Değişip-dönüşmek zorundayız, yoksa değişip-dönüşen doğal hayata uyum sağlayamayız

yasliİsmet GEDİK

Varlıkları oluşturanlar içlerindeki bileşenleridir, yani atomlarıdır. Atomlar bilgili ve bilinçli olup, tüm çevrelerinde olup-bitenleri anında algılayıp, evrensel ölçekte birbirleriyle etkileşerek en iyi bilgilere yöre oluşanlara yatırım yapan mucizevi davranışlı canlılardır.Adsız.png

En iyi bilgi oluşturan sistemleri desteklediklerinden, insanlar doğanın bu mucizevi canlılarını çekecek şekilde bir hayat görüşü oluşturmak zorundadırlar. Geleneksel hayat görüşleri ise tam bunun tersini bizlere öğretmektedirler.

Yıllar önceki şu mesajı tekrar sunmak istiyorum:

Neler hiç öğretilmemeli?


◄1: Sürekli değişim-dönüşüm içindeki bir doğa ve dünyada yaşıyoruz.

◄2: Doğadaki bu değişim-dönüşümlerin bilgi-oluşturularak ve o bilgilere göre yapısal-dokusal durumların ayarlanarak gerçekleştiği, Information & self-organisation olarak özetlenen dinamik sistemler fiziği (Haken 1983, 2000) ile ortaya konulmuştur.

◄3: Chaisson (2001, 2010 ve 2011) “Energy Rate Density = Enerji Akışı Yoğunluğu” dediği bir kavram oluşturarak, doğadaki basitten başlayarak karmaşık yapılaşmalara doğru gelişen evrimleşmenin bilgi oluşturma potansiyeline bağlı olarak ve evrensel düzeyde geliştiğini sayısal değerlerle gösteren bir çalışma ortaya koyar. Önce bu “enerji-akış-yoğunluğu” kavramından ne anlaşılması gerektiğini bir örnekle açıklayalım.

►ii: Günümüzde bir kamyonla 10-15 tonluk bir yükü, bir 7-8 saate Ankara’dan İstanbul’a taşıyabiliyoruz.

500 yıl önceleri bu kadar yükün taşınması için yüzlerce at-arabası ve haftalarca süren bir zaman gerekirdi.

Bu örnekler zaman içinde bilgi-düzeyinin geliştiğini ve bu bilgiye göre de maddelerin değişik kombinasyonlara sokularak daha kısa zamanda daha çok iş-yapacak şekilde yeniden re-organize edildiklerini göstermektedir.

At arabası da, kamyon da aynı tür atom ve moleküllerden oluşmaktadır, değişen tek şey bu atom ve moleküllerin kombinasyon şekilleridir. Chiasson, bu tür madde-bileşimi kombinasyonlarının evrenin oluşumundan itibaren başladığını ve günümüze dek sürdüğünü göstermiştir.

Yani enerji-akışı-yoğunluğu, daha kısa zamanda daha fazla iş yapabilme yeteneğidir ki, bu da bilgi geliştirilmesiyle sağlanmaktadır.

◄4: Her varlık yaşamını sürdürebilmek için enerjiye muhtaç olduğundan, doğadaki tüm enerjiler de kuantsal kaynaklı olduğundan, hücreler dahil tüm varlıklar, doğadaki hangi tür enerji türlerinden nasıl yararlanacakları bilgilerine sahiptirler.

Bu bilgiler hücrelerin genetik kodlarında kayıtlıdır ve her hücre, yapısına işlenmiş bu bilgileri kullanarak, çevresinde kullanabileceği besin türlerini alıp, onları çeşitli kimyasal reaksiyonlardan geçirerek ihtiyaçlarını karşılarlar.

Bu nedenle hücreler perfekt bir kimyager ve fizikçidirler, çünkü başka türlü o karmaşık kimyasal tepkimeleri yapamazlar.

Yani hücreler, doğada nelere bağımlı olduklarını, neyi nerden alacaklarını, neleri nasıl işleyeceklerini bilen, bilinçli varlıklardır.

Adsız.png

◄5: Enerjinin sürekli olarak değişik türlerde maddelere bağlanarak yeni varlıklar oluşması, varlıkları sürekli bir çevre-koşullarındaki değişim-dönüşümleri algılama arayışı içine sokmuştur. Değişip-dönüşen bir doğada her şey olasıdır. Varlıklar sadece kendi aralarında birbirleriyle etkileşirler (savaşırlar, yakınlaşırlar, vs.). Bu nedenle canlılar alemindeki temel davranış kaç veya savaş (fight or flight) şeklindedir. Hücreler bedenleri bu temel prensibe uyacak şekilde yapılaştırırlar.

◄6: Sizler hücrelerinize, bağımlı olunan sistemi gökte oturan süper-insansı bir Efendi (Rab) olarak belletirseniz, hücrelerin mantıksal sistemi allak-bullak olur; çünkü hücreler doğada yep-yeni bir etkileyici varlık ortaya çıktığını varsayarak korkuya kapılırlar.

Çünkü böyle bir varlık, ne kaçıp-kurtulunacak, ne de savaşılacak tiptedir.

Dinamik sistemli doğada tüm varlıklar en tabandaki kuantsal enerji sistemine bağlıdırlar.

Onların bağımlı oldukları, çekindikleri başka bir üst-sistem yoktur.

İşte bu korku bedenlere aşırı bir kronik stres oluşumuna yol açar. Kronik stres ise tansiyon dahil bir çok hastalığın temel nedenidir.

Hayatın bağımlı olduğu sistemin dışınızdaki RAB (Efendi) gibi bir üst-makamda kabul edilmesinin en büyük zararını ise toplumsal hayatımızda yaşarız.

Şöyle ki: Hayatımız tepedeki bir güç sisteminde ise, toplumlar da bu tepedeki güç sistemine ait kişilerce-makamlarca yönetilmelidir.

Nitekim insanlık 4-5 bin yıldır böyle tepeden sahiplenilip-yönetilmektedir. Yani Tepeye Bağımlı Örgütlenme (TBÖ) toplumlarda egemendir.

(TBÖ) ise tüm toplumsal sorunların kaynağıdır, şöyle ki:

  • 1- TBÖ’de bireyler sadece tepeye karşı sorumlu ve bağımlılık içinde yetiştirildiğinden, insanların birbirlerine karşı bağımlılık duyguları gelişmemiş, birbirleriyle anlaşıp-uzlaşma yetenekleri körleşmiştir. Bu ise, anlaşma-uzlaşma yeteneğinin yok edilmesi anlamına gelir. Biri muz derken, diğeri hıyar anlıyorsa, anlaşıp-uzlaşma sağlanamaz.

  • 2- TBÖ’de saygın ve saygın olmayan meslekler gibi ayrımcılık ortaya çıkar, çünkü kimi meslekler emir verici, kimisi emir alıcıdır. Bu nedenle, kişilerin mesleklere yönlenmeleri, yeteneklerine göre değil, toplumdaki saygınlık değerine göre olduğundan,

  1. a) İnsanlar hep SAYGIN varsayılan mesleklere yönelirler; o mesleğe yeteneği olmayan insanlar bu mesleklerde gerekli başarıyı gösteremezler ve toplumsal kalkınma engellenir.
  2. b) İnsanların doğal yetenekleriyle meslekleri birbirine uyumsuz olduğunda, insanlar kendilerini mutsuz hissederler; mutsuz insanların çevrelerine yarardan çok zararı olur, vs.

Her şey tepedekilerce belirlenirse tabandakilerin yeteneği körleşir.

  • 3- TBÖ’de sorumluluk tamamen liderlerin sırtında olduğundan, halk düşünme tembelliğine mahkûm edilmiştir. Tembel veya çalışkan insan yetiştirmek sisteme bağlıdır. Sorunlarının çözümünü bir kurtarıcıdan bekleyen halk, fikir üretme ve sorunlarını çözme çabalarına girişmez. Dolayısıyla halkın bilgi üretme kapasitesi otomatik olarak sınırlandırılmış olunur. Bilgi ise, verimli üretimin, kalkınmanın temel direğidir.
  • 4- TBÖ’de, tepedekiler hem yönetici hem de toplum mallarının sahibidir.

  • Tepedekiler toplum mallarına sahip çıkınca, halk toplum mallarına sahip çıkmaz ve “devletin malı deniz, yemeyen domuz” sistemi ortaya çıkar. 

  • Kamu mallarına zarar veren insanlar, hatalı eğitilmiş olduklarından, kendi bindikleri dalı kestiklerinin farkında değillerdir.

  • Toplum malları hor kullanılmaya başlanır ve 10 yıl dayanması gereken bir araç bir yılda bozulur ve toplumsal kalkınma engellenir.

  • 5- TBÖ’de tepedekiler kendilerini devletin sahibi olarak görürler ve kendi görüşlerine uymayanları cezalandırma yetkisine sahip olduklarını sanırlar. Bu nedenle gizli-sinsi eylemlere girişirler. Bunun sonucu, “derin-devlet” mekanizmaları oluşturulur, insanlar şantaj, tehdit, suikast, gibi yöntemlerle susturulmaya çalışılır. Tepedekilerin emirlerine uyularak, onlar gibi düşünmeyenlere işkenceler yapılır.
  • 6- Devletin sahipliği tepedeki bir kişiye bırakıldığında, tepedeki “devletin geleceği için” Kanuni Sultan Süleyman’ın yaptığı gibi, öz oğlunu öldürtmek zorunda kalabilir. Demokrasilerde Uğur Mumcu, Abdi İpekçi, vs. gibi bir sürü aydın kişi, tepedekiler gibi düşünmediklerinden, “devlet çıkarlarını koruma” adına öldürülürler.

  • 7- TBÖ’de yükselme, bilgiden ziyade, “tepedekilere” yakınlıkla sağlandığından, insanlar bir şey öğrenerek bu bilgiye dayalı bir üretim ve karşılıklı hizmet alışverişi içine girmek yerine, tepedekilerle yakın ilişki kurmaya (yağcılığa) yönelirler. Bu ise üretimin düşmesine ve toplumun geri kalmasına yol açar. El-Etek öpmek aşağılık kompleksi ürünüdür.
  • 8- TBÖ’de toplumsal sorunların çözümü, karşılıklı etkileşimlerle değil, tepedekilerin yönlendirmesine bağlı olduğundan, insanlar arasında “sana ne; bana ne, babanın malı mı?” gibi davranışlar yaygındır. Bu ise vatandaşın kendisini toplumun sahibi olarak görmediğinin delilidir. Doğada her olay, diğer varlıkları da ilgilendirir.
  • 9- Her insanın içinde, bir sisteme ait olma, bir grup içinde bir araya gelme dürtüsü vardır. Toplum bürokratik bir zümre tarafından sahiplenilince, kendilerini dışlanmış hisseden halk, çeşitli şekillerde birlikler oluşturarak, aidiyet duygusunu tatmin edeceği gruplaşmalar oluşturur. Bu durum, mevcut toplumsal sistemlerin en zayıf noktasıdır ve toplumu içten içe kemiren, parçalayıcı bir hastalık oluşturur. Her tür anarşi, mafya, çete, etnik veya dinsel gruplaşmanın kökeninde bu aidiyet dürtüsü yatar.
  • 10- TBÖ’de farklı görüş sahipleri yönetimi (devleti) ele geçirme yarışı içindedirler. Bu nedenle, bürokrasi çarkının içine kendi görüşlerine uygun adamlar yerleştirirler. Bürokrasi çarkı bu şekilde farklı görüşlerce parsellenmiş olur. 1970’li yıllarda emniyet güçlerimiz “Pol-Bir” “Pol-Der” gibi sağcı-solcu olarak bölünmüştü.
  • Her biri kendi görüşündekilerin çıkarını savunacak, diğerlerini baltalayacak tutum içinde olduklarından, hak-hukuk sistemi yaralanır: Herkes kendini vatansever görüp, karşıtlarını yok edecek tutum-ve davranışlara girdiğinden, bir sürü çeteleşme ortaya çıkar. Susurluk, Ergenekon- Balyoz-davaları, faili-meçhul cinayetler, sonuç alınamayan davalar, yolsuzluklar, çeteleşmeler, vs. kaçınılmaz olurlar.
  • 11- “Sahip” tepedeki bir kişi olunca, tüm varlıklarıyla doğa+dünya sahiplenilmeye başlanır; X- devleti, Y-devleti gibi bir sürü parçaya bölünür; sonra bu devlet-sahipleri ülkeyi çeşitli ağalara-beylere parsellerler. Doğa ve dünya bu şekilde parsellenip-sahiplenilince, halk doğaya sahip çıkamamıştır. Denizler kirletilmiş, hava kirletilmiş, sular kirletilmiş, içme suyumuz bile pet-şişelerle uzak dağ tepelerinden getirilir olmuştur.
  • 12- Sahiplenme tüm fabrika ve benzer iş-yerlerinde de devam etmiş, işçiler boğaz-tokluğuna çalışmaya mecbur edilmişlerdir. İşçilerin sendika gibi kuruluşlar içinde birleşerek, seslerini duyurabilmelerinden sonra işçi-işveren mücadeleleri devam etmektedir. Bu ise grev-lokavt gibi toplum-hayatını felç eden çatışmalara yol açmaktadır.
  • 13- Statik sistemli Toplum hayatında insanların hedefi “para” olmaktadır. Para ile yaptırılamayacak bir kötülük var mıdır? YOKTUR! Statik sistemde “Paranın” kontrolü tepedekilerin-zenginlerin elinde olduğundan, dünyada huzur olması mümkün müdür? Para peşinde koşan insanlara her türlü kötülüğü yaptırmak mümkün olduğuna göre, Statik sistemli TBÖlü hayat görüşleri yok edilmediği sürece dünyada huzur olmayacaktır.
  • 14-TBÖ’de, toplum malları tepedekilerce sahiplenilir. Halk kendini toplumsal sistemin bir ortağı olarak görmediğinden, yaptığı işlerde sadece kendi çıkarını gözetecek davranışlara yönelir; devleti yönetenler ise herkesin başına bir bekçi dikmek zorundadırlar, bu ise olanaksızdır; vs..

Özetle: Tepeye yerleştirilen lider ister en iyisi, ister en kötüsü olsun, yukarıda sıralanan toplumsal sorunların oluşması kaçınılmazdır. TBÖ’lü sistem tüm toplumsal sorunlarımızın temel kaynağıdır.

Tepeye bağımlılığın toplumsal sisteme bu kadar zararlı etkileri varsa, acaba doğada tepeye değil de, tabana bağımlılık sistemi mi var?

Bir düşünsel deneyle, toplumsal sistemin tabana bağımlı olduğu bir model tasarlayalım:

  • Çocuklarınızı yetiştirecek öğretmeni siz seçecek olsanız, en iyi öğretmeni seçerdiniz;
  • Güvenliğinizi sağlayacağınız bekçiyi, trafiğinizi düzenleyecek, elektrik işlerinizi yapacak kişiyi siz seçecek olsaydınız, en yetenekli, en bilgili kişileri seçerdiniz;
  • İnsanlar meslek edinirken, iyi yapabilecekleri işlere soyunup, iyi bir eğitimden geçerek, bilgi ve beceri sahibi kişiler olarak toplumda yerlerini alırlardı;
  • Kötü hizmet verenler dışlanıp- uzaklaştırılırdı.
  • Toplum iş ve meslek mensuplarının hizmet takaslarına dayalı kredi sistemiyle işleseydi, kalpazan, vergi-kaçakçısı, kiralık-katil, sabotajcı gibi kişilikler nasıl iş bulurlardı?

Böyle bir toplumsal sistemde her şey tıkır-tıkır işlemez miydi? Evet!!! Her şey düzeliyor.

İnsanlara şu temel hayat görüşü verilse, tüm sorunlar ortadan kalkmaz mı?

Toplum iş ve meslek mensuplarının bir ortaklığıdır. Her insan yeteneğine uygun bir işe soyunur o konuda bilgi edinir ve bir hizmet üretir, bu hizmet toplum havuzuna gider. Diğer insanların hizmetleri ve ürünleri de toplum havuzunda toplanır, insanlar da bu havuzdan neye ihtiyaç duyarlarsa alırlar. Öyleyse toplumsal sorunları ortadan kaldırmanın en basit yolu, toplumun sahipliğinin kendilerine ait olduğu bilgisini insanlara vermektir. Toplumun kendilerine ait olduğu bilgisiyle yetişen insanlar topluma zarar verecek bir davranışta bulunurlar mı?

(Beğenirseniz lütfen paylaşarak dağıtmasına yardımcı olun. Çünkü çocuklarımızın mantıklarının bozulmaması çok önemli. Geleceğimizi karartmaktan kurtulmak buna bağlı.)


Adsız.png

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: