TARİHSEL GERÇEKLER VE ULUSLARARASI HUKUK IŞIĞINDA ERMENİ SOYKIRIMI İDDİASI (dizi yazı -3)

Şükrü M. Elekdağ

. “1. Bir suç işlemekten sanık herkes, savunması için kendisine gerekli bütün tertibatın sağlanmış bulunduğu açık bir yargılama ile kanunen suçlu olduğu tespit edilmedikçe masum sayılır.

.2. Hiç kimse işlendikleri sırada milli veya milletlerarası hukuka göre suç teşkil etmeyen fiillerden veya ihmallerden ötürü mahkum edilemez.”


Bu konuda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/2. maddesinde şu ifadeler yer alır:


“Bir suçla itham edilen herkes, suçluluğu kanıtlanıncaya kadar masum sayılır” ABD Anayasası’nın “5’inci Değişikliği” (Fifth Amendment) ve “14. Değişikliği” de (Fourteenth Amendment) de, “Bir kişinin adil bir mahkeme sürecinden geçmeden suçlanamayacağını ve cezalandırılamayacağını” öngörür.

Türkiye’nin hukukun bu temel prensipleri ışığında soykırımla suçlanması yargısız infaz’dan başka bir anlam taşımamakla birlikte, Batılı tarihçi ve akademisyenlerin yanında birçok ülke parlamentosu da ifrat derecesinde bir önyargıyla Türkiye’yi suçlamayı sürdürmüşlerdir.

Bu kişiler ve kurumlar, tutumlarıyla, uluslararası ceza hukukunun temel ilkesi olan kanunilik ilkesinin şu iki boyutunu da ihlal etmişlerdir:

(1) Kanunsuz suç olmaz (nullum crimens sine lege); yani, kanunda suç olarak tarif edilmemiş eylem cezai sorumluluk doğurmaz ve ceza kanunları makable şamil olarak uygulanamaz. Bu nedenle, 1950’de yürürlüğe giren BM Soykırım Sözleşmesi hükümleri, 1915’te vukubulduğu iddia edilen olaylardan dolayı Türkiye açısından sorumluk yaratmaz.

(2) Kanunsuz ceza olmaz (nulla poena sine lege); yani 1915’te soykırım diye bir suç olmaması nedeniyle, o tarihteki eylemler bugün suç diye Türkiye’ye dayatılamaz. Kanunilik ilkesi,1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Konvansiyonu’nun, “Antlaşmaların geriye yürümezliği” başlıklı 28. maddesinde de yer alır.

Uluslararası Adalet Divanı’nın Kararı Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) 26 Şubat 2007 tarihli Bosna Hersek – Yugoslavya davasına ilişkin kararı, soykırım hukukunun bazı eksiklerini tamamlayıcı ve zenginleştirici niteliği yanında, Türkiye’nin hukuk alanındaki tezlerini ve pozisyonunu son derece kuvvetlendirici bir içeriğe sahiptir.

 Hiç abartısız, bu karar sanki Türkiye’nin tezlerine güç kazandırmak amacıyla yazılmıştır. Burada, gayet özet bir şekilde Adalet Divanı’nın söz konusu kararındaki can alıcı noktalar belirtilecektir:

-► İlke olarak devlet soykırımı önlemekle mükelleftir: Ancak devletin sorumluluğu, soykırımını önlemek için gerekli önlemleri almakta açıkça ihmalde bulunması durumunda doğar. Divan, soykırımın önlenmesi yükümlülüğünün bir “sonuç” değil, bir “davranış” mecburiyeti olduğunu vurgulamıştır.

-► “Devlet, koşullar ne olursa olsun, bir soykırım suçunun işlenmesini önlemekle zorunlu değildir. Devlet, yalnızca, mantıken elinde bulunan her türlü olanağı, bir soykırım suçunun işlenmesini önlemek için mümkün olduğu ölçüde uygulamaya koymakla yükümlüdür” ( para. 430)

-► Devletin tutumunun değerlendirilmesinde “azami dikkat ve itina” kavramı (Due diligence) esastır: Eğer devlet soykırımını önlenmesi için sahip olduğu imkanları azami çaba göstererek kullanmış, buna rağmen başarılı olamamış ise, sonuçtan sorumlu tutulamaz.

-► Divan kararıyla “yüksek kanıt standardını” getirmiştir. Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi bakmış olduğu soykırım davalarında, davacının “iddialarını makul şüpheden ari olarak kanıtlama 7 mecburiyeti” (beyond reasonable doubt) standardını esas almıştı. Bu yaklaşım, iddiaların ispatlanmasında hangi karinelerin dikkate alınacağı hususunda bir içtihat oluşmasına yol açmıştı.

-UAD ise, isnat edilen suçların vahametleri nedeniyle “mutlak ispat gücünü haiz unsurlarla kanıtlanması gerektiğini” (conclusive evidence) (para.209) kararlaştırmış ve “isnat edilen ihlallerin vahametleri ölçüsünde yüksek bir kesinlik derecesi” (the Court requires proof at a high level of certaintiy appropriate to the serioussness of the allegation) standardını getirmiştir. (para. 210)

-► Divan “özel kasıt” çıtasını yükseltiyor. O kadar ki, Divan, Bosna Sırplarının, insanlığın vicdanını yaralayan ve akla durgunluk verici ağır ve yoğun katliamlarla zulüm ve işkence yaptıklarını saptıyor, buna rağmen, bu suçların işlenmesinde “özel kastın” varlığını tespit edemediğinden dolayı Bosnalı Sırpları soykırım suçundan dolayı mahkum etmiyor.

►Divan, karineyi kabul etmiyor. Serebrenika’da Bosnalı Sırpların soykırım işlediklerini kabul eden Divan, Yugoslavya’yı bundan dolayı suçlamıyor. Oysa, Bosnalı Sırp ordusu tüm lojistik desteği ile maaşlarını Yugoslavya’dan alıyor. Bu durum, bugüne kadar oluşan içtihat açısından Yugoslavya’nın Serebrenika soykırımına ortak olduğunun saptanması için yeterli.

Ama, UAD bu karineleri Yugoslav Hükümeti’ni soykırımla suçlamak için yeterli görmüyor. Şu soruyu soruyor: “Yugoslav Hükümeti ve Genel Kurmayı, Bosna Sırpların yazılı emir verdi mi?” Böyle yazılı bir emir olmayınca da Divan Yugoslavya’yı suçlu bulmamıştır.

Kars ve Lozan Barış Antlaşmaları ışığında Ermeni sorunu Rusya ile TBMM Hükümeti arasında 16 Mart 1921’de imzalanan Moskova Antlaşması’nın gereği olarak 13 Ekim 1921’de Türkiye ile Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan arasında imzalanan Kars Antlaşması’nın 15. maddesinde şu hüküm yer almaktadır:

“Bağıtlı taraflardan her biri işbu anlaşmanın imzalanmasından hemen sonra, Kafkas cephesindeki savaş nedeniyle işlenen cinayet ve cürümler için öteki taraf uyrukları yararına tam bir genel af ilan etmeyi yükümlenir.”

Bu hükümde öngörülen genel affın, Türk-Ermeni çatışma ve savaşının vuku bulduğu 1915-1921 dönemini kapsadığı Türkiye tarafından ileri sürülerek soykırım iddiasının çürütülebileceği düşünülebilir. Ancak, 15. maddenin bu şekilde yorumlanmasına mesnet sağlayacak müzakere zabıtlarına sahip değiliz.


Kars Antlaşması TBMM’de oldukça ayrıntılı biçimde tartışılmasına rağmen, Meclis zabıtlarında da bu konudaki yorumumuza destek sağlayacak bir açıklama veya değerlendirme bulunamadı. Bu durumda, Ermeni tarafı, Türkiye’nin yorumuna karşı çıkarak, söz konusu maddedeki “Kafkas cephesindeki savaş” ibaresinin, Kazım Karabekir Paşa birliklerinin “Ardeşen-Yusufeli-OltuBayezit” cephe hattından 29 Eylül 1920’de hareketle giriştiği taarruzdan itibaren başlayan dönemi kapsadığını iddia edebilir.


Ancak, bu söylediklerimiz, söz konusu 15.maddenin, Türkiye’ye, Ermeni iddialarına karşı kullanabileceği önemli bir argüman oluşturduğu gerçeğini bertaraf etmez. Lozan Barış Antlaşması’nda ise, Yunanistan dışındaki tüm taraf devletler savaş sebebiyle doğan, kayıp, zarar ve ziyanlar için tazminat taleplerinden vazgeçmişlerdir.


Lozan Antlaşması’na Ek VIII. Protokol hükümleri ise, Türkiye uyruklarından ve buna karşılık diğer bağıtlı taraflar uyruklarından olup, Türkiye’de kalacak topraklarda 20 Kasım 1922’den önce, siyasi veya askeri nedenlerle bu devletler makamlarınca tutuklananların, kovuşturulanların ve hükümlülerin genel aftan yararlanmalarını öngörmektedir.

 Bu nedenlerle verilmiş tüm ceza hükümleri kaldırılacak ve yürütülmekte olan tüm kovuşturmalar durdurulacaktır.


Türk tarafı, Lozan Antlaşması’nın “Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı Devleti’ne ardıl olmasına ilişkin tüm siyasi, askeri, ekonomik, mali, hukuki ve insani sorunları kapsayan, bu bakımdan da objektif bir statü yaratan ve dolayısıyla da üçüncü ülkelere de yönelik sonuçları söz konusu olabilen” bir niteliğe 8 sahip olduğu görüşünden hareketle, Ek VIII. Protokol hükümleri ışığında genel affın savaş sırasında Anadolu’da Yunan ordusunun işlediği suçlarla birlikte Ermenilere karşı işlenen suçları da kapsadığını, bu itibarla Ermenilerin maruz kaldıkları olaylar dolayısıyla hak iddiasında bulunamayacaklarını ileri sürebilir.

Bu güçlü bir argümandır. Ancak, Lozan zabıtlarında bu yoruma mesnet olacak herhangi dayanak bulunmamaktadır.


Bu itibarla, Türkiye’nin bu yorumuna karşı, Ermeni tarafının, Lozan Antlaşması’nın çok taraflı ilişkileri düzenleyen ve esas itibariyle bağıtlı devletler açısından sorumluklar yaratan hukuki bir çerçeve oluşturduğunu ve müzakerelerden tamamen dışlanmış olmaları hasebiyle de kendilerini bağlamadığını, antlaşmalar hukukunun genel esas ve yöntemlerine dayanarak ileri sürmesi beklenmelidir.

Sürecek

+++++++++++++++++++++++

Yazı gönderi: Tınaz TİTİZ

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: