Bölüm-27- Modern İnsanın Dünyaya Yayılmasına Genel Bakış

Prof. Dr. İsmet GEDİK

Homo sapiens türü beyin hacmi 1400 cm3 civarında olan insanlar için kullanılan bir isimdir. Böyle büyük beyne sahip insan türleri arasında ise Homo neanderthalensis, Homo denisova, Homo rhodosiensis gibi türler de bulunmaktadır.


Bu nedenle günümüz modern insanları Homo sapiens sapiens olarak, diğerleri de Homo sapiens neanderthalensis, Homo sapiens denisova, Homo sapiens rhodosiensis gibi


…alt türler olarak görülür ve eski sapiens türleri olarak kabul edilirler, çünkü onlar 300 bin yıldan, hatta 430 bin yıldan beri yaşamaktadırlar ve yaklaşık 20 bin yıl önceleri nesilleri tükenmiştir.


Homo sapiens sapiens’in ortaya çıkış zamanı ise 170 bin yıl olarak tahmin edilmektedir. Bu türün de yaklaşık 70 bin yıl önceleri günümüz modern insanlarının ataları olan yeni bir varyetesini oluşturduğu genetik araştırmalarla ortaya konmuştur.

Bu bölümde bu en son varyetenin dünyaya nasıl yayıldığı işlenecektir.


TOBA Felaketi ve insan nüfusunun muazzam azalması

Yaklaşık 74 bin yıl önceleri Endonezya’nı Sumatra adasında bulunan Toba gölünün bulunduğu yerde muazzam bir volkan patlaması oluşur. Bu Toba-Volkanı patlaması dünyada saptanan en büyük volkan patlamasıdır; atmosfere saçtığı küller ve zehirli gazlar nedeniyle doğal hayat zinciri büyük zarar görür.

O zamanlar Asya ve Avrupa’da egemen olan buzul devri nedeniyle iklim zaten çok soğuktur. Bir de bu volkan patlaması eklenince, birkaç yıl süren “güneşsiz” yıllar bitki ve hayvan gelişimini bu bölgelerde nerdeyse sıfırlar.

Mağaralarda yaşayabilen Asya ve Avrupa insanları bu felaketten çok etkilenirlerken, Afrika’da yaşayanlar bu felaketten daha az etkilenirler, çünkü güney yarıkürede buzul devri etkisi pek yoktur. Bu nedenle dünya genelinde insan nüfusunun 10-15 bine düştüğü ve muazzam bir yok oluş gerçekleştiği hesaplanır.

Yani insanlık 74 bin yıl önceleri muazzam bir dar-boğaza girmiş, çok sıkışık, zor bir duruma düşmüştür.


1.pngŞekil 36: 74 bin yıl önceleri insanlık tarihinde saptanan en büyük volkan patlaması geçekleşmiş ve yıllarca süren bir ekolojik felaket oluşmuştur.


Yani TOBA felaketi dünyadaki eski insan türlerini nerede ise tamamen yok etmiştir. Bu nedenle 70 bin yıl önceleri Doğu-Afrika’da ortaya çıkan modern insan neredeyse boş bir dünyaya açılmaya başlamıştır.

Genetik araştırmaları Doğu-Afrika’da yaklaşık 70 bin yıl önceleri modern insan genomuna yakın bir genetik oluşum gerçekleştiğini ve oradan yayılarak tekrar Asya ve Avrupa’ya dağıldığını göstermektedir.

Bu yeni neslin bireylerinin zihinsel yetenekleri öylesine gelişmiştir ki, denizde yolculuklar yapacak sal veya tekne gibi araçlar yaparak uzak deniz yolculukları yapacak bir düzeye ulaşılmıştır. Avusturalya gibi okyanus içindeki bölgelere 50 bin yıl önceleri ulaşılmış olması bunun delilidir.

İnsan zekasının 60-70 bin yıl önceleri büyük bir sıçrama-patlama yapmasının bir başka delilini, okyanus içinde, hiç göremedikleri kara parçalarını, adaları veya Avustralya gibi bir kıtayı nasıl tasarlamış olmalarından anlarız.

İnsanlar göçmen kuşların uçuş güzergahlarını izleyerek, onların uçtukları yönde bir kara parçası bulunması gerektiğini hesaplayabilmiş olmalılar. Yoksa uçsuz bucaksız okyanusta, çoluk-çocuklarıyla, böyle bir maceraya atılmış olabilirler mi?  

 ~ Yani yaklaşık 50-60 bin yıl önceleri insanın zihinsel gelişiminde, ateş kontrolünden sonraki ikinci büyük gelişim adımı atılmış ve sal-kayık gibi deniz taşıtları yapılabilinmiş;

~45-50.000 bin yıl önceleri mağara duvarlarına resim yapılmaya başlanmış;

~40 bin yıl önceleri, kemikten iğne yapmayı başararak derilerden giysiler dikmiş,

~30.000 yıl ile 20 binli yıllar arasında zıpkın, ok gibi aletler yaparak avlanma tekniğini ilerletmişler bu sayede mağaralar haricinde yaşanacak yeni yaşam ortamları oluşturmuşlardır.

Tüm bu oluşumlar tüm Avrupa ve Asya’nın buzul örtüsü dışında kalan ama yine de çok soğuk olan bölgelerinde gerçekleşirken, yaklaşık 15-20 bin yıl önceleri insan Amerika’ya ulaşmış ve böylelikle tüm kıtalarda yaşayan tek memeli canlı türü olmayı başarmıştır.

(Amerika’ya geçişin Bering Boğazı üzerinden olduğu düşünülmektedir; çünkü yukarıda verilen buzul devri coğrafya haritasında görüldüğü üzere, Bering boğazı buzul devri süresince kara halindedir, çünkü 90 metreden daha sığ bir deniz suyu altındadır. Ama Amerika’ya geçen insanlar, deniz yolu taşımacılığı ile de, Pasifik Okyanusu kıyısı boyunca ilerleyerek de ulaşmış olabilirler.)

Bir önemli not daha: insanlık tarihinde ticaret en önemli bilgi aktarıcı faktör olmuştur. Çakmak taşı hem kesici-parçalayıcı alet olarak, hem de kıvılcım çıkartarak ateş yakma aleti olarak en fazla ihtiyaç duyulan madde olmuştur. Ama çok az yerde bulunabilmektedir.

Bu nedenle çakmaktaşı ticareti dünyadaki ilk ve tek ticaret malıdır. Çakmak taşı yanında zift de önemli bir ticaret unsuru olmuştur, çünkü deniz veya ırmak taşımacılığında sal veya kayık gibi gereçlerin su geçirmez şekilde yapılması zift sayesinde olmaktadır.

Zift ise buzul devrinde kara haline geçen bölgelerin en önemlisi olarak karşımıza çıkacak olan Basra-Hürmüz arası düzlükte – Atlantis-Ovası- bulunmaktadır. Ticaret yapan insanlar yüzlerce km-lik uzaklardaki farklı toplumlar arası ilişkilerle, bir toplumda gördükleri bir yeniliği, diğer toplumlara aktararak, bilgilerin yayılmasında çok önemli bir rol oynamışlardır.

15 bin yıl öncelerine kadar dünyamızda insanlığın gelişimi yukarıda anlatılan çerçevede gelişmiştir. Ancak 15 bin yıl önceleri dünyamızda çok önemli bir olay daha gerçekleşmiş ve buzul devri sona ermiştir. Avrupa- Asya- Afrika da yaşayan insanların kaderi çok farklı şekillenmeye başlanmıştır.


2.pngŞekil 37: 70 bin yıl önceleri Doğu-Afrikada ortaya çıkan modern insan ataları şekilde gösterilen güzergahlar boyunca dünyaya yayılmışlardır.


Buzul devrinin sona ermesiyle Kuzey yarı küre üzerindeki 2.5 km kalınlığındaki buzul örtüsü ergimeye ve ergiyen sular okyanuslardaki su düzeyini tekrar yükseltmeye başlar. Buzulların ergimesi yaklaşık 7-8 bin yıl sürer.

Bu durum Eski Dünya (Asya – Avrupa -Afrika) ile Yeni Dünya (Amerika ve Avusturalya) arasında bir kültürel uçurum oluşumuna yol açar. Şöyle ki:

Amerika ve Avusturalya deniz sularının tekrar yükselmesi nedeniyle Eski-Dünyadan koparlar ve oradaki insanlık yaklaşık 1492 yılına (Amerika’nın keşfine) kadar izole edilmiş olarak kalır. Avusturalya daha da sonra keşfedilir.


Haberleşme ve bilgi aktarımı engellendiğinden Eski-Dünyada gerçekleşen yenilikler oralara ulaşmaz ve teknolojik olarak geri kalmış topluluklar olurlar. Öylesine geri kalmışlardır ki, Eski-Dünyada 5 bin yıl önce yapılan büyük eserler (zigurrat, piramit vs.) Amerika’da 7inci asırlarda ancak yapılmaya başlanmıştır. Avusturalyalılar ise hiç böyle bir düzeye ulaşamamışlardır.


Dünyanın diğer yerlerinde de Büyük-Tufan (Nuh-tufanı) olayının izler bırakmış olması gerektiği ve Mu– (veya Lemuria) kültürü

Yukarıda açıklanan buzul devri ve sonrası etkilerinin, sadece Basra-Hürmüz ovasında değil, dünyanın her yerinde benzer türde yaşam gelişimlerine neden olacağı kesindir.


3.pngŞekil 38: Atlantis kültürü Basra-Hürmüz-Ovasında gelişirken, Güney-Doğu-Asya’daki Endonezya bölgesi de kara haline geçmiş ve üzerinde de oldukça yoğun insan yaşamıştır. Buzul devri sonunda bu bölge de batmıştır.


Sivilizasyon = uygarlaşma, insanların zor bir durumda kalmaları durumunda, bu zorlukla nasıl başa çıkacağı konusundaki arayışlarının sonucudur ve dinamik sistemler fiziği ilkeleri uyarınca, karşılıklı uzlaşmalarla bir üst-sistem oluşturularak çözülür.

Yaşadıkları ortamın gittikçe denize gömülmesi nedeniyle, daha dar bir alanda yaşamaya zorlanan insanlar da, uzlaşarak ilk toplumsallaşmayı = sivilizasyonu başlatmışlardır. Deniz seviyesi yükselmesi sadece Basra-Hürmüz arasında değil, diğer tüm dünyada da olmuştur.

Örneğin Avusturalya ile Asya arasının büyük kısmı, buzul devrinde karaya dönüşmüş ve bu iki kıta neredeyse birbirleriyle birleşmiştir. Buzul devri sona erince, deniz çekilmesi sonucu karaya dönüşen bu yöreler, tekrar denizle kaplanmaya başlar. Derinliklerine göre binlerce yıl süren bir süreçte tekrar denizle kaplanırlar.

O ortamlarda yaşayan insanlar da, aynı Atlantis’liler gibi çok zorluklar yaşamışlar, ve elbette Atlantisliler kadar değilse de, belli düzeyde ortaklıklar kurarak, sorunlarının üstesinden gelmeye çalışmışlardır. Mu veya Lemurya uygarlıkları bu ortamlarda (Asya-Avusturalya arasındaki bölgede) oluşmuş olmalılar. (Amerika’ya o zamanlarda insanlık henüz ulaşamamış olduğundan, oralarda bu olaylar gelişmemiştir.) 

Nitekim Hindistan ve Güney-Doğu Asya ülkelerindeki eski efsanelerde de, Atlantis olayına benzer türde toplumsal hayat başlangıcı oluşumlarının yaşandığı anlatılmaktadır.

“Lost continent Mu or Lemuria” olarak bilinen yazılarda, gittikçe denize gömülen bir adada insanların toplumsallaşmayı başlatıcı bilgileri oluşturması ve bu adadan kurtulan insanların (Mu’nun çocuklarının) bu toplumsallaşma bilgilerini gittikleri yerlerde yaymaya başladıkları konusu anlatılmaktadır.

Mu kültürü Atlantis kültüründen farklı bir dünya görüşüne yol açar. Atlantis-kültürü Sümerlerin “ahiret hayatlı – cennet-cehennemli” bir hayat görüşünün temelini oluştururken, Mu kültürü buna hiç benzemeyen  bir Doğu-Asya kültürü oluşumuna yol açmıştır.

Devamı var.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: