KİM BİLİR NELER OLACAK

altanAltan ARISOY

Kimi zaman insanlığın var oluştan bugünlere nasıl geldiğini düşünmeden edemiyorum. Karşılaşılan zorlukları hayal etmek bile zor. Onlarla nasıl baş edildiğini düşünmek daha da zor.


yaptÖyle ki, İnsan yeryüzüne geldiğinden beri hem doğayla hem de kendisiyle savaşıyor.kirmizic

oku

Bu uzun yolculukta yürüdü, durdu, düştü, geriledi, öldü, dirildi, kaybetti, yeniden öğrendi, ayağa kalktı. Hemcinsiyle çıkar çatışmalarında çok büyük kayıplar verdi.

Ama hep ileriye doğru yürümekten hiç vazgeçmedi. Sonunda bugünlere ulaştı.

yapt


Göz kamaştıran başarılara da, inanılamayacak vahşetlere, kötülüklere, başarısızlıklara da imza attı.

Başarısızlıkların en büyük nedeni, bilgi yetersizliği, önceki devirlerin birikimlerinden yararlanma ve geleceğe aktarmada karşılaşılan zorluklardı.

Bin yıllar geçtikçe bu zorluklar çok büyük bedellerle aşıldı.

On binlerce yıl boyunca küçücük adımlarla yol alındı. Bilinmeyen gizil güçlere, sihir ve büyüye inanıldı. Onlara sığınıldı. Yardım dilenildi.

Doğal koşulların uygun hale dönüşmesiyle toplu yaşam başlatıldı. Bilgi ve deneyimlerin paylaşılmasıyla sorunların çözümü kolaylaştı. Yazı icat edildikten sonra işler biraz daha kolaylaştı.

Geçmişin birikimleri ve deneyimler yeni kuşaklara aktarıldı. Bilimin ve aydınlanmanın fotonları beyinlerde yayıldıkça insanlık daha büyük bir ivmeyle ilerledi. Sonunda doğa ile olan savaşta üstünlük kazandı.

Ancak, bu başarılarda ilkel insanlardan günümüze kadar yaşayan on milyarlarca insan içindeki sayılı kişilerin payı çok büyüktür. Onların sayısı tüm insanların ancak binde biri bile değildir.

Büyük insanlık ise bilimden ve aydınlanmadan çok uzakta kaldı. Toplumlara yerleşen katı kurallar, safsatalar yaşamaya devam ettiler. Dahası, toplumları tutsak aldılar.

Din, Sihir, büyü, cin ve şeytan, melek, tanrı gibi soyut varlıklar günümüz toplumlarının kahir çoğunluğunda, yaşamı ve toplumsal düzeni belirleyen temeller olarak yaşamaya devam ediyor.

+++

Geçmişte olduğu gibi, bugün de insanları sömüren en büyük sektör dindir. Adına inanç sektörü de diyebiliriz. Her dini inanç binlerce yıldır üretmeye devam ettiği mitler, safsatalar, kurallar, naslar, masallarla milyarlarca insanı tutsak almış, sömürmektedir.

  1. yüzyılda insanların büyük çoğunluğu- akademide çalışanlar da dahil- üfürük, fal muska, medyum gibi saçmalıklara inanarak yaşamaktadır. Fanatiktirler, tutucudurlar.

Dinler ve diğer saplantılı inançlar, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük ve en korkunç yalanları olarak varlıklarını sürdürmektedirler. Bunlar, egemenlerin en güçlü silahıdır. O kadar ki, uygarlığa katkıları az, zararlarıysa çok büyüktür.

Nerdeyse dünya nüfusunun yarısını oluşturan Çin ve Hindistan toplumlarının uyuşuk ve itaatkâr olmaları genetik değil, inançlarının sonucudur. Müslüman ülkelerin hal-i pür melali de ortadadır.

Dinler, gerçeğe değil, gizil güçlere, mucizelere inanan, kurtarıcı bekleyen, kendilerine güvenmeyen aciz ve uyuşuk toplumlar yaratmıştır.

Her sorunun ayrı yanıtı vardır. Her soruya tek yanıt veren din; zekanın, fikirlerin, ilerlemenin önünde aşılmaz bir dağdır.

Tarihin en büyük kıyım ve yıkımları bitmez-tükenmez din savaşlarıyla yapıldı, yapılıyor.

Türkiye Cumhuriyeti bu savaşlardan en çok etkilenen devletlerdendir. Kuruluşundan bugüne önüne dikilen en büyük engel, cehalet ve yozlaşmış din fanatizmidir.

  1. Yüzyıl, Ulusal Kurtuluş savaşları ve devrimler yüzyılıdır.

Emperyalizme karşı ulusal kurtuluş savaşlarının öncüsü de Türk Ulusal Kurtuluş Savaşıdır. Kendinden sonra verilen 70 kadar ulusal kurtuluş savaşına ilham kaynağıdır.

Bu kadar büyük bir başarının sahibi olan Türk ulusu, 15 yılda yapmayı başardığı devrim kalelerinin, 80 yıldır birer birer düşürülmesine tanık olmaktadır.

Türk Devrimi (Kemalist Devrim) o kadar sağlam temellere oturtulmuş ki, bir türlü tamamen yıkmayı henüz başaramadılar.

Çok uğraştılar.

Tüm kurumları dinselleştirdiler. DİB Türkiye cumhuriyetinin en önemli kurumu haline getirilerek çok büyük olanaklara kavuşturuldu. Vakıf kılıfı altında cemaat ve tarikat örgütleri güçlendirildi.

Tüm okul müfredatları dinselleştirildi. Bunun için 3×4 eğitim sistemiyle kız çocuklarının 12 yıllık eğitimden kolay kurtulmalarına olanak hazırlandı.

Kızları zorunlu eğitimden kurtarıp eve hapsetmeye ve evlenmeye yönelttiler.

Beş yaşında Kuran kurslarıyla beyinlerin yıkanmasına, türbanın anaokuluna kadar dayatılmasına, hiçbir yararı olmadığı halde ezandan önce çocukların uyanmasını sağlamak için ileri saat uygulamasının tüm yıla yayılmasına kadar nice kurnazlıklarla çok yol aldılar.

Toplumu dinselleştirmek için akla gelebilecek tüm yolları denediler, her fırsatı kullandılar.

Ancak, diktatoryal bir ortaçağ din toplumu yaratma çabaları sürerken sonunda çıkmaza saplanmaları kaçınılmazdı.

Öyle de oldu.

Cehaletin temsilcileri ülkenin tepesine çöreklenip yağmalarken sonunda ekonomik ve sosyal bunalım kendini gösterdi. Derken anayasa, yasa, gelenek dinlemeyen, yasa dışı örgütlerin söz sahibi olduğu bir çete devletinin oluşturulduğu ortaya çıktı.

Bu bunalımdan çıkış yolu görünmüyor.

İktidar 20 yıldır her şeye kendisi neden olduğu halde, bunalımın sorumluluğunu dış güçlere ve muhalefete yükleyerek kurtulacağını sanıyor!

Erdoğan ve AKP, her zaman oyuncaklarını kıran ve bahane üretip “şu yaptı, bu yaptı” diye ağlayan hırçın bir çocuğa benziyor.

Erdoğan, tüm trafik kurallarını ihlal edip, sürekli kaza yapan bir şoför gibi suçlarını başkalarına yükleyip kurtulmaya çalışıyor.

Ancak, yıllardır kolayca uyguladığı bu yöntem artık işe yaramıyor. Kendi beslemeleri dışında kalan halk kitleleri, gerçekleri tüm çıplaklığıyla görmeye başladı.

+++

Yani, 20 yıllık AKP iktidarının sonu göründü.

Erdoğan ise iktidardan ayrılmayı aklına bile getirmiyor.  Kendini iktidarda kalmaya zorunlu görüyor. Çünkü, iktidarını yitirdiği anda hiçbir suçun hesabını veremeyeceğini iyi biliyor. Onun için tek seçenek iktidarda kalmaktır.

Bu yüzden akla gelebilecek her yönteme başvuracaktır.

Örneğin, banknot matbaasını yoğun çalıştırabilir. Hiper enflasyon ortamında her kesime karşılıksız para dağıtarak seçime gidebilir.

Bu durumda seçim kaybedilse bile, yeni yönetimin başarısız olması ve yaşanacak yeni bunalımların sonunda yeniden iktidara gelmeyi düşünebilir.     

Ya da, MGK’ya dayanarak muhalefetin tüm çalışmalarını engelleme, halka duyurmama, hatta yasaklama yollarını deneyebilir.

Bunlar bir ölçüde yasal sınırlar içindeymiş gibi görünen yöntemlerdir.

+++

Erdoğan’ın iktidardan ayrılmayı kabul etmeyecektir. Bunu sağlamak için, tümüyle yasa dışı yöntemlere başvurması en büyük ve en tehlikeli olasılık olarak dikkate alınmalıdır.

Zaten anayasa ve yasa gibi kuralları istediği zaman çiğniyor. Tehdit ifadeleriyle gözdağı vererek “en iyisi iktidar olmaktan vazgeçin” gibi akıl dışı önerilerde bulunabiliyor!

Kuşkusuz çok daha ileri de gidilebilir.

Bunlar, olağanüstü bir durumun yaratılması, iç karışıklıklar, olağanüstü hal, sıkıyönetim, savaş durumu vb. şeklinde ortaya konulabildiği gibi; siyasi suikastlar, SADAT gibi iktidar için çalışan paramiliter grupların saldırıları, İdlib’ten getirilecek şeriatçı katiller, doğrudan mafyatik çeteler, vakıf adında örgütlenen ve iktidarın hizmetinde olan grupların eylemleri şeklinde olabilir.

Bu gruplar ve benzeri oluşumlar ortaya çıkıp meydan okuyorlar zaten!

Bu meydan okumalar kendiliğinden olmaz.

Öyle olsa haklarında işlem yapılır. Bu demektir ki, iktidar desteği arkalarındadır.

Provalar yapılıyor. Onların harekete geçirilmeleri ise sadece bir emre bakar.

Kaybolan silahlarla poz verenlerin demokrasiye düşman oldukları, tek adamı kutsadıkları kendi ifadeleriyle ortadadır.

+++

Önümüzdeki yıllara ilişkin önemli belirsizlikler var.

Acaba millet ittifakı ve dışındaki muhalefet güçleri gerekli mücadeleyi, direnci ve kararlılığı gösterebilecekler mi?  Ülkemizin varlığı ve güçlenerek devamlılığı için uyum içinde çalışabilecekler mi?

Ekonomik sorunlarla baş edebilecekler mi?

Güçlü bir parlamenter sistem kurulabilecek mi?

Cumhuriyetin temel kolonları yeniden dikilebilecek mi?

Etnik sorun aşılabilecek mi?

+++

Bunları düşününce umudum azalıyor.

Beklentilerimizi hüsrana uğratacak o kadar çok neden var ki!

Yine de iyimserliğimizi doruğa yükselterek biraz daha devam edelim.

Yukarıdaki işlerin başarıldığını kabul etsek bile turpun büyüğü heybede kalacak.

Siyasal ve toplumsal dönüşümler -eğer bir devrim söz konusu değilse- çok uzun sürelerde gerçekleşir. AKP’nin 20 yılda yarattığı yıkımların temizlenmesi, ulusal, laik, demokratik hukuk devletinin yeniden kurulması için birkaç iktidar dönemi gerekir.

Kemalist sistem henüz tamamlanmamış iken, yıkılması için son 70 yıldır verilen mücadelede başarıya ulaşılamaması moral vericidir.

+++

AKP’nin artık sonunda kendini yıkıp gideceği anlaşıldı.

Ancak, iktidarda kaldığı her gün verdiği zararlar daha da katmerleşiyor.

Bu nedenle tez zamanda yönetimden uzaklaştırılması Türkiye cumhuriyetinin ulusal, demokrat, laik, Atatürkçü güçleri için, en ivedi ve en yakıcı görevdir.

Yukarıda sözü edilenler ve AKP’nin bıraktığı harabenin onarılması daha sonraki işlerdir.

Umutlanıyorum.

+++

Öte yandan da, on yılların verdiği deneyimlerle toplumun ve öne düşen siyasi güçlerin hata yapmaya devam edeceğinden korkuyorum.

Binlerce yıldır toplumsal kalıtım haline gelmiş inançlar, gelenekler, anlayışlar, grupsal, kişisel çıkar savaşları yüzünden yine mi başarısız olunacak?

Koyun koyunluğunu yapacak, bilerek ve isteyerek kasabın bıçağını yine mi yalayacak?

Yoksa, toplumun celladına olan aşkı bitecek mi?

Güvenilir, dürüst ve liyakat sahibi insanlar hak ettikleri yerlere gelebilecekler mi?

Sorular, sorular…

İnsan düşünür.

Sorular bitmez.


dusunuyor_musun


düsün1

Bir Yanıt

  1. Üstadım Altan Bey,
    Yazının şekli ile uğraşırken bir kaç kez okumayı denedim yazınızı.
    Ama yok, başaramamış-okuyamamıştım.
    Alışkanlık olsa gerek, yazı sayfasına eklendiğinde rahatça okuyor varsa şayet hatalarımı görüyorum.
    Şimdi yazınızı rahat bir şekilde ama, sindirerek okudum.
    +++
    Ama, sizden şikayetçiyim ben:
    Benim kendi hayal dünyamdaki
    düşüncelerimi,
    endişelerimi,
    korkularımı,
    almış yazıya dökmüşsünüz.
    Bu kadar mı aynı çizgide düşünür, endişelenir kişi?
    Hani ben yazabilseydim bunları aynen böyle yazardım..
    +++
    Tüm içtenliğimle tebrikler ve teşekkürler size.
    Uzun süre manşette, yani tepede tutmak düşüncem…
    Çok çok kişiler okumalı,
    ki uyuyanlar hala var ve onlar da kesinlikle görmeli-okumalı.

    Saygı ile ve dostlukla

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: