Bölüm 28a-“Bir şeyler yaratan” İnsanın Oluşturulması

yasliProf. Dr. İsmet GEDİK

Bölüm 28a: Giriş

BİLGİnin doğadaki tüm oluşum ve gelişimlerin merkezinde olduğu “information & self-organisation” olarak özetlenen dinamik sistemler fiziği verilerinden anlaşılmaktadır.


Doğayı oluşturan kuantsal sistem canlıdır, bilinçlidir. En iyi bilgilere göre oluşturulan en ergonomik yapıları tercih edip, kötüleri terk etmektedir. Böylece doğa ve dünyayı sürekli bir evrimsel sürece sokmuştur.

çmavi


Anında tüm evrenle etkileşim içinde olan ve bilgi oluşturup, olasılık hesapları yaparak evreni oluşturan bir yaratıcılıkla karşı karşıyayız. Bedenimiz böyle mucizevi özellikli atomlarca oluşturulmaktalar.

Doğa sürekli bir değişim-dönüşüm içindedir. Değişim-dönüşümlerin başlangıç noktası on küsur milyar yıl öncelerine dayanır ve o anda her şeyin atom-altı-öğeler dediğimiz enerji dünyası veya kuantsal alem olduğu anlaşılmaktadır. 

Kuantum fiziği ve dinamik-sistemler-fiziği bölümlerinde gösterildiği üzere, doğal sistem bilgi oluşturularak enerjinin daha ergonomik ve rahatlatıcı şekilde kullanılmasını sağlayacak kimyasal oluşumlar yapılarak gelişmektedir, yani bir evrimleşme söz konusudur.

Bu nedenle bilgi dediğimiz mucizevi faktör üstel (patlamalı) fonksiyon olarak gelişir ve bu nedenle Maksimum Enformasyon Prensibi doğadaki dinamik oluşum mekanizmasının (DOM) tam merkezindedir.

Hücrelerin insan beynini muazzam bir yorumlama ve bilgi oluşturma yeteneğiyle donatmasının nedeni evrensel düzeydeki bu evrimsel gelişime uygun bir beden tasarımı çabasıdır.

Doğada her şey bilgiye göre oluşturuluyor ve gelişiyor. Hücreler milyarlarca yıllık geçmişlerinde çok farklı değişim-dönüşümlere şahit olmuşlar ve kuantsal sistemli evrenin nereye doğru gideceği kesin belli değil, çünkü her şey olasılık hesaplarına dayanıyor. Böyle bir durumda yorumlama yeteneği çok gelişmiş bir canlı türünün oluşturulması en makul işlem değil mi?

Her canlı hücrelerden oluşur ve hücreler canlının gereksinimlerine uygun şekilde organ veya organeller oluşturarak canlının doğal koşullara uyumlu davranmasını sağlarlar.

İnsanı oluşturan hücreler bu temel ilkeyi biraz genişleterek davranmışlar ve çevreyi çok geniş tasarlayan bir yola sapmışlardır. Nedir o geniş tasarım?

Bir canlının yaşamını etkileyen faktörler öncelikle en yakın çevre koşullarıdır. Fakat uzun vadede düşünülünce, o anki coğrafik koşullar jeolojik zaman dikkate alındığında, değişebilmektedir.

Yeryuvarının taşküresi birçok parçadan oluşur ve bu parçalar okyanuslarda yüzen buz-dağları gibi, yer değiştirmekte, kah ekvator gibi sıcak bölgeye, kah kutup gibi soğuk bir bölgeye göçebilmektedir. Ayrıca dünyamıza sık-sık göktaşları düşebilmekte ve hayat koşullarını anormal etkileyebilmektedir.

Başka hiçbir canlı,

Dünyamız nasıl oluştu,

Dünyamızdan başka yerlerde de hayat var mı?

Güneş nasıl oluştu?

Evren nasıl oluştu?

Hayat nedir, niçin doğum-ölüm döngülü?

gibi düşünceler üretmez.

Ama biz insanlar sürekli olarak yeni bilgiler oluşturmakta, bu yeni bilgilere dayanarak yukarıdaki gibi yüzlerce soruyla meşgul olmaktayız.

Bu tür düşüncelere uğraşan bir insan beyni tasarlayan hücrelerin böyle bir tasarıma yönelmelerinin nedeni maksimum enformasyon prensibine uygun davranarak doğa, dünya, hayat hakkında en doğru bilgileri edinerek hem toplumsal sorunlarını çözmek hem de hayatın evrensel evrimleşmesine uygun olarak davranmak ve cehenneme dönüştürülen bu dünya hayatını tekrar doğal güzergâhına çekmektir.

3.5 milyar yıllık bir geçmiş deneyim bilgisine sahip olan insan hücrelerinin insan beynini, çok farklı senaryolar üretecek, çok geniş çerçeveli düşünüp- davranacak bir yetenekle donatmış olmalarının nedeni bu olmalıdır.

Dolayısıyla insanlık bilgiye hasrettir. Peki bilgi nerde üretilir?

Maalesef şimdiye dek, bilginin bir Doğa-Üstü-Güç (DÜG) sisteminde olduğu ve varlıkların birer robot gibi bu DÜG sisteminin oluşturduğu yasalara uyarak yaşaması gerektiği şeklinde çok ama çok yanlış bir doğal sistem bilgisi (veyahut bu görüşün temelini oluşturan dinsel bilgiler) verilmektedir.

Halbuki doğa sistemde DÜG sistemi yoktur Doğa-Altı-Güç (DAG) sistemi vardır. Ve bu DAG sistemi kuantum fiziği ve dinamik-sistemler-fiziği ilkelerine göre işlemektedir.

Doğada her şey bilgi ile yapıldığından, hücreler BİLGİ oluşturmayı en ön plana alan, yaratıcı özellikli İNSAN türünü oluşturur.


Adsız.png

Şekil 76: İnsan beyni, “bilgi” faktörünü en ön sıraya alan bir hücresel tasarımdır.


Şekilde görüldüğü üzere insan beyni korteksinin çok büyük bölümü, beyaz renkte gösterilen yorumlama bölgesine ayrılmıştır. Duyu organlarına ayrılan turuncu bölge ve hareket organlarına ayrılan lacivert bölge çok az yer kaplar.

Bu durum maymunlarda dengelidir, kedilerde ise, yorumlamaya ayrılan bölge çok daha küçülmüş, buna karşın hareket ve duyu organlarına ayrılan bölgeler çok büyüktür. Farede ise, yorumlama bölgesi yok denecek kadar küçülmüştür.

Bu nedenle biz hayvanlar kadar iyi hareket edemeyiz, onlar kadar göremeyiz, işitemeyiz, koklayamayız, vs. Ama muazzam bir hayal kurma ve yorumlama yeteneğimiz vardır. Bu anormal gelişmiş “yorumlama” yeteneği sayesinde insanlar, çok az sayıda veriden (gözlemden) muazzam senaryolar üretebilen bir yapıya kavuşturulmuştur.

Yani insanı oluşturan hücreler çok bilinçli olarak, “bilgi oluşturucu-yaratıcı” özellikli bir beden tasarımına yatırım yapmış bir hücreler topluluğudur.

İnsan yaratıcılığı sayesinde doğayı çok değiştirmektedir. Böylelikle doğal sistem dengesi alt-üst edilmiş, evrensel ölçekte ilerlemekte olan evrimsel gelişim olumsuz etkilenmiştir. İnsanlığın bindiği dalı kesen bu yanlış davranışının nedeni kendisine doğal sistem ve hayat hakkında yanlış bilgi verilmesindendir. 

Yanlış bilgilerin en kötüsü toplum yönetim ve sahipliğinin kutsal soylu olduğuna inanılan kişilerde olmasına dayanan devlet sistemidir. Devlet tepeden sahiplenince insanların yaşadıkları topraklar “tepedekinin mülkü” sayılmıştır.

Bu durum tepedekiler arasında mülk mücadeleleri başlatmış, savaşlarda patlayan bombalar, kullanılan zehirli maddeler vs. ile hem insan hayatları hem doğal sistem tahrip edilmeye başlanmıştır.

İnsan insanlık dediğimiz günümüz dünyası özelliklerini aniden bir defada kazanamamıştır. Bu özellikler milyonlarca yıllık süreç içinde asım-adım ve sürekli yeni bilgiler oluşturularak, adım-adım kazanılmıştır.

Devamı var.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: