor:

“Tahta çıktıktan sonra yoksul ve fakir olan halkı tümüyle bir araya getirdim.

Yoksul halkı zengin ettim, az olan halkı çoğalttım.

Acaba bu sözümde yalan var mı? …”

Halkı koruma, doyurma ve zengin etme eski Türk topluluklarının hızla devlet kurma ve dağılmalarının ana nedenidir, denilebilir.

Bu yüzden Türk hakanlarının görkemli varsıllıkları yoktur. Oysa, İngiliz, Fransız, İspanyol, Rus, Çin hükümdarları güçlerini servetlerinden alırlar. Paralı askerleri vardır. Türk hakanları ise halkla paylaşmaktan güç alırlar. Kadın-erkek arasında, yöneticilerle halk arasında uçurum yoktur. Kaderleri birbirlerine bağlıdır. Tasada ve kıvançta ortaktırlar. Günümüzde sosyal hukuk devletlerinin temel özelliği olan toplumsal dayanışma ve paylaşma eski Türk devletlerinin varlık nedenidir.

 ÇIKAR KAYNAĞI

Gelişmiş toplumlarda ülkeye hizmet görevi, bireylere saygın ve onurlu bir statü kazandırır. Maddi çıkar kaynağı değildir.

Oysa, bizim gibi toplumlarda maddi çıkar sağlamanın en kolay yoludur.

 Türkiye’de siyasal parti kuranların gerçek amacının, yağma ve talanla servet sahibi olmak, yandaşlarına haksız kazanç sağlamak olduğunu söylesem haksızlık mı olur?

Siyaset alanını düşük profilli, yarı cahil insanların doldurmasının sebebi ne olabilir?

“Lider” denilen(!) siyasi parti başkanları, -neredeyse her davranışlarında, sizce ne kadar sığ olduklarını kanıtlamıyorlar mı?

Türkiye cumhuriyetinin parlak bir yıldız gibi yükselmesi yerine, sürekli bunalımlara düşürülmesi bu niteliksizlik yüzünden değil midir?

+++

ok2Türkiye’de çok sayıda siyasal parti kurulması, halkın kitleler halinde- bir uçtan öteki uca- birbirine karşıt siyasal partiler arasında savrulması da çıkar beklentisine, yeni bir partinin kendisine maddi ve manevi çıkar sağlayabileceği umuduna dayanmaz mı?

ok2Alanlarda “kim ne veriyorsa ben 5 fazlasını vereceğim” diyen liderin(!) gerçekte kendi ikbali ve hırsı için ülkesini harcamayı göze aldığını kaç insan bilir?  

O liderin 40 yıl ülkesinin kaderini elinde tutması da, –ne kadar zayıf ve bitkin olsa da-halkın ‘devlet baba ineğini’ emmeyi,  kurtuluşun tek ve en kolay yolu olmasından değil midir?

ok2Her şeyi devletten bekleme geleneğinin iyice kökleştiğine,  devlete- topluma karşı sorumluluktan kaçma yollarının, talan, ve yağmanın bir salgın gibi yayıldığına, toplumun çürütüldüğüne tanık olmak insanı kahretmez mi?

Toplumsal yapımızı bozan, sakatlayan, çürüten kötü örnekler o kadar çok ki!

+++

EFTEN-PÜFTEN ŞEYLER

Biz eften püften şeylere devam edelim.

İlk dikkati çeken şey, gerçek ahlakın, toplum değerlerinin, liderlik-rehberlik niteliklerinin, saygı ve sevginin giderek yok olmasıdır.

Hepimizin günde birkaç saat izlemek zorunda kaldığı tv tartışma programları halkın eğitilmesine çok büyük katkı sunabilir.

Oysa ne görüyoruz?

Tam tersine ne kadar kötü örnek varsa gösteriyorlar.

Bu programlarda cep telefonlarını karıştırmak, konuşmacıyı dinlemeye, anlamaya gerek duymamak, engellemek, hırpanilik, saygısızlık, kuralsızlık, hep birden bağırıp çağırmak egemen…

ok2İlgili alanların uzmanları yerine, nerdeyse her konuya maydanoz olan, ukalalık, ahlaksızlık, cahillik, hadsizlik timsali kadrolu beslemeler toplumu kandırmaya ve birbirine düşman etmeye çalıştıklarını bilmiyor olabilirler mi?

Ama, onlar için en önemli iş, efendiye hizmettir.

Ne kadar iyi hizmet edilirse ödül de o kadar yüksek olur.

ok2Haydi saldır, saçmala, ortamı boz, rakibini ez, konuşturma, iftira at, uydur, bağır…

Gelsin paralar, gelsin ödüller…

Gecenin geç saatine kadar bir kanalda düzeysiz tartışmalara katılan gazeteci sabahın erken saatlerinde bir başka kanalın canlı yayınına katılıyor.

İnsanı “Sabahın kör saatinde rüyasında öğrendiği bir yaşamsal bilgiyi mi paylaşacak acaba” diye düşünmez misiniz?

Dedik ya, dedikodu yapıp, halkın kafasını karıştırmak en önemli iş…

Doğru, gerçek, değerli bilgi nerde kaldı?

Onlara eften-püften şeyler, diye bakılıyor(!)

+++

Medya dünyası içler acısı…

Tümüne yakını iktidara yardakçılıkla görevli…

Türkçeyi doğru dürüst öğrenemeyen, konuşamayan, okuyamayan, yazamayan gazete-kitap yazanlarından geçilmiyor.

Belagat desen, 3-5 kişi dışında kimsede yok.

“Kötü örnek, örnek olmaz” demişler ama, iyi örnekleri de koydunuzsa bulun!

+++


TÜRKÇEYE İHANET

senTv sunucuları ) ile biten sözcüklere (-le-la)  eklemek yerine, neden önce (ıy-uy) gibi fazladan sesler çıkarırlar?

“İlker Başbuğ’la, ya da- Başbuğ ile” denecek yerde, Başbuğ-uy-la şeklinde söyleyiş nasıl olup da yerleşebiliyor? Örneğin, “ağla balık avladık” tümcesi, “ağ-ıy-la balık avladık” şeklinde söylenebilir mi?

ok2Söz buraya gelmişken; neden güzelim ilgi sözcüğü yerine, bazı iktidar sahiplerine özenip, ‘alâka’ diyerek yakışıksız, dili dolaştıran, kirleten, terk edilmiş Arapça bir sözcük hortlatılıyor?

ok2Gerçekten aynı anlama gelen “ilgi ve alâka” sözcükleri neden birlikte kullanılıyor?

ok2“Şartlar ve koşullar” demek cehalet değil midir? Bu sözcükler dev şirketlerin sözleşmelerine nasıl girebiliyor? Türkçe oralarda gereksiz bir dil midir?

ok2‘Lan’ ya da “oğlum” argosu neden büyük-küçük kimsenin dilinden düşmüyor?

Türkçe’nin en basit kurallarını bilenler neden bu kadar azaldı?

Ama onlar değil, Türkçeyi bilenler ve güzel konuşup yazanlar yadırganıyor(!)

Üstelik bir de “dinozor” denilerek alay ediliyorlar?

Tüm bunlar bilginin küçümsenmesi değil midir?

Ana dilimizi, ses bayrağımızı Arapçaya ve Batı dillerine yeniden kurban mı edeceğiz?

Hem de devlet desteğiyle…

Bunlar eften-püften şeyler. Kafa yormaya değmez” mi diyelim?


+++


SİYASET –CİDDİYET

Toplum önderlerine, siyasi parti başkanlarına bir bakın.

Tutarsızlık timsali gibiler.

Örnek mi?

ok2Önce: ‘Biz geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika projesinin eş başkanlarından bir tanesiyiz ve bu görevi yapıyoruz biz’.

ok2Sonra: ”Ellerine bir kâğıt almış dolaşıyorlar. Amerika’nın bir projesi ile ilgili. Bunu ispat ederlerse biz her şeye varız. Ama ispat edemezlerse alçaktırlar, namussuzdurlar”

Bir de bunlara bakın:

ok2Önce “Kürt sorununu savunuyorum. Savunmaya da devam edeceğim”

İmralı olsun, Oslo olsun bu adımları da attık….”

ok2Sonra “Terör örgütüyle hiçbir zaman bir masaya oturmadık. Hiçbir zaman da oturmayacağız”

ok2“Bizim dört kez bunlarla bir araya oturduğumuzu söyleme şerefsizliğini yapanlar, bu alçakça iftirada bulunanlar, bunun hesabını her yerde vereceklerdir.”

Âlâ ve vâlâ ile “kadına yönelik şidddeti önleme artık insan hakkı oldu diye övünülerek anlatılan ‘İstanbul Sözleşmesi, –anayasa ve TBMM’nin yetkisi gasp edilerek- bir gecede ortadan kaldırılır ve bu işlemin hukuki olduğu iddia edilirse ciddiyetten söz edilebilir mi?

Sizce, yukarıdakiler gibi daha binlerce sözün doğrulukla, gerçeklikle, tutarlılıkla ilgisi var mıdır?


+++

Ya muhalefet?

Sanırım ana muhalefet başkanının bazı sözleri bu konuda hüküm vermeye yeterli olabilir:

ok2“Kadının başörtüsü sorununu Türkiye’nin en büyük sorunu haline getirdik. Yanlış yaptık!”

ok2”Başörtüsü sorununu biz çözdük.”

ok2Laiklik tehlikede diyemem.”

ok2“YPG ülkesini savunan kuvayı milliye gibi bir örgüttür.”

Seçildiğinden beri partinin temel değerlerini temsil edenleri ayıklayıp dışarı atması demokrasinin neresinde var?

Türkiye Cumhuriyetinin cumhurbaşkanlığı, bir devrim düşmanına armağan edilebilirdi. İyi ki seçilemedi.

82 milyon insana kimsenin onaylamadığı bir cumhurbaşkanı adayını dayatıp, sonra da o kişinin adını “Ekmeloğlu” diye söylerse; partisine, seçmenlere saygıdan, demokrasiden söz etmesine kim inanır?

Demokratlık adına partisinde “tek adam” olacak şekilde uygulamalar ve düzenlemeler yapması demokrasi ile nasıl bağdaşır? Olsa olsa, kötü bir Tayyip taklitçiliği olmaz mı?

+++

Kemal Kılıçdaroğlu Süper Komedi - video Dailymotion

CHP, sanki Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran bir parti değildir.

Dinci gericiliğe hoş görünmeyi, uysallığı, durumu değiştirmeyi değil ona uyum sağlamayı, bir politika sanmaktadır. Hakaretleri, saldırıları, iftiraları sözlü yanıtlarla karşılamakta, sanki demokratik bir ortam varmış gibi muhalefet etmeye çalışmaktadır. Hukuksuzlukların, baskıların, yolsuzlukların hesabını, -Kadıyı yine kadıya şikayet ederek- sorduğunu sanmaktadır.

Bu gidişe “dur” diyecek eylemler örgütlemek yerine, halkın harekete geçmesini bekliyor.

Devrimci geçmişini ve Kemalist ilkeleri bir kenara bırakmayı “çağcıllık” diye yutturmaya kalkıyor.

Sonunda kökeni, ilkeleri, ruhu, ideolojisi, programı olmayan bir parti olmayı başarabilmiştir…

İktidara seçenek olamıyor.

CHP, emperyalizme göz kırpan, ona hizmet eden bir yedek parti midir?

‘Atatürk’ün partisi’ etnik ayrımcılığa karşı hoşgörülü olabilir mi?

Tarihine ve başarılarına sımsıkı sarılması gerekirken “ biz geçmişimizi de eleştiriyoruz” diyerek, devrim düşmanlarına malzeme verilebilir mi?

Atatürk düşmanlarına dinci gericilere ve kucak açılabilir mi?

Çağdaş olmak, demokrat olmak yüz yıllık mirasın değerini bilmekle, onu koruyup kollamakla başlar.

Yokluklar, umarsızlıklar içinde bir ülke ve bir ulus yaratan hareketin korunması, güçlendirilmesi ve Türk devrimine sahip çıkılması CHP’nin varlık nedenidir.

Nerdee?..

Kemal Kılıçdaroğlu nasıl bir lider sizce? - KizlarSoruyor

+++


TOPLUMSAL ÇÜRÜMÜŞLÜK

Yukarıda andığımız ve daha yüzlercesine tanık olduğumuz örnekler toplumun çürütüldüğünü, kokuşturulduğunu kanıtlar niteliktedir.

Yurttaşların çoğuna göre bunları düşünmek, yazmak, okumak önemsizdir.

Eften püften şeylerdir.

 “Seçim gelsin. En çok vaadi olanı seçelim. Belki belimiz doğrulur,” diye düşünür.

Bir sadakaya kendinin, çocuklarının, Türkiye’nin geleceğini ipotek ettirdiğinin ayrımında değildir.

Adeta “aldat beni”  diyerek oy verir. Böyle olduğu için de sürekli aldanır. Yalana oy vermenin tutsağı olmuştur, bırakamaz.

Ülke ise bunalımdan bunalıma sürüklenmeye devam eder.

Ne yapalım?

Biz de eften-püften şeyleri bırakamıyoruz.


+++

Son zamanlarda kurulacak bir demokrasi cephesinin iktidarı devireceği beklentisi iyice yükseldi.

Ancak önemli olanın seçimi kazanmak değil, iktidar olmak olduğu pek düşünülmüyor!

En önemli sorudur:

Seçimi kazandınız, diyelim.

Ya sonra?

İktidar olabilecek misiniz?

ok2Biz eften-püften şeyleri düşünmeye ve sormaya da devam etmek zorundayız.

Elimizden gelebilen budur.

+++


Eften Püften Haberler - Apps on Google Play

altanarisoy@gmail.com


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: