TARİHSEL GERÇEKLER VE ULUSLARARASI HUKUK IŞIĞINDA ERMENİ SOYKIRIMI İDDİASI (dizi yazı 4)

Şükrü M. Elekdağ

.IV. ERMENİ MESELESİNİN DOĞUŞU VE GELİŞİMİ

Osmanlı yönetiminde Ermeniler Selçuk Türkleri Anadolu’ya girdiklerinde burada, Rumlara ilaveten Ermeniler, Süryaniler ve Araplar yaşıyorlardı.


Ancak, Bizans Anadolu’nun tek hakimi konumundaydı ve Rumlar haricinde saydığımız kavimler Bizans nüfuzu altında prenslik ve derebeylikler halinde yaşamlarını sürdürüyorlardı.


Selçuklu Hakanı Alpaslan eski Ermeni Prensliği Ani’nin topraklarını 1064’te ele geçirdiği zaman, bu prensliğin varlığına 1045’te, yani Türklerin gelişinden 19 yıl önce Bizans tarafından son verilmiş bulunuyordu.


Nitekim, Alpaslan komutasında Selçuk Türkleri 1071’de Bizans İmparatoru Romanos IV’ü Malazgirt savaşında yenerek Doğu Anadolu’ya yerleşmeye başladıkları zaman bu bölge Ermenilerin toplu olarak oturdukları bir Bizans vilayetiydi.

Malazgirt’te Bizans ordusundaki Ermenilerin savaş alanını terk ederek Romanos IV’ün yenilgisine katkıda bulunmalarının nedeni, Bizans’la Ermeniler arasındaki İsa’nın kişiliğinin farklı değerlendirilmesinden kaynaklanan nefret duygusundan ileri geliyordu.

Kökleri 451 yılında Ermenilerin Bizans kilisesinden ayrılmalarına uzanan dinsel çelişkinin temelinde, Ermenilerin “monofizit” olmaları, yani Hazreti İsa’nın beşeri doğasından çok ilahi doğasına ağırlık vermeleri yatıyordu. Ortodoks Bizans’ın gözünde ise, Hazreti İsa hem beşeri hem de ilahi doğayı birleştiren bir kişiliğe sahipti.

Asırlar boyunca devam eden bu dinsel husumet, Bizans’ın Ermenileri ezmeye ve eritmeye çalışmasına, savaşlarda da piyon olarak kullanmasına yol açmıştı. Selçuklular yönetiminde Ermeniler yaşamlarını hoşgörülü bir ortamda ve dinsel baskıya maruz kalmadan sürdürdüler.

Ancak, Ermenilerin millet adı altında örgütlenmeleri ve patriklerinin onların ruhani ve cismani lideri statüsünü kazanması Fatih’in İstanbul’u fethinden sonra gerçekleşti.

Bu dönemde Anadolu’nun birçok şehrinde yaşayan Ermenilerin kısım kısım İstanbul‘a getirilerek çeşitli semtlere yerleştirilmesiyle İstanbul’daki Ermeni cemaatinin büyümesi sağlandı. Anadolu’da kalanların bir bölümü ise, kale bekçiliği ile görevlendirildi.

19’uncu yüzyılın son çeyreğine kadar süren bu dönemde Ermeni toplumu, millet sisteminin bahşettiği muhtariyet çerçevesinde yaşamını dinsel özgürlük, hoşgörü ve güven ortamında sürdürdü.

Ermenilerin Türk toplumuyla uyum ve kaynaşmada gösterdiği başarı, onlara karşı ayrım yapılmamasını sağladı ve her kapıyı açtı. Bu ortamda Osmanlı Ermenileri, bankerler, tüccarlar ve sanayiciler olarak öne çıktıkları gibi, bir de zengin Ermeni aristokrasisi oluştu.

Nitekim, kuyumcu olan Düzyan ailesi, mimar olan Balyan ailesi, tekstilci Bezcian ailesi, Ressam Manus ailesi ve mühendis ve diplomat çıkaran Dadyan ailesi, Osmanlı toplumunda nesiller boyunca gayet itibarlı bir statüye sahip oldular.

Ancak, Ermenilerin esas kendilerini gösterdikleri alan kamu hizmeti olmuştur. Özellikle, Yunanistan’ın bağımsızlığından sonra Osmanlı’nın güvenini kaybeden Rumların 9 yerini bürokraside kendilerine “millet-i sadıka” ünvanı verilen Ermeniler doldurmuş ve başarılı hizmetleri nedeniyle yüzlerce Ermeni Osmanlı devlet hiyerarşisinde en yüksek makamlara atanmışlardı.

Nitekim, 19’uncu yüzyıl Osmanlı devlet yıllıklarına (Salname-i Devlet-i Aliye-i Osmaniye) bakıldığında, 29 Ermeni’nin kamu hizmetinde en yüksek rütbe olan paşa rütbesini kazandığı, 27 Ermeni’nin bakan olarak atandığı, diplomasi alanında yedi Ermeni büyükelçi ile 11 başkonsolosun diplomatlık görevi yaptığı, müsteşar, vali, yargıç, genel müdür, daire başkanı olarak bürokraside yüzden fazla Ermeni’nin görev aldığı, il yönetim örgütünde her düzeyde yüzlerce Ermeni’nin görevlendirilmiş olduğu, akademik toplulukta da 11 Ermeni öğretim görevlisinin bulunduğu görülür.

Bunlara ilaveten, 1876 Meclis-i Mebusanı’nda (parlamento) 33 Ermeni milletvekili bulunmaktaydı. Nihayet, Osmanlı Devleti’nin son döneminde Gabriel Noradungyan Efendi Dışişleri Bakanlığı, Agop Paşa da Hazine Bakanlığı yapıyorlardı.

1835-1839 yılları arasında Türkiye’de bulunan Helmut von Moltke Ermenileri şöyle tarif eder: “Bu Ermenilere, hakikatte, Hıristiyan Türkler denilebilir. Rumların kendi özelliklerini korumalarına karşılık bunlar Türk adetlerini, hatta dilini benimsemişlerdir.

Dinleri onların, Hıristiyan olarak tek kadınla evlenmelerine izin verir, fakat onlar Türk kadınlarından fark edilemez, ayrılmaz. Bir Ermeni kadını sokakta sadece gözlerini ve burnunun üst kısmını gösterir, diğer taraflarını kapatır.”

(Moltke’nin Türkiye Mektuplar, Türkçe çeviri: Hayrullah Örs, İstanbul 1969, s. 35) Belirttiğimiz bu hususlar, Ermeni tarihçilerin Osmanlı Devleti’nin Ermenilere karşı ayrımcı davrandığı yolunda ileri sürdükleri iddiaların asılsızlığını ortaya koymaktadır.

“Şark Meselesi” ve Osmanlı Devleti’ni parçalama stratejisi Ancak, Osmanlı Devleti’nin çöküş döneminin ivme kazandığı, hemen her konuda Avrupa’nın müdahalesine maruz kaldığı ve devletin zaafa uğradığı 19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren, Ermeni toplumunun Türk komşuları ve Osmanlı devleti ile ilişkileri gerginleşmiştir.

Karşılıklı uyum ve hoşgörü ortamının yok olmasına yol açan iki ana nedenden birincisi, Avrupa’da yayılan milliyetçilik duygularıdır.

 1789 Fransız ihtilalinden sonra yayılan milliyetçilik fikirleri bazı Avrupa devletleri tarafından Osmanlı Devleti’nin Hıristiyan tebaasına aşılanmaya çalışılmıştır. Bunun etkileri kısa sürede görülmüştür. Osmanlı topraklarında ilk milliyetçi ayaklanmayı başlatan Sırplar, Rusya’nın müdahalesi ile Babıali’den ayrıcalıklar koparmıştır.

Bunu, Yunanlıların 1821’de başlattıkları Mora isyanını Rusya ile İngiltere ve Fransa’nın da desteklemeleri sonucunda Yunanistan’ın 1829 Edirne Antlaşması ile bağımsızlığını elde etmesi izlemiştir. İkinci neden ise, Avrupa devletlerinin Osmanlı Devleti’ne karşı sürdürdükleri “Şark Meselesi” olarak tanımlanan politikaları çerçevesinde Ermeni cemaatini devletlerine karşı tahrik etmeyi ve kışkırtmayı amaçlayan yoğun faaliyetlerdir.

Kısaca tanımlamak gerekirse, “Şark Meselesi”, “Düvel-i muazzama” denilen Avrupalı büyük güçlerin, çöküş dönemindeki Osmanlı İmparatorluğu üstünde bir yandan iktisadi ve siyasi açıdan nüfuz ve hakimiyet kurmak, diğer yandan da Osmanlı idaresinde yaşayan milletlere bağımsızlık vaat ederek onları isyana teşvik etmek suretiyle parçalanma sürecini hızlandırdıkları imparatorluğun topraklarının kendi aralarında paylaşılmasını hedefleyen stratejileridir.

Bu stratejinin uygulanmasında Avrupalı güçlerin yararlandıkları temel yaklaşım veya müdahale unsuru, Osmanlı Devleti’nin Hıristiyan uyruklarının hak ve hukukunu koruma bahanesiyle Hıristiyan 10 cemaatlere çeşitli ayrıcalıkların sağlanmasını ve bu amaçla da kendilerine denetim hakkı verilmesini öngören talepleriydi.

Bu stratejinin başlangıç noktasını, Rusya’nın 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile Osmanlı Devleti’nin içişlerine karışma hakkını kazanması ve Osmanlı Ortodokslarının hamiliği sıfatını elde etmesi oluşturmuştur.

1774 tarihinden sonra, Sırp, Bulgar, Rum-Yunan ve Eflak-Buğdan’ın (bugünkü Romanya) bağımsızlık arayışları ivme kazandığı gibi Osmanlı uyruğu bazı Ermeniler de kendilerini Rus Çarı’nın hizmetkarı addederek Osmanlı-Rus savaşlarında Rusya safında yer almaya başlamışlardır.

Kısacası, Küçük Kaynarca Anlaşması’yla Osmanlı Devleti’nin içerden dağıtılması süreci başlatılmış ve Rusya’nın Kırım savaşına kadar varacak olan müdahalelerine zemin hazırlanmıştır Ermeni sorununun “Şark Meselesi”nin yeni boyutunu oluşturması Küçük Kaynarca Anlaşmasıyla Rusya’nın Osmanlı Devleti üzerinde elde ettiği nüfuz, hernekadar İngiltere ve Fransa’yı rahatsız etse de, Osmanlı’dan benzer tavizler koparmak için Kırım Savaşı’na kadar beklemek durumunda kaldılar.


Sürecek


Yazı gönderi. Tınaz TİTİZ

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: