Bilgiyle Oluşturulan Dinamik Doğa

yasliİsmet GEDİK

Doğa dinamik bir sistemdir. Dinamik sistemlerde her şey “information & self*organisation” kurallarına göre gerçekleşir. “Information = bilgi’dir”. Bilgi varlığın kimyasal yapısına ve fiziksel dokusuna işlenmiş olarak bulunur.

Yani varlıkların kimyasal bileşimleri ve fiziksel dokuları, enerji dediğimiz yapıcı veya yıkıcı faktörün hangi yönlerde hangi oranlarda iletilmeleri gerektiğini belirleyen trafik işareti görevini yerine getirirler.

Bu nedenle de “zaman” denilen değişim-dönüşüm belirleyici süreç içinde değişirler.


(Bak http://tanriyianlamak.blogspot.com.tr/p/hakkmda.html )

Doğadaki tüm oluşumlar kuantsal öğelerle başlar, çünkü enerji dediğimiz kuvvet oluşturucu sistem bu kuantlarda bulunmaktadır. Güneşten gelen ışık (fotonlar) bu kuant dediğimiz öğelerden oluşurlar. Yine dinamik sistemler fiziğinin ortaya koyduğu üzere, enerji madde olarak da depolanabilir bir öğedir ve Einstein’ın ortaya koyduğu E=mc2 bunu açıklayan evrensel bir formüldür. Dolayısıyla her varlığın yaşamı için gereken enerji doğada ya radyasyonlar şeklinde ya da madde olarak bulunmaktadır. Radyasyon enerjisi madde bileşimine göre değişmektedir. Madde bileşimi ise zaman içinde sürekli değişimlere uğramaktadır. Örneğin yıldızlar içindeki madde bileşimi kimyasal elementler şeklinde iken, gezegenlerdeki madde bileşimi çeşitli mineraller, büyük moleküller veya hücreler şeklindedir. Buna ek olarak dünyamız gibi yaşayan gezegenlerde, hücresel bileşimler sürekli değişmekte, aynı miktardaki bir kimyasal element kompleksi, kâh bir böcek olarak, kâh bir dinozor olarak kâh bir memeli hayvan olarak farklı görüntüler sunabilmektedir. Durum böyle olunca, yani varlıkların yapısal dokusal durumları sürekli değişme uğramak zorunda olunca, varlıklar arasında birbirlerinin yapısal-dokusal durumlarını takip etme ve kendilerini bu yeni yapısal durumlara göre yeniden ayarlama zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Her varlık bir diğer varlıktaki değişim-dönüşümleri takip etmek zorundadır, çünkü besin kaynağı o varlığa bağlıdır. Tüm bu bilgiler ise, varlıkların yapısal-dokusal durumlarına işlenerek, kodlamalar şeklinde nesilden nesile aktarılmaktadır.

Evren kuantsal sistemle başlar. Kuantlar varlıkların bilgilerine göre onların yapılarına girerler ve onların davranış tarzlarını değiştirirler. Bu şekilde madde bileşimleri değişip-çeşitlenir. Çeşitlenmeyle çevreye yayılan sinyaller yeni kuvvet alanları, yeni etkileşim sistemleri oluştururlar.

Dinamik sistemlerde her şey tavuk-yumurta döngüsü içinde ve de bilgi ile oluşturulur. Bilgi yapıya yansıtılır. Örneğin bir şey öğrendiğimizde, bu işlemi beynimizdeki hücreler yapmış olurlar ve onlar kendi aralarında yen bir sinaps bağlantısı yaparak yapı ve dokularını değiştirmiş olurlar. Yapıların değiştirilmesi karşılıklı sinyal alıcı-verici sistemler oluşturulması şeklinde gerçekleşir. Sinyal olarak kullanılan bilgi paketçikleri ise, atom-altı parçacıklardan başlanarak, atom, molekül, hücre, beden, toplum gibi üst sistemlere doğru geçildikçe, gittikçe değişen değer sistemlerinden oluşurlar. spin, polarizasyon, elektrik yükü, manyetik alan, basınç, sıcaklık, koku, ses, para, vs. değişik sistemlerde kullanılan değişik değer ölçütleridirler. Her değer ölçütü, ait olduğu sistem içinde bir kuvvet alanı oluşturur ve o sistem içindeki tüm öğeler bu kuvvet alanına uyarlar. Buna köleleştirme etkisi denir. Yani çocuğunuza küçükken hangi değer yargılarını belletirseniz, çocuğunuz büyüdüğünde o değer yargısına uygun davranmak zorunda kalır, yani o bilgilerin kölesi olur. Kuvvet alanının oluşması ve etki derecesi ise, öğelerin kendi aralarındaki karşılıklı anlaşma-uzlaşma derecelerine (alıcı-verici devrelerine) göre olur. Hangi sistem daha güçlü bir karşılıklı alış-veriş bağlantısı oluşturuyorsa, o sistem daha başarılı olur, çünkü enerji hep en ekonomik ve doğal sisteme en uygun olan yapısallaşmalara akar ve bu akımın temelinde atom-altı-parçacıkları dediğimiz en temel öğeler yer alırlar ve global ölçüde düzenlemeler yaparlar. Yani bilgiler alt sistemlerde depolanırlar ve işlenirler ve bu bilgilerin çevredeki diğer sistemlere uyumuna göre üst sistemler hep yeniden yapılırlar. Dolayısıyla gerek hücreler, gerek moleküller ve atomların her biri birer bilgi yumaklarıdır. Çevrelerindeki değişim-dönüşümlere göre yapılarını değiştirirler ve o yeni bilgilerin çevrelerindeki diğer sistemlere uyumuna göre, bedenleri yeniden düzenlerler.

Klasik fizikçiler doğayı dinamik sistemli olarak değil de, statik sistemli olarak düşündüklerinden, ne zaman kavramını, ne de bilgi kavramını anlayamamışlar ve hem dünyamız hakkında hem de evrenimiz hakkında çok yanlış teoriler oluşturmuşlardır. Bunlardan biri de Big-bang teorisidir.

Evrenin sürekli genişlediği varsayımına neden olan Big-bang kavramı, uzaydan gelen radyasyonlarda red-shift (kızıla-kayma) denilen bir dalga-boyu büyümesi gözlemlenmesinden kaynaklanır.

Uzaydan gelen radyasyonlarda görülen kızıla kayma olayı, astrofizikçilerin evreni gittikçe genişleyen bir sistem olarak yorumlamalarına ve evrenin büyük bir patlamayla (Big-Bang) oluştuğu hipotezini oluşturmalarına neden olmuştur. Mademki evren büyük bir patlamayla oluştu ve gittikçe genişliyor, o zaman genişleme hızını belirleyen bir katsayı bulunursa, ‘evrenin ne zaman oluştuğu da saptanabilir’ bakış-açısından gidilerek, kızıla-kayma oranı olarak Hubble-sabiti denilen bir katsayı hesaplanmıştır. En fazla kızıla kayma gösteren gök cisimlerinin değerlerinden yararlanarak da, Big-Bang oluşum zamanı hesaplamaları yapılmış ve evrenimizin yaklaşık 13.5 milyar yıl önce oluştuğu öne sürülmüştür. Günümüz dünyasında genel olarak kabul edilen evren görüşü bu şekildedir.

Bazı astrofizikçiler ise, uzaydan gelen radyasyonlardaki kızıla-kayma olayının, maddelerin oluşum yaşlarına bağlı olarak değişebileceğini, çok eski zamanlarda oluşan maddelerin elektronlarının zaman içinde daha fazla karşılıklı etkileşime maruz kalmış olmalarından dolayı, daha enerjik olacaklarını, dolayısıyla daha küçük dalga-boylu radyasyonlar yayacaklarını, daha genç oluşmuş maddelerin elektronlarının ise, daha büyük dalga-boyunda radyasyonlar yaymasının gerektiğini, dolayısıyla big-bang görüşünün yanlış olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu görüşü ileri süren astrofizikçiler arasında Arp, Narlikar, Burbidge gibi astrofizikçiler gelmektedir. Bu bilim adamlarına göre, evrenden gelen radyasyonlardaki dalga boyu değişimleri, evrendeki madde yapısına bağlı olarak değişiklik gösterecektir, dolayısıyla, yeni oluşan galaksilerde daha fazla kızıla kayma, daha yaşlı galaksilerde ise, daha az kızıla kayma görülecektir.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: