Kervran-Etkisi-8. Bölüm -/=  Aktive olmuş azot molekülünün akciğerlerde karbon monoksite dönüşmesiyle oluşan zehirlenme.

yasliİsmet GEDİK

Kervran’ın doğadaki atomların birbirlerine dönüşebildikleri, yani transmütasyona uğradıkları görüşüne neden olan önemli bir ikinci deneyimi aşağıdadır.

Akkor Sobalar

“İlkokulumuzun sınıfı ilkel bir dökme demir soba ile ısıtılırdı. Çoğu zaman eski meşe odunu yakardık. Odun iyi yandığında, soba gürül- gürül yanmaya başlar ve kırmızıya dönerdi. Sonra ise herkes baş ağrısından şikayet ederdi. Hemen sobanın yanmasını yavaşlatmak için görevlendirilen biri harlı yanmayı durdurucu önlem alırdı.


(Bir soru: Soba harlı bir şekilde yanmaya devam etse acaba ne olurdu ve neden engellemek için bir görevli tutulmuş?)

Öğretmenler harlı yanan sobadan zehirli gazlar çıktığını söylerlerdi. Halbuki soba çok iyi yanıyor ve sobadan veya borulardan hiçbir şey dışarı çıkmıyordu. Peki neden baş-ağrısı, baş-dönmesi vs. oluşuyordu? Zehirleyici gaz nasıl ortaya çıkıyordu?

1935’te inanılmaz bir gözlem yaptım. Bir Kaynakçı ölümcül bir karbon monoksit zehirlenmesi geçirdi. Benim görevim, iş kazasına eşlik eden koşulları araştırmak, nedenleri belirlemek ve daha sonra gelecek için dışlamaktı. Ama hiçbir yerde Karbon monoksit kaynağını bulamadım.

Bu bilgiyi 1955’e kadar bilinçaltında tuttum. Ancak o zaman olayın nedenini anlamaya başladım. O yıl, birkaç ay içinde üç Kaynakçı bir oksijen-asetilen Kaynak Makinesi kullanırken öldü. (Yine bir soru: Günümüzde kaynakçılar sadece kıvılcımlardan koruyan bir maske değil, aynı zamanda solunan havayı da kaynak noktasından uzakta bir yerden alacak şekildedirler, acaba neden?)

 Otopsi sonuçları da dahil olmak üzere tüm detayları içeren tüm raporları aldım. Tüm kanıtlar, hepsi çelik kesiciler olan Kaynakçıların Karbon monoksit (CO) zehirlenmesinden öldüğünü gösterdi.

Ama kaynak yapılan ortamda hiç karbon monoksit (CO) bulunamıyordu. İşyerlerindeki çalışan diğerlerinin kanındaki CO oranları da farklı idi. Kaynak yapılan noktalara yakın olanlarda kandaki CO oranı daha yüksekti.

Araştırmalar sonucu şunları gösteriyordu:

  • 1- Kaynak makineleri CO üretmiyordu, ama demir yüzeylerini çok ısıtıyor ve akkor haline getiriyordu.
  • 2- Kaynak yapanlar eğilerek bu akkorlu demir yüzeylerine sürünerek geçen havayı soluyorlardı, ama diğer yardımcılar bunu solumuyorlardı.
  • 3- Ortamdaki havada hiç CO yoktu ve havada sadece azot ve oksijen vardı.
  • 4- Dolayısıyla, kaynakçıları öldüren CO bedenleri içinde oluşmuş olmalıydı.

Peki beden içinde neden kaynakçılarda CO oluşur da, diğer insanlarda oluşmaz?

Kaynakçıların soluduğu hava, kızgın (akkorlu) demir yüzeylerine sürünerek geçen hava idi, ve demir yüzeyindeki aşırı sıcaklık azot (N2) moleküllerini aktive etmiş olmalıydı.

Bu durum akkor halindeki sobalar çevresindeki insanların da karbon monoksit zehirlenmesi göstermeleriyle örtüşüyordu.

Kervran şu sonuca ulaşır:

“Solunum havasında bulunan oksijen, vücuttaki CO oluşumunu açıklamak için yeterli değildi. O var, ama C’ye ihtiyacın var.

Karbon nereden geliyor?

Uzun bir araştırmadan sonra, akciğer içinde dolaşırken kırmızı kan hücreleri seviyesinde vücutta karbon oluşturan aktif azot olabileceğini düşündüm.

Azot asla atomik olarak değil, her zaman element molekülleri (N2) şeklinde ortaya çıkar ve Moleküler orbitallerin elektronları ile çevrili iki azot atomu çekirdeği içerir. Molekülün merkezindeki iki çekirdek bilinen bir frekansta salınır. Bir süre sonra bir protonun Nötronuyla birlikte bir çekirdekten diğerine geçişine neden olan bir rezonans, dışarıdan benzer titreşim enerjisi verildiğinde ortaya çıkabilir mi?

Bütün bunlar çevreleyen Elektronlarda herhangi bir değişiklik olmadan gerçekleşir. Bir tarafta, bir protona sahip bir çekirdek daha az kalır, yani karbon; diğer çekirdek bir protonu emer ve oksijene dönüşür. Bu nedenle, bu nükleer bir fiziksel süreç değildir, çünkü moleküler durum sürekli olarak korunur. Bunun yerine, bir protonun bir çekirdekten diğerine aktarılmasıyla yeniden yapılanma var.

Bir protonun ve nötronunun bir çekirdekten diğerine aktarılması radyoaktif bir süreç gibi görünmüyor; daha önce bilinmeyen bir enzimin yardımıyla akciğerlerdeki kabarcıklarda veya belki de kabarcıklardan geçerken kırmızı kan hücrelerinin zarlarında gerçekleşebilir. ” (Kervran 1980, s. 17)

14N = 12C + 16O

Çocukluğundaki tavukların yumurta kabuklarını oluşturmalarında geçekleşen  potasyumdan kalsiyuma dönüşüm olayı hafızasından silinmeyen Kervran 1950li yılların sonunda bu olayla karşılaşınca 1960lı yıllardan itibaren “biyolojik transmütasyonlar” görüşünü ortaya atar ve 1983te ölene kadar sürekli savunup, geliştirir.


 

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: