Bu gün Kervran-Etkisi-1. Bölüm -/= “Dogmatik gelenekler” nedeniyle yapılan mantıksızlıklar başlıklı albüm şeklinde yeni bir dizine başlıyoruz.

yasliİsmet GEDİK 

Şimdi, 1960’lı yıllarda başlayan ve günümüzde hala devam eden bir bilimsel görüş değişiminin kısa bir hikayesi verilerek, hem kafalarımızdaki görüşlerin zamanla nasıl değişeceği, hem hayatımızın nasıl kökten değiştirilebileceğini gösterip, Adsız.pngtoplumsal temel sorunlarımızdan bir olan Güneş ve rüzgar enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynakları yerine hala petrol, kömür gibi fosil yakıtlara dayalı enerji kaynakları kullanılmasının doğaya ve tüm hayata verdiği zararlar konusuna kadar inilerek, farklı konuların nasıl bir ilişkiler yumağı içinde olduğu açıklanmaya  çalışılacaktır.

   “Life Is Nothing But Chemistry = hayat kimyadan başka bir şey değildir.” şeklinde olağan-üstü bir hayat tanımı yapan bir fizik profesörünün bilimsel düşüncelerimizi kökünden değiştirecek bir özet bilgi sunulacaktır.


Ama önce genel bir DOM-önbilgisi sunalım.

Doğa bilimlerindeki araştırmalar sonucu son çeyrek asırda ortaya çıkan ve “information & self-organisation = bilgilen ve örgütlen” şeklinde özetlenen dinamik sistemli doğa görüşü (Haken 2000), doğadaki tüm oluşum ve gelişimlerin tabana dayalı şekilde ve de tabandaki bu öğelerin karşılıklı etkileşimleriyle, rezonansa girerek gerçekleştiğini ortaya koymuştur. En tabandaki öğelerin de atomlar alemi olarak bilinen atom-altı-öğeler dünyası olduğu yine fiziksel-kimyasal araştırmalarla gösterilmiştir.

 İnsanlık ise binlerce yıldır, doğadaki tüm oluşumların tepedeki bir güç sistemine bağlı olarak oluşup-geliştiği şeklinde statik sistemli bir doğa görüşüne saplanmıştır.

Daha 2-3 asır öncelerine kadar doğadaki her şeyin, bir “Doğa-Üstü-Güç =DÜG” sistemi tarafından “hava + su + toprak + ateş = 4 temel öğenin” karıştırılmaları sonucu oluşturulduğu görüşü egemendi. Bu DÜG’ün:

► “omni-potent =her şeyi yapabilen”

►”omni-scient = her şeyi bilen”

►”omni- present = her yerde bulunan”

gibi olağan-üstü özelliklere sahip olduğuna inanılır.

Adsız.png

2 asır önceleri bilgi düzeyinde gelişmeler olur ve bu dört temel öğenin de daha küçük atom denilen temel kimyasal elementlerden oluştuğu ortaya çıkar. Ama statik sistemli doğa görüşü yine geçerlidir ve her şeyin bu atomların birbirleriyle karıştırarak yapıldığına inanılmaya başlanır. Yani, atomlar bilinçsizdir ve:

 ►ya rastgele olarak çarpışırlar ve ortaya çıkan moleküller-maddeler “Doğa-Üstü-Güç =doğal-seçici”   tarafından seçilirler;

 ►ya da, DÜG onları kendine göre kombinasyonlara sokarak, doğayı oluşturmaya devam eder.

İnsanlar tepeden yönlendirmeli statik-sistemli doğal görüşüne öylesine saplanmıştır ki, doğada hiçbir değişim-dönüşümün, varlıkların kendi iradeleriyle oluşabileceğini akıllarının köşesine bile getirememiştir.

Doğadaki bu sabit-yapısal kabullerin en önemlilerinden biri, Lavoisier (1743-1794) kanunu olarak bilinen, elementlerin sabitliği yasasıdır.

Doğadaki maddelerin atom denilen kimyasal elementlerden oluştuğunun anlaşılmasından sonra, “doğada hiçbir şey yoktan var edilmez, var olan bir şey de yok edilemez, yani doğada belli sayıda kimyasal element vardır ve tüm maddeler bu belli sayıda kimyasal elementin kombinasyonlarıyla oluşur” şeklinde bir yasa tanımlanmıştır.

Yaklaşık bir asır öncesine kadar bu kanun geçerli olur ama radyoaktivitenin keşfiyle ilke, biraz değiştirilir, çünkü Uranyum gibi radyoaktif maddeler sabit kalamayıp, kurşun gibi daha hafif elementlere dönüşürler ve azalan kütle miktarına denk gelecek şekilde E=mc2 formülü uyarıca enerji açığa çıkar ve nükleer enerji dediğimiz enerji türü oluşur. Yasa ise “enerjinin korunması yasasına” dönüştürülerek, fizik anlayışında bir düzeltme yapılır.

Bu fizik-kimya görüşü tüm dünyada egemen olmuş, günümüze kadar da devam etmiştir. Bu temel görüşe uyularak, kimyasal elementlerin oluşumlarının, big-bang denilen bir ilk patlama ile başlayıp, daha sonra yıldızlar içindeki nükleer tepkimeler sonucu oluştuğu ve yıldızların patlamalarıyla da, çevreye yayıldığı, dünyamız gibi gezegenleri oluşturan maddelerin bu tür yıldız patlamalarından oluşan kimyasal elementlerce oluşturulduğu görüşü bilim dünyasının bir dogması haline gelmiştir.

Yani dünyamızı oluşturan Ca, Si, Fe, K, Na, vs gibi kimyasal elementlerin miktarı ve birbirlerine göre oranları sabittir. Dünyamızdaki değişim-dönüşümler, bu elementlerin miktarlarında bir azalma veya artmaya yol açmazlar. Yani DÜG doğada belli oranda kimyasal element oluşturmuştur ve bu elementlerin birbirleriyle çarpışmalar vs. gibi bilinçsiz hareketleri sonucu farklı moleküller veya daha üst sistemler oluşurlar ve DÜG bunlardan iyi olanlarını seçer!

Tüm bu olayları tersine çevirecek yeni bir bakış açısının temelleri 1960lı yıllarda L. Kervran adlı bir Fransız fizik profesörünün, günümüzde Low energy nuclear reactions (LENR) (=düşük enerjili nükleer reaksiyonlar) olarak bilinen ve tehlikesiz nükleer enerji elde etme yöntemi olarak yoğun araştırmalar yapılan bir konuda gözlemler yayınlamasıyla başlar.

(“Transmutations Biologique, Transmutations à la faible énergie”) 


Adsız.png

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: