Quantization= Kuantlaşma: Doğa Birbirlerine Eklenerek Çoğaltılan Temel Öğelerden Oluşur. Bu en temel öğelere kuant denir.

İsmet GEDİK

Proton, nötron, elektron gibi atomları oluşturan atom-altı-öğeleri de kuantsal özellik gösterirler. Onun için moleküllerden küçük tüm bu mikro-aleme KUANTUM alemi denir. Dolayısıyla moleküller, hücreler ve bedenler bu kuantsal davranışların denetimindedirler.

Şimdi önce kuant (quantum) teriminin nasıl ortaya çıktığını görelim.
Quantum terimi Latincede “ne kadar” anlamına gelen bir kökten türetilmiştir.


“Ne kadar?” teriminin merak edilmesi şu açıdan ortaya çıkmıştır.


İnsanlık doğada bir işlev için gerekli enerjiyi merak ediyordu. Yani bir şey yapılması-oluşturulması için gereken en küçük enerji miktarı= Planck terimiyle “elementary quantum of action ”). Bir şey yapılması bir güç sistemi gerektirir. Varlıkları bir araya getirmek veya ayırmak için mutlaka bir güç gerekir.

20.yüzyıl başlarına kadar bir şeyi yapıcı veya yaratıcı güç sisteminin, varlıkların dışında olduğu varsayılan bir Doğa-Üstü-Güç (DÜG) sisteminde olduğu düşünülüyordu. Bu DÜG’ün de her şeyi istediği kadar küçük boyuta indirgeyebileceği ve bu küçük şeyleri birleştirerek gittikçe büyük şeyler yapabileceği tasarlanıyordu. Böyle düşünülünce, “en küçük” değerin “sıfır = 0” bile olabileceği düşünülüyordu.

Bu tür bir düşünceyle doğadaki enerji aktarımlarını tasarlamaya çalışan fizikçiler böyle bir sistemde doğa ve dünyanın mor-ötesi felaketi (ultraviolet catastrophe) adı verilen bir sona doğru gitmesi gerektiği sonucuna varıyorlardı.

Çünkü yayılan enerjinin radyasyonun dalga boyuyla ilişkisi vardı. Dalga boyu büyük radyasyonlar düşük enerjili oluyorlardı ve dalga boyu küçüldükçe yayılan enerji artıyordu. Bu tür bir görüşe göre oluşturulan Rayleigh-Jeans yasasına göre de (1)numaralı güzergahtaki “ultraviolet catastrophe = mor-ötesi felaketi” oluşması bekleniyordu.,

Halbuki doğada (2)numaralı güzergahta görülen Blackbody radyasyonu grafiği şeklinde bir oluşum vardı.

Böyle bir çelişkiyi Max Planck adlı Alman fizikçisi çözmeye çalışır ve en küçük enerji aktarımı (quantum of action) değerinin sıfırlanamayacağı ve çok belirli sabit bir değerde olması gerektiğini bulur.

Doğadaki varlıklar arası etkileşimlerde “en küçük etkileşim enerjisi ne kadardır? sorusunun yanıtı 1901 yılında Max Planck tarafından verilmiş ve (h) simgesiyle 6.62607015×10−34 Joule⋅saniye değerli ve “Planck-sabiti” olarak bilinen bir temel etkileşim birimi bilim dünyasına girmiştir.

Bu birim doğadaki her hareket, her canlılık işlevini başlatıp, sürdüren en temel öğedir. Yani RUH dediğimiz canlılık veren sisteminin başlangıç noktasıdır, çünkü bizzat Max Planck tarafından “quantum of action = bir işlev için gerekli en küçük değer” olarak tanımlanmıştır. RUH terimi de canlıları hareket ettiren unsur olduğuna göre, quantum tam manasıyla buna denk gelir.

Doğadaki tüm diğer enerji birimleri bu (h)nın katlarından oluşurlar. Buna kuantizasyon sistemi denir, yani tam sayılı katlar söz konusudur, asla buçuklu veya ondalıklı vs. olamaz. Kuantizasyonun bilinen en temel örneği, doğadaki maddelerin oluşumunda görülür:

Tüm elementler birer proton eklenmesiyle oluşur, asla yarım veya 1.5 protonlu element yoktur. Bunun anlamı, doğadaki hareketliliği, canlılığı vs. oluşturan en temel bir birim vardır ve o hep TAM olarak işe girer, yani parçalanamaz. Bu nedenle canlılığın-hareketliliğin temeli bu kuant öğesindedir.

Kuantum kavramının ortaya çıkmasından sonra fizikçiler doğadaki enerji kaynaklarını dikkate alıp, Güneş ışınlarına bakarlar. Einstein 1905’te Güneş ışınlarının bitkiler tarafından nasıl alınıp, şeker gibi moleküllere dönüştürülmesinin “Lichtquant = ışık kuantları” sayesinde olduğunu yayınlayarak kuant teriminin bir başka kullanım alanını oluşturur. Foton denilen güneş-ışınları bu şekilde kuantum sistemiyle eşlenmiş olur.

Daha sonraki yıllarda devam eden araştırmalarda, foton denilen kuantsal öğelerin atomların çevrelerinde bulunan elektronlar tarafından yayıldığı veya alındığı, dolayısıyla doğadaki tüm etkileşimlerin kuant denilen enerji öğesiyle gerçekleştiği ortaya çıkar.

Atomlar proton-nötron-elektron üçlüsünden oluşmaktadır. Bunlara atom-altı-öğeler denir. Kuantlar hem atomlar hem de bu atom-altı-öğeler arasındaki etkileşimleri etkileyip- yönlendiren temel oyunculardır.

İnsanlar atom deyince, sanki birer bilye gibi sabit öğeler tasarlar. Ne atomlar, ne de atom-altı-öğelerin hiç biri sabit, cansız öğeler değildirler. Tam tersine onlar cıvıl-cıvıl hareketlidirler ve sürekli olarak çevrelerinde neler olup-bittiğini araştıran tam anlamıyla canlı varlıklardır.

Kuantlar konusunda ayrıntılı bilgiler şu adrestedir: http://tanriyianlamak.blogspot.com.tr/…/enerjinin…

Kuantsal sistem iki temele dayanır:

Enerji aktarımları gelişigüzel yani keyfi olamaz, en temel bir değerle (h) başlamak zorundadır;

Büyüme ve gelişmeler bu temel değerin tam sayılı katlanmaları şeklinde olmak zorundadır.

Daha sonraki yıllarda yapılan araştırmalar bu en temel enerji aktarım biriminin yukarılarda gösterilen özelliklere sahip olduğunu dolayısıyla doğadaki canlılığın-yani hayat sisteminin kökünü oluşturduğunu ortaya koyar.

alt sistemlerin birer artırımıyla oluşur. Buna kuantizasyon denir. Bunun en güzel örneği doğadaki kimyasal elementlerin oluşumunda görülür. En basit element olan hidrojen tek bir protondan oluşur ve diğer elementler birer proton eklenmesiyle oluşturulurlar: 2, 3, 4, 5, 6, vs. protonlu elementler böyle oluşurlar. 2.5 protonlu bir element yoktur.

Kuantsal sistem konusunda üç noktanın vurgulanması gerekir:

Birincisi şudur: Kuantsal sistem canlı, tam özellikli varlıklardır, yarım veya buçuklu olamazlar. Yani detektörde asla 1.5 değeri görülmez, ya 1, ya 2 olur. Bu da kuantsal sistemin canlı, özel varlıklar olduğunun tipik bir delilidir.

İkinci nokta ise, kuantsal canlılık öğelerinin kesinlikle olasılık hesabı yaparak, bilinçli davrandıklarıdır. Bu durum, kuantum fiziğinin olasılık hesaplı-bilinçli davranışlı olduğunu kabul eden Kopenhag yorumcuları ile, geleneksel deterministik görüşlü fizikçilerin anlaşmazlığının kaynağını oluşturur.

Üçüncü önemli nokta ise şudur: Kuantlar bu hesaplama işlemini uzakta iken yapıyorlar; yani delikten geçerek hedefe kadar adımlayıp sonra geri dönüp, diğer yolu ölçmüyorlar. Yani uzaktan algılama yetenekleri var. Ne olağan-üstü bir davranış ve yetenek, değil mi? Böyle bir varlık nasıl cansız- bilinçsiz kabul edilir? Bilim insanlarının ne kadar önyargılı davrandıkları bundan anlaşılmıyor mu?

Einstein’ın “Tanrı zar atmaz” demesi, klasik fizikçilerin doğadaki yaratıcılığın varlıkların içsel bileşenlerinde değil, Doğa-üstü bir güç sisteminde olduğu önyargısından kaynaklanır. Yani gelenek ve görenekler bilinç-altımızı öylesine şartlandırmışlardır ki, Einstein, Schrödinger gibi fizikçiler bile atom-altı öğelerin olasılık hesaplı bilinçli davranışlarını kabul edememişlerdir. Maalesef günümüzde de hala fizikçilerin çoğu bu yönde davranmaktadırlar.

Hücrelerimiz içindeki atomların içleri kaynayan kazanlar gibidir, kuantsal canlılar onların içlerinde sürekli devinim içindedirler ve hücredeki-bedendeki değişimleri algılayarak, hücrenin, dolayısıyla bedenin çevreye uyumunda en aktif görevi yerine getirirler.

Yani çok kısa ömürlü ve çok devingen, çok hareketli bir varlıklar alemi ile karşı karşıyayız ve onlar hücrelerimizdeki atomların içindeler ve bizleri yönlendiriyorlar.

Görüldüğü üzere kuantlar alemi öğeleri, doğum-ölüm döngüleri olan, çevrelerini algılayıp, olasılık hesapları yaparak çıkan sonuca göre davranan BİLİNÇLİ ve CANLI Varlıklardır; Her yaşamdan -bir salınım döngüsünden- sonra tekrar doğarlar. Doğal olayların hesaplanmasında sık-sık pi denilen bir katsayının var oluş nedeni, en temel etkileşim öğesinin 90 +90 = 180 derecelik pi sayısına denk bir değer göstermesidir. Bu nedenle onlara KUANTSAL CANLILAR denilmesi gerekir.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: