Hani adı insandı, hani düşünebilen tek hayvandı?

benTürkCelil

Merhaba: Ben dünyanın en zengin insanıyım dediğimde, böyle algılanacağımı hiç düşünmemiştim.
Orada kastedilen para-mal-mülk değildi ki, huzurdu, mutluluktu.


TürkCelil

Benim param yok ki benim çok param var diye mutlu olayım, kimseye muhtaç değilim, başımı sokabildiğim bir evim, çok çok sevdiğim iki ulaşım aracım, onlarca onlarca kitabım, yani tek gerçek dostlarım kitaplar.. 


…onların varlığı ile ben zenginim, hem de çoook zengin.

çmavi


Yanlış mı?

Ben zengin değil miyim?

+++

Örnek: bu sabah birden kafama takıldı, Bira!

Hemen kalktım!

Buzdolabımdan soğuk bir bira aldım açtım ve ilk yudumu aldım.

Kendimi yine çok ama çoook zengin hissettim.

Sağlıklıyım, bu zenginlik değil de nedir?

Hiç, ama hiç kimselere asla ve asla muhtaç değilim!

Bu zenginlik değil de nedir?

Oturduğum yerden 30-40 derece sağ yanımda TV’m, PORTADA müzik kanalı açık saatlerdir, 10 kadar müzik var dön dön hep aynı parçalar dönmekte, olsun. Araya girip konuşan rezil kişiler yok, sadece müzik beni mutlu etmekte!

Bu zenginlik değil mi?

+++

Yaşam zaten onlarca-binlerce-milyonlarca figüranın at koşturduğu bir arena değil mi?

Doğ-büyü-sonra öl..

Bir döngü, sadece bir döngü.. Ama zaman durmuyor, sürekli bir değişim içinde.

Doğmak-büyümek ve ölmek gibi…

Fideyi ek, büyüsün, meyvesini versin ve ölsün.

Döngü bu, değişim bu.

Durdurmak olanaksız.

İnsan neden farklı olsun ki? Ayrıcalığı mı var?

Yooooo….

+++

Sadece gelişmek var, ya duracak bir odun olacaksın, ya da gelişecek kapı-pencere olacaksın.

Yaşam herkese aynı adillikte davranmıyor ne acıdır ki!

Birimiz, atlas kumaşlar içinde yaşama merhaba diyorken, bir diğerimiz karanlık odalarda ciyaklamak zorunda.

Birinde sevecen bakışlar kokluyorken narin tenimizi, bir diğerinde çuvaldızlar batıyor bir yerlerimize..

Önemli olan, o çuvaldızları itip çıkmaktır.

Siz çıkmışsınız, şapka çıkarmak, önünüzde saygı ile eğilmek bir onurlu görevdir anlayıp saygı duyana…

Ben bir şeye inandım uzun uzun süredir.

=Kadınlar, belki ana-anne olduklarından olsa gerek; dayanma-katlanma-sabretme-mücadele etme-savaşma-eğilmeme gücüne müthiş bir şekilde sahipler.=

Adına erkek dedikleri yaratıkta bu yok.

Sanki hep hazıra konacakmış beklentisi içinde bu zavallı kişilik.

+++

Biri alkoliktir, içer, sıçar-bağırır-hakaret eder-küfreder-döver ve bunu marifetmiş gibi savunur yetmeyen aklıyla.

Bu rezil halindeyken, önüne çıkan herkese saldırır, bu yaptıkları zaferdir zavallı kişiliği için.

Ezer, kırar ve döker.

Yerle bir eder hayatları, yaşamları.

Yarına izler kalır sesinin yırttığı tenlerde, tokatladığı yüzlerde.

+++

Sadece, anlamadığım, kabullenemediğim tek bir konu var:

Neden yapıyorsun diye sorulduğunda; ‘bana da yapmışlardı’ olur verilen yanıt!

Burayı anlamakta zorlanmakta zavallı kişiliğim.

Sana yaptılarsa sen şimdi yapmamalısın değil midir gerçek olanı?

Mazeret midir sana yapıldı diye senin de şimdi yapman?

Sonra, terk edilmek, atılmak, umursanmamak, orada bir yerlerde bırakılmaktır sonuç…

Ne halin varsa gör’dür söylenmek-anlatılmak istenen..

Orada, sevgi, orada şefkat, orada kucağa alınıp göğse bastırmalar yoktur, olmaz.

İçinde bir uhdedir bu, Tv’de ister insanda, ister hayvanlarda olsun, kucaklaşma, kucağa alınma seni duygulandırır, gözlerinde buğulanmaya, bir iki damlanın süzülmesine varır gözlerinin yaşı.

+++

Sistemin nasıl çalıştığı aslında kişinin umurunda olmaması gerekmez mi?

Canı cehenneme sistemin, eğer iç dünyasında varsa biraz gücü, karşı çıkmaz mı minicik kalbi?

İçine kapansa da, yüreği kanasa da bazen gücü yoktur karşı çıkmaya, bazen katlanır ha katlanır yapılanlara, ama yazar da bir yerlere bir kara kaplı deftere…

Olgunlaşır minicik bedeni daha çook erken saatlerde, kendini birden yetişkin bulur gerçek yetişkinler arasında.

1998 yılı Moonlight Barının minik bir köşesinde oturmuş içkisini yudumlar adam, bir adam ve yanında oldukça genç iki kişi gelirler yakınına bir yerlere.

Adam, biraz uzakta tanıdıklar görmüştür, onların yanına çöker.

Genç olan bu yalnız adamın yanına gelir ve sorar; oturabilir miyim acaba?

Olumlar adam ve genç oturur.

Konuşmaya başlanır bir konuda.

Bir tuhaflık vardır genç kişinin sözlerinde, konuşmalarında.

Genç kaç yaşlarındadır ki?  15?

Yani daha bir çocuk!

Ama konuşması sanki 40’mı?

Tuhaflık yok mu burada? Var! Hemi de var!

Dayanamaz, sorar adam: ne iştir?

Açıklar çocuk, yıllar yıllar vardır her yere babası onu da götürmüş, iş toplantılarına, bilmem ne toplantılarına.

“…çocukluğumu yaşayamadım abi der saf çocukça ve ekler… yaşıtlarımla iki laf edemiyorum öylesine üzgünüm ki…”

15 yaşında 40 gibi olmak, gencecik yaşlarda kocaman kadın olmak?

Adına kader demişler ki nefret ederim bu sözcükten!

Kader ne abi?

+++

İlk şiddet gördüğümde yaşım 5’ti ve sevdiklerimden birini kaybetmiştim.

Bana neden böyle davranıyorsun diye soruyorum 10 yaşımda.

Yanıt kaba ve çirkin, üstelik cehaletin zirvelerinde sanki…

Eh bana da yapmışlardı???

Utanma yok, sıkılma hiç yok..

Peki mantık?

O hiç yok..

+++

Adına İNSAN dedikleri bu yaratık, neden böylesine barbar, neden böylesine vahşi ve umursamaz?

Hani adı insandı, hani düşünebilen tek hayvandı?

Hayvan olduğu doğru, doğru ama, hiçbir hayvan yok ki kendi cinsine vahşet uygulasın!

Ve bu düşünen hayvan henüz insan olma evriminin başlarında…

Önünde, insan olabilmek için yürümesi gereken milyarlarca km’lik uzun bir yol.

Ya da birkaç bin yıllık bir süre..

Bu olur mu, bu mümkün mü?

İşte size 100 puanlık bir uzman sorusu..

Sevgiyle..


TürkCelil

16.11.21

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: