DERSİM’İN DERSİ

suay1Suay Karaman

Ekonomik kriz, işsizlik, yoksulluk, terör, hukuksuzluk, sivil darbe gibi büyük sorunlarla boğuşan ülkemiz, emperyalist güçlerin isteğiyle Suriye ve İran’ı vurmak için üs olarak seçilmiştir. Bu çok ağır koşullar dururken, emperyalizmden beslenenler ülke gündemini değiştirmek için, Dersim konusunu ortaya sürmüşlerdir.


Dersim hakkında belge olarak ileri sürülen yanlı yayınlara sığınarak, soykırım yapıldığını haykıranlar, devletin özür dilemesi gerektiğini ortaya sürmektedirler.


Dersim isyanlarının başı olan Seyit Rıza ve isyancı takıma övgü düzüp, hiçbir zaman olmayan itibarlarının iade edilmesi için girişimler başlatılmıştır.


Dersim bölgesi, Tunceli Kanunu’nun çıktığı 25 Aralık 1935 tarihine kadar eşkıyaların cirit attığı, ağaların ve şeyhlerin korku saldığı, aşiret reislerinin egemenliği altında bir yerdi. Geçim kaynakları son derece sınırlıydı, halk yoksuldu ve sağlık, eğitim, ulaşım gibi olanaklardan da yoksundu.

Hükümet idareye yeni bir düzen vermek için, öncelikle Tunceli’yi il yapar ve ardından yeni ilçeler kurar. Bu bölgede kalıcı bir düzen sağlanması amacı ile okul, hastane, yol, köprü yapımı gibi bir dizi reform programı çerçevesinde yeni girişimler başlatır.

Yöre halkını sömürü düzeninden kurtararak, insanca bir yaşama kavuşturmayı hedefleyen hükümet, toprak reformunu gerçekleştirmeyi programa almıştır. Tunceli Kanunu, bu yenileşme programının adıdır. Tunceli Kanunu, ortada bir isyan olduğu için, bu isyanı bastırmak için çıkarılmamıştır.

Bölgeyi kalkındırmak, insanlara aş, iş, eğitim ve sağlık olanakları sunmak, böylece asayişsizlik ve isyan potansiyelini en aza indirmek için çıkarılmıştır.

Ancak aşiret reisleri alıştıkları eski düzenlerini sürdürmek istiyorlardı. Köprüler, yollar, okullar yapılmaya başlanır başlanmaz, tepkiler de başlamıştı. Seyit Rıza, aşiret reisleri, toprak ağaları ve yandaşları, devlete baş kaldırdılar.

Köprü, yol, okul, karakol yapılmasına ve yeni ilçeler kurulmasına karşı çıktılar. Ellerindeki silahlara dokunulmasına izin vermediler ve vergileri pazarlık usulü vereceklerini bildirdiler.

Fransızlar, bu eşkıyalara silah ve para yardımı yaparak, bu isyanı kendi çıkarları için fırsat olarak değerlendirdiler. Çünkü Fransa, Hatay’ı elinden kaçırmak istemiyordu. Başbakanın “hikâyesi yürek burkucudur” dediği Seyit Rıza’nın İngiltere Dışişleri Bakanı’na yazdığı yalvaran mektup, tüm ihaneti açıklamaktadır.

Hükümet, isyan eden aşiret reislerini yola getirmek için araya elçiler koymuş ama bu eşkıyalar barışı reddetmişlerdir. Tepkiler giderek eyleme dönüşmüş ve 21 Mart 1937 gecesinden itibaren telefon telleri kesilmiş, köprüler yakılıp yıkılmış, askeri karakollar basılmaya başlanmış, askeri birliklere aynı anda baskınlar düzenlenmiş, subay ve askerler şehit edilmiştir.

Yola, köprüye, okula ve her türlü yeniliğe direnen derebeyi Seyit Rıza, cumhuriyet rejimine karşı ayaklanmıştır. Savaşta ve diplomaside büyük utkular kazanan genç cumhuriyetin kökleşmesi ve sağlamlaşması için özellikle devrimleri yaşama geçirmesi gerekiyordu. Bu yüzden, devrimlerin önünü kesebilecek her türden ortaçağ artığının direncine hoşgörülü olmak olanaksızdı.

Dersim isyanını bastırmak için yapılan harekatlarda 1937 yılında yaklaşık üç yüz kişi, 1938 yılında ise yaklaşık üç bin kişi yaşamını yitirmiştir. O tarihte Tunceli’nin nüfusu yaklaşık on beş bin kişiydi.

Bugün sahtekarlar, şeriatçılar, laik cumhuriyet ve Atatürk düşmanları utanmadan, yetmiş binden fazla insanın öldüğünü ve soykırım yapıldığını söylemektedirler. Devletler, isyanları silahla bastırırlar; çiçekle karşılayarak bastırılan isyan görülmemiştir.

Cumhuriyet döneminde yapılan tüm isyanlar gerici harekettir, bölücü harekettir, cumhuriyete karşı yapılan  başkaldırıdır. Bunlardan Şeyh Sait ve Dersim isyanı, yabancı ajanların kendi çıkarları için tahrik ettikleri ayaklanmalardandır.

Dersim isyanı 1938 Eylül ayında tamamen bastırılmıştır. Aralarında Seyit Rıza’nın da olduğu yedi kişi idam edilmiş, 37 kişi de ağır hapis cezası almıştır.

Dersim olaylarının sorumluluğunu İsmet İnönü ve Atatürk’ün üzerine atmak isteyenlerin niyeti, laik cumhuriyetle, Kemalizm’le hesaplaşmaktır. Bu olaylar sırasında 25 Ekim 1937 ile 25 Ocak 1939 tarihleri arasında Başbakan Celal Bayar, Genelkurmay Başkanı ise Fevzi Çakmak’tır.

Yandaş basın ve işbirlikçiler, AKP’nin dedesi Celal Bayar’ı, Dersim olaylarında görmezden gelmektedirler.

16 Ağustos 2010 tarihinde Tayyip Erdoğan; “vergi vermediler diye CHP ve onun başkanı İsmet İnönü, Dersim’de masum insanları bombalatarak katletmiştir” gibi ağır bir açıklamada bulunmuştu. Tarihi bilmeden, gerçekleri öğrenmeden yapılan bu açıklamaları gaflet, dalalet ve hatta hıyanet olarak değerlendirmek mümkündür.   

Dersim konusunda gerçekleri çarpıtarak sunanlara tepkinin çok sert olması gerekirken, birkaç politikacının, gazetecinin ve aydının dışında tepki verilmemiştir ve verilmemeye devam edilmektedir. Üniversitelerimizin tarih bölümlerindeki ya da Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüleri’ndeki sözüm ona unvanlı bilim insanlarınca açıklama yapılması gerekirdi.

Genelkurmay Başkanlığı’nın çıkardığı “İç İsyanlar” adlı kitabı, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tekrar gündeme alarak, gerekli açıklamalarda bulunması beklenirdi. Laik cumhuriyet yok edilmeye çalışılırken ve büyük önder Mustafa Kemal Atatürk küçük düşürülmeye çalışılırken, toplumun tepkisizliğini anlamak olanaksızdır.

Bu tepkisizlik, ihanete ortak olmaktır. Yapılan bütün isyanlara ve ihanetlere karşın, Tunceli halkı her zaman Atatürkçülüğün yanında olmuş ve Atatürk’ün kurmuş olduğu partinin arkasında durmuştur. Cumhuriyet Halk Partisi’ne %80 oy vererek, destekleyen başka bir ilimiz yoktur.

Dersim isyanı, bugün PKK terör örgütü adıyla yapılan ayaklanmanın benzeridir. Gelecekte, PKK terör örgütü bizden özür talep edebilir mi? Dersim’i bombalayan devlet değil CHP; PKK terör örgütüyle görüşen AKP değil devlet diyenler, kendi söylediklerine inanıyorlar mı?

Bugün Dersim ayaklanmasını bastıranlardan hesap sormaya kalkanlar, yarın denize dökülen Yunan askerlerinin de hesabını sorarlar mı? Ermeni iddiaları konusunda devlet, özür diler mi, toprak verir mi? Soros’un TESEV’inin kurucularından Kemal Kılıçdaroğlu, Dersim olayları için “özür yetmez, topraklar iade edilsin” diyerek, neye hizmet ettiğinin bilincinde midir?

Bunun sonucunda Ermeni’lere toprak verilmesinin gündeme gelebileceğinin farkında mıdır?

Dersim olayları için kendi siyasi çıkarlarını gözeterek, özür dileyen başbakan’ın, aslında Kahramanmaraş, Çorum, Sivas olaylarından ve kendi iktidarları boyunca işlenen cinayetlerden, yapılan hukuksuzluklardan özür dilemesi gerekir.

19 Mayıs 1919 tarihinden başlayarak, 10 Kasım 1938 tarihine kadar Ulusal Kurtuluş Savaşı, kurtuluş, kuruluş ve devrim yıllarında emperyalist işbirlikçisi ve ortaçağ kalkışmalarının isyanlarının bastırılması, bir devrim olayıdır ve devrim özür dilemez.

İşte Dersim’in dersi ortaya çıkmıştır; devlete ihanet edenlerden özür dilenmez.

Çünkü ihanetçiler, emperyalizmle işbirliği yaparak, vatanı bölmek ve satmak isteyen alçaklardır.

Özür dilemesi gereken taraf, düşmanla işbirliği yaparak isyan eden alçaklardır..


İlk Kurşun Gazetesi, 28 Kasım 2011

https://azimvekarar.net/saribal/

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: