KERVRAN-ETKİSİ- 13. Bölüm

yasliİsmet GEDİK

-•       İnsanlık hala doğa ve dünyanın nasıl oluşup-geliştiğini bilmemektedir.

-•       Bunu bilmeyince dünyada hayatın ne zaman başladığını da bilemez.

-•       Hayatın ne zaman başladığını bilmeyince, hayatsız dönemde neler olduğunu da bilemez.

-•       Bunları bilmeyince canlılıkla cansızlık arasındaki farkın nerden kaynaklandığını da anlayamaz.

-•       Bunu bilmeyince insanın bu oluşum-gelişim sisteminde ne zaman yer almaya başladığını da bilmemekte.


-•       Kısacası her şey “BİLGİ” denilen bir faktöre bağlı olmakta, ama insanlık bilgiyi yanlış yerde aramaktadır.

Bilgi bir şey yapabilme yeteneğidir ve bu yetenek varlıkların kimyasal bileşimlerinde kayıt edilip-depolanmaktadır. Bunun en basit delilini genetik kayıtlar oluşturur. Bir canlının kaç bacaklı, kaç parmaklı vs. olacağı kesin bir şekilde o canlının kromozom iplikçilerindeki A-T-G-C harfleriyle kayıt edilmiş olan DNA verilerinde bulunmaktadır.

Bu A-T-G-C molekülleri ise, azot (N), karbon (C), oksijen (O), hidrojen (H) gibi kimyasal elementlerden oluşmaktadır. Yani bilgiler kimyasal elementlerle yazılmakta ve nesilden nesile aktarılmaktadır. Bu nedenle canlılar arasında nesli aktarmak için yapılan seks savaşları önemli bir yer tutar.

Kimyasal elementler proton-nötron-elektron üçlüsünden oluşurlar. Öyleyse bilgiler bu üçlü arasındaki değişim-dönüşümlerde kaydedilmiş olurlar.

İşte Kervran-Etkisi doğadaki değişim-dönüşümlere uygun olarak proton-nötron sayılarının değiştiğinin gözlemlerinden oluşur.

İnsanlık binlerce yıldır, doğadaki tüm oluşumların tepedeki bir güç sistemine bağlı olarak oluşup-geliştiği şeklinde statik sistemli bir doğa görüşüne saplanmıştır.

Daha 2-3 asır öncelerine kadar doğadaki her şeyin, bir “Doğa-üstü-Güç =DÜG” sistemi tarafından “hava + su + toprak + ateş = 4 temel öğenin” karıştırılmaları sonucu oluşturulduğu görüşü egemendi. Bu DÜG’ün:

► “omni-potent =her şeyi yapabilen”

►”omni-scient = her şeyi bilen”

►”omni- present = her yerde bulunan”

gibi olağan-üstü özelliklere sahip olduğuna inanılır.

2 asır önceleri bilgi düzeyinde gelişmeler olur ve bu dört temel öğenin de daha küçük atom denilen temel kimyasal elementlerden oluştuğu ortaya çıkar. Ama statik sistemli doğa görüşü yine geçerlidir ve her şeyin bu atomların birbirleriyle karıştırarak yapıldığına inanılmaya başlanır. Yani, atomlar bilinçsizdir ve:

 ►ya rastgele olarak çarpışırlar ve ortaya çıkan moleküller-maddeler “Doğa-üstü-Güç =doğal-seçici”   tarafından seçilirler;

 ►ya da, DÜG onları kendine göre kombinasyonlara sokarak, doğayı oluşturmaya devam eder.

İnsanlar tepeden yönlendirmeli statik-sistemli doğal görüşüne öylesine saplanmıştır ki, doğada hiçbir değişim-dönüşümün, varlıkların kendi iradeleriyle oluşabileceğini akıllarının köşesine bile getirememiştir.

Doğadaki bu sabit-yapısal kabullerin en önemlilerinden biri, Lavoisier (1743-1794) kanunu olarak bilinen, elementlerin sabitliği yasasıdır.

Doğadaki maddelerin atom denilen kimyasal elementlerden oluştuğunun anlaşılmasından sonra, “doğada hiçbir şey yoktan var edilmez, var olan bir şey de yok edilemez, yani doğada belli sayıda kimyasal element vardır ve tüm maddeler bu belli sayıda kimyasal elementin kombinasyonlarıyla oluşur” şeklinde bir yasa tanımlanmıştır.

Yaklaşık bir asır öncesine kadar bu kanun geçerli olur ama radyoaktivitenin keşfiyle ilke, biraz değiştirilir, çünkü Uranyum gibi radyoaktif maddeler sabit kalamayıp, kurşun gibi daha hafif elementlere dönüşürler ve azalan kütle miktarına denk gelecek şekilde E=mc2 formülü uyarıca enerji açığa çıkar ve nükleer enerji dediğimiz enerji türü oluşur. Yasa ise “enerjinin korunması yasasına” dönüştürülerek, fizik anlayışında bir düzeltme yapılır.

Bu fizik-kimya görüşü tüm dünyada egemen olmuş, günümüze kadar da devam etmiştir. Bu temel görüşe uyularak, kimyasal elementlerin oluşumlarının, big-bang denilen bir ilk patlama ile başlayıp, daha sonra yıldızlar içindeki nükleer tepkimeler sonucu oluştuğu ve yıldızların patlamalarıyla da, çevreye yayıldığı, dünyamız gibi gezegenleri oluşturan maddelerin bu tür yıldız patlamalarından oluşan kimyasal elementlerce oluşturulduğu görüşü bilim dünyasının bir dogması haline gelmiştir.

Yani dünyamızı oluşturan Ca, Si, Fe, K, Na, vs gibi kimyasal elementlerin miktarı ve birbirlerine göre oranları sabittir. Dünyamızdaki değişim-dönüşümler, bu elementlerin miktarlarında bir azalma veya artmaya yol açmazlar. Yani DÜG doğada belli oranda  kimyasal element oluşturmuştur ve bu elementlerin birbirleriyle çarpışmalar vs. gibi bilinçsiz hareketleri sonucu farklı moleküller veya daha üst sistemler oluşurlar ve DÜG bunlardan iyi olanlarını seçer!

Tüm bu olayları tersine çevirecek yeni bir bakış açısının temelleri 1960lı yıllarda L. Kervran adlı bir Fransız fizik profesörünün, günümüzde Low energy nuclear reactions (LENR) (=düşük enerjili nükleer reaksiyonlar) olarak bilinen ve tehlikesiz nükleer enerji elde etme yöntemi olarak yoğun araştırmalar yapılan bir konuda gözlemler yayınlamasıyla başlar. (“Transmutations Biologique, Transmutations à la faible énergie”)  

Kervran, kimyasal elementlerin illa yıldız gibi çok yüksek basınç ve sıcaklık değerleri altında değil, normal dünya koşullarında düşük-enerjili çekirdek reaksiyonları (Low energy nuclear reactions= LENR) şeklinde de gerçekleştiğine dair gözlemler-veriler sunmaya başlar.

Böyle bir sıra-dışı görüşü ortaya atmasına neden olan faktörler arasında şu gözlem ve veriler bulunur: 

►1: Taze meyveler ile kurutulmuş meyvelerde demir ve bakır elementlerinin miktarlarında anormal artışlar saptanmıştır. Kurutulmuş meyvedeki bakır ve demir miktarları artmaktadır. Bunlar dışarıdan meyvenin içine sokulmadığına göre, başka elementlerden dönüştürülmüş olmalıdır.

►2: Kervran yulaf tohumlarını önceden analiz eder ve K, Ca, Mg oranlarını saptar. Sonra o tohumları saf-su içinde filizlendirip-büyütür ve büyümüş bitkideki element miktarlarını tekrar saptadığında, (K) miktarında -0.033 gram azalma, (Ca)-miktarında +0.032 gram artma olduğunu görür ve potasyumdaki azalma miktarının kalsiyumdaki artma miktarına çok yakın olduğu gerçeğine dayanarak,  bir transmutasyon (element dönüşümü) gerçekleşmiş olması gerektiğini ileri sürer.

►3: Eklem-bacaklılar grubuna ait çoğu canlılar (yengeçler, kerevitler, ostrakodlar, vs) büyüdükçe kavkılarını değiştirmek zorundadırlar. Deniz araştırmaları laboratuarlarında kerevitler, Ca elementinden kimyasal olarak arındırılmış ortamda yetiştirildiklerinde, yine de kavuklarını kusursuz şekilde oluşturdukları saptanmıştır. Yaşadıkları su ortamında kavkılarının yapımında kullanılan Ca (kalsiyum) elementi bulunmadığına göre, hayvan gerekli Ca elementini, başka elementlerden üretmiş olmalıdır.

►4: Demir elementinden yoksun ortamlarda yaşayan bakterilerin, ortama biraz mangan-tuzu ilave edildiğinde, kısa bir süre sonra ortamda demir-oksit oluştuğunu fark eder,

►5: Tavuklar yumurtalarının kabukları için Ca elementine muhtaçtırlar. Kervran, kalsiyumlu mineral içermeyen ortamlarda (örneğin granitik bir zemin üzerinde) yaşayan tavukların yumurta kabukları için gerekli kalsiyumu nerden sağladıklarını merak eder ve tavukların granitik zeminde bulunan mika minerallerini yediklerini fark eder. Mika mineralleri (K) potasyumca zengindirler.

Tavukların bu mikadaki potasyumdan kalsiyum elde ettiklerini düşünür. Tavukları mika minerali dahi bulunmayan ortamlara yerleştirdiğinde, yumurta kabuklarının çok incelip-yumuşaklaştığını görür. Bu deneylerden sonra da, 39K+ 1H = 40Ca şeklinde bir element değişim-dönüşümü gerçekleşmiş olması gerektiğini ileri sürer.


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: