Bölüm 2: Toplumsal sorunların kaynağı olan LİDERLİ yönetimler nerden çıktı?

yasliİsmet GEDİK

Her şey yönetme- etkileme konusuna dayanıyor. Doğada ne neyi etkiler ne neye göre yönlenir?

Bir varlığın davranışını etkileyen temel faktör “güç” denilen kuvvet olgusudur. Kuvvet dediğimiz şey, enerjinin bir yerden bir yere akmasıyla oluşur. Örn. sıcaklığın çok olduğu yerden az olduğu yere doğru bir akım oluşur, buna uygun olarak rüzgarlar, deniz-içi akıntılar, atmosferdeki olaylar vs. ortaya çıkar.

Günümüz toplumlarında ise “güç” para olmaktadır. Krallar, padişahlar, sultanlar vs. kendi adlarına para bastırmışlar ve o paralarla tuttukları koruyucular, askerler vs ile insanları yönetmişlerdir. Günümüzde bu sultanların yerini kendilerini lider olarak gören bir zümre almıştır.


Peki krallık-sultanlık gibi makamlar nasıl ortaya çıkmıştır?

Bizlere, doğa ve dünyanın sahipliğinin hariçteki-tepedeki bir sistemde olduğu bilgisi veriliyor. Doğa tepedekilerce parsellenip sahipleniliyor ve sahiplenilen yerlerdeki tüm varlıklar efendinin mülkü olduğu görüşü halka dayatılıyor. Halk efendilere ait topraklarda efendinin hizmetkarı-kölesi olarak çalışıp-üretir; ürettiğinin çoğunu kral alır, kalanıyla da halk yetinip-geçinmek zorunda kalır. Tepedekilerin gücü, tabandaki halkın ürünleriyle oluşturulur ve kapitalist sistemin tohumu atılmış olunur. Halkı köleleştirecek olan “para” faktörü tepedekilere terk edilmiş ve halkın kulluk fermanını imzalanmıştır. Bu şekilde, parayı kontrolünde bulunduran tepedekilerin oluşturduğu bir güç sistemi ortaya çıkar. Tepedekiler parayla kendilerine bağladıkları asker, polis, bürokrat vs. ile halk üzerinde tam bir baskı oluşturur ve hiç kimsenin toplum geneli yararına olacak bir işlem veya eyleme kalkışmasına engel olur. Bu şekilde eşitlik-özgürlük-kardeşlik denilen değerler tamamen ortadan kalkmış olur.

Varlıkları yönlendiren güç enerjiyle oluşur. Peki enerji nerededir?

Enerji varlıkların hareketliliğini sağlayan faktördür. Bu faktöre atalarımız RUH demişlerdir. Yani RUH hareketlilik faktörüdür, yani bir şeyi hareket ettiren gizemli faktördür.

Toplumuzda yaygın geleneksel inanca göre RUH yaratıcı tarafından insan bedenine üflenmiştir. Bu nedenle insanlık yaratıcılığı varlıkların dışında-üstünde ekstra bir varlıkta tasarlamıştır.

Peki yaratıcılık nasıl bir şeydir. Doğa, dünya, canlılar ve insan nasıl yaratılmıştır?

İnsanlık geçmişini bilmemektedir. Tarih kitapları yaklaşık 3-4 bin yıl öncelerine kadar olan geçmiş hakkında bilgiler vermektedir. Dinsel görüşler ise, yaklaşık 5 bin yıllık bir yaratılış tarihinden söz ederler.

Acaba gerçek durum nedir, doğa ve hayat ne zamandan beri var? Yaratıcısı kim?

Bu sorunun yanıtı dünyamızın geçmişinin kayıtlarının tutulduğu ARŞİV SAYFALARINDA bulunmaktadır.

Dünyamızın geçmişinin kayıtları nasıl tutulmaktadır? Kayıtlar şöyle tutulmaktadır.

Denizler ve okyanuslar dünyamızın tüm geçmişinde yaşanan önemli olayların kayıtlarının tutulduğu ortamlardır.

Karalar sürekli aşınır ve aşınan maddeler ırmaklarla denizlere taşınıp- depolanır. Örneğin günümüzün plastik maddeleri, kaşık, bıçak gibi nesneler denize taşınan çamurlar arasına karışırlar. Birkaç bin yıl önce oluşan katmanlarda ise bu maddeler olmayacaktır, çünkü o zamanlarda bu maddelerin üretimi bilinmiyordu ve yoktu.

Denizlerdeki bu katmanlarda dünyadaki her olay kaydedilir.

• Nerede ne zaman bir deprem olduğu,

• Nerde ne zaman bir volkan patladığı,

• Dünyanın neresinde ve ne zaman ne tür bir canlı yaşadığı, bu canlının ne zaman ortaya çıktığı ne zaman kaybolduğu;

• Bir katmanın oluştuğu deniz tabanının ne kadar derin olduğu,

• Deniz suyunun sıcaklığının ne zaman hangi değerde olduğu,

• Dünyamızdaki dağların ne zaman ortaya çıkmaya başladıkları,

• Dünyamızdaki denizlerin ne zaman oluştukları

• Vs.

Geçmişe ait bu doğal kayıtlar sıraya konulup- incelenerek, doğa ve dünyamızın (ve de insanlığın) oluşum ve gelişimi gerçeklere uygun şekliyle ortaya koyulabilmektedir!

Şimdi dünyamızın arşiv sayfalarına bakarak geçmişe doğru bir yolculuğa çıkalım.

5 milyon yıl eskiye gidildiğinde, insan denilen canlı yok olur. Yok olmak, atomlarına-moleküllerine ayrışmak demektir. Bu atomlar ve moleküller ise at, inek, meyve ağaçları vs. gibi diğer varlıkların yapımlarında kullanıma girerler. Bu nedenle 5 milyon yıl öncesine gidildiğinde dünyamızda radyo- tv- kanalları, uydu haberleşmesi vs. gibi birçok sinyal sistemi bulunmamaktadır. Yani günümüzün ether denilen sinyaller okyanusu çok zengindir, ama 5 milyon öncesine gidildiğinde fakirleşmiştir.

100 milyon yıl geri gidildiğinde, at, inek, meyve ağaçları yok olur ve atomlarına-moleküllerine ayrışırlar. Bu atomlar ve moleküller ise dinozor, vs gibi canlıların yapımlarında kullanıma girerler. Her varlığın yaydığı bir elektromanyetik alanı vardır. Dolayısıyla 100 milyon yıl öncesinde bu canlılardan kaynaklanan elektromanyetik alanlar da yok olmuşlardır.

300 milyon yıl geri gidildiğinde, dinozor gibi canlılar yok olur ve atomlarına-moleküllerine ayrışırlar. Bu atomlar ve moleküller ise ekinit, trilobit, gibi omurgasız ve başka omurgalı canlıların yapımlarında kullanıma girerler. Dolayısıyla 300 milyon yıl öncelerinde bu canlılardan kaynaklanan elektromanyetik alanlar da yok olmuşlardır.

700 milyon yıl geri gidildiğinde, tüm omurgalı ve omurgasız canlılar yok olur ve atomlarına-moleküllerine ayrışırlar. Bu atomlar ve moleküller ise tek hücreli canlıların yapımlarında kullanıma girerler. Çok hücreli yaşamın bitmesiyle doğadaki elektromanyetik alanlar muazzam azalmış durumdadır.

4 milyar yıl geri gidildiğinde tüm canlılar alemi yok olur, atomlarına-moleküllerine ayrışırlar. Bu atomlar ve moleküller ise cansızlar alemi dediğimiz inorganik maddelerin yapımında kullanıma girerler. Canlı varlıkların yok olmasıyla doğadaki tüm koku, tat, ses, aşk-sevgi gibi sinyaller yok olmuşlardır.

5 milyar yıl geri gidildiğinde ise, dünyamız ve Güneş sistemimiz de yok olmaktadır. Dünya yok olunca, dünyadaki H2O, CO2 , kuars gibi moleküller atomlarına ayrışıyorlar ve yıldızlar – galaksiler evresine dönülüyor.

12-13 milyar yıl öncesine Evrenimizin başlangıcına gidildiğinde, tüm yıldız ve galaksiler yok oluyor, atom-altı-öğelere ayrışıyorlar. Atom-altı- öğeler ise, ÇOK-ÇOK KISA ÖMÜRLÜ, ve ÇOK HAREKETLİ enerji yumaklarıdır. Bunlara Kuantum alemi deniyor.

Görüldüğü üzere, geçmişe gidildikçe, kimyasal bileşim denilen sistem gittikçe küçülüyor, örn. Proteinler yok oluyorlar, sonra proteinleri oluşturan amino-asitler yok oluyor; sonra su, karbondioksit, metan gibi moleküller yok oluyor, sonra demir, bakır, oksijen, azot gibi atomlar yok oluyor ve sadece hidrojen gibi en basit kimyasal element kalıyor; sonra o da yok oluyor ve atom-altı-öğelere ayrışıyor.

Dolayısıyla bilgi sistemi tamamen kimyasal element oluşumuna dayanıyor ve geçmişe gidildikçe kimyasal bileşimler gittikçe basitleşiyor. Önce büyük moleküller, sonra küçük moleküller yok oluyorlar. Sonra büyük atomlar kaybolmaktadır. Nitekim evrende sadece Mars, Venüs, Dünya gibi gezegenlerde Demir, Alüminyum, Silisyum gibi çok protonlu ağır elementler bolca vardır; galaksi ve yıldızlarda ise Hidrojen ve Helyum gibi en basit elementler yaygındır.

Yani evrenin başına dönüldüğünde, doğada hiç büyük veya harici bir güç-kuvvet sistemi kalmıyor ve her şey kuantsal enerjiye dönüşmüş oluyor. Günümüz dünyasının çok zengin olan ether okyanusu, geçmişe gidildikçe gittikçe zayıflar kaybolur. Dolayısıyla bilgi-üretimi ve alışverişi durmuş olur.

Yani evrensel sistemin başlangıcında madde dediğimiz katı sıvı veya gaz halinde hiçbir şey yoktur. Her şey parçalarına ayrışmıştır. Bu ayrışan parçacıklara atom-altı-öğeler denir, çünkü henüz atom da oluşmamıştır.

İşte bu noktada insanlığın kafası karışmaya başlamıştır.

Nedenine gelince:

İnsanlık 4 bin yıldan beri, doğadaki oluşum ve gelişimlerin yaratıcı denilen ve varlıkların dışında olduğuna inanılan bir güç sistemince oluşturulup-yönlendirildiği inancıyla eğitilmişlerdir. Dolayısıyla insanlar doğada varlıkların kendi kendilerine bilgi oluşturarak, doğal sistemi oluşturma ve geliştirme gibi içsel bir yeteneğe sahip olabileceklerini akıllarının bir köşesine bile yerleştirmemişlerdir.

Şekil Geleneksel görüşlerde doğadaki oluşumların hep harici bir güç sistemince oluşturulduğu düşünülmüştür. Ya harici bir yaratıcı, ya harici bir seçici sistemle doğa ve dünyanın oluşturulacağı yanılgısı hala egemendir.

Bu tür bir temel doğa anlayışında olan fizikçi, kimyacı, biyolog gibi bilim insanları da evrensel sistemin başlangıcını oluşturan kuantum alemi denilen atom-altı-öğeleri cansız parçacıklar olarak görme yanlışlığı içinde olmuşlardır. Bu düşünce hala günümüzde devam etmektedir ve atom-altı-öğelerin bilgili-bilinçli oldukları yönünde makaleler çok ender olarak ancak çıkmaya başlamıştır.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: