TARİHSEL GERÇEKLER VE ULUSLARARASI HUKUK IŞIĞINDA ERMENİ SOYKIRIMI İDDİASI (dizi yazı 13)

Şükrü M. Elekdağ

Lewis’in 1993’te “Le Monde” gazetesinde yayımlanan görüşlerinin Ermenistan ile diyasporayı çileden çıkartmasının nedeni, Osmanlı Devleti’nin Ermeni uyruklarına karşı bir “imha kastıyla” hareket etmemiş olduğunu, yani soykırıma başvurmadığını tarihi perspektiften çarpıcı argümanlarla saptamasıydı.


Nitekim, Prof. Lewis şöyle diyordu: “Osmanlı Hükümeti’nin Ermeni ulusuna karşı kitlesel imhayı öngören bir planı olduğunu gösteren geçerli kanıt yoktur…


Türklerin tehcire başvurmalarının meşru nedenleri vardır… Zira, Ermeniler Osmanlı topraklarını işgal eden Rusya ile ittifak halinde Türklere karşı çarpışıyorlardı.” (Un Entretien avec Bernard Lewis, Le Monde, 16 Kasım, 1993)


Bernard Lewis, daha sonraki bir makalesinde de planlı bir soykırımından söz edilemeyeceğini şu nedenlere dayandırmıştı: • Osmanlı Devleti, Yahudilere karşı kin ve düşmanlığı tahrik eden Avrupa’daki antisemitizm kampanyasına benzer eylem ve davranışlar içine girmemiştir.

-• Ermeni tehciri, bütün ülkeyi kapsamamış ve özellikle İstanbul ve İzmir gibi kentlerde uygulanmamıştır.

-• Tehcir kararının meşru nedenlere dayandığı inkar edilemez. Ermeniler bazı Amerikan misyonerlerinin raporlarının ortaya koyduğu üzere, tehcir kararından önce ele geçirdikleri köylerde korkunç zulümler yaptılar. Osmanlı topraklarını işgal eden Rusları kurtarıcı olarak gördüler ve onlara destek vermekle kalmayıp onların safında çarpıştılar.

-• Bu durum, Osmanlı Hükümeti’ni, bu sorunu daha önce de başvurmuş olduğu tehcir yöntemiyle çözme kararını almaya yöneltmiştir… Ancak, “Osmanlı Hükümeti’nin Ermeni milletini yoketmek için bir plan ve kararı konusunda hiçbir ciddi delil mevcut değildir.” (Le Monde, 1 Ocak 1994) 27 VI. ERMENİ İDDİALARININ TEMEL DAYANAKLARI Osmanlı arşivlerinde Ermeni iddialarını çürütecek nitelikte çok sayıda belge mevcuttur.

-Bu husus, Osmanlı arşivlerinde çalışmalarıyla tanınan ABD’li tarihçi Stanford Shaw tarafından şu ifadelerle teyid edilmiştir: “Osmanlı Hükümeti’nin gizli belgelerinin özenle incelenmesi, İttihat ve Terakki liderlerinden hiçbirinin veya devlet mekanizmasındaki herhangi bir kişinin Ermenilere katliam yapılması hususunda talimat verdiğini gösteren bir kanıt bulunmadığını ortaya koymaktadır.

-Aksine, taşradaki askeri birliklere can kaybına yol açabilecek her türlü saldırının ve toplumsal taşkınlıkların önlenmesi talimatı verilmiştir.” ( Stanford and Ezel Kuran Shaw, History of the Ottoman Empire and Modern Turkey, Vol II, Cambridge University Presss,London, 1977, s. 316) Profesör Shaw’un bu saptamasından sonraki tarihlerde Osmanlı arşivlerinin tasnif çalışmalarında ciddi ilerlemeler kaydedilmiş ve Başbakanlık Osmanlı Arşivleri Genel Müdürlüğü tarafından çok değerli belgeleri içeren yayınlar yapılmıştır.

-Bunlar arasında bulunan “Osmanlı Belgelerinde Ermeniler (1915-1920)” adlı eser dahi tek başına Ermeni iddialarının asılsızlığını hiçbir kuşkuya mahal vermeyecek şekilde ortaya koyan bir belgeler külliyatıdır.

(Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Osmanlı Arşivleri Daire Başkanlığı, 1995, Ankara) Dahiliye Nezareti Evrakı (Emniyyet-i Umumiyye ve Komisyon-u Mahsus) ile Hariciye Nezareti Evrakı (Harb-ı Umumî, Hukuk Müşavirliği İstişare Odası, Mütareke Evrakı ve Siyasi Kalem) ve Meclis-i Vükela Mazbataları’nın tasnif ve incelenmesinin bir ürünü olan söz konusu eser, tehcir konusunda hükümetçe alınan kararlara ve tehciri uygulamakla sorumlu askeri ve sivil makamlara gönderilmiş olan talimatlara ilişkin 272 belge ile bunların orijinallerinin fotokopilerini içermektedir.

– Sözkonusu belgeler, şu iki noktayı açık seçik ortaya koyuyor: Birincisi, Osmanlı Hükümeti’nin hiçbir zaman Ermeni halkını kısmen veya tamamen imha etme gibi bir kastı veya niyeti olmamıştır.

Hükümet, tehcir kararını, Rusya’nın tahrik ve kışkırtmalarına kanarak devletlerine ihanet eden Ermenilerin, kurdukları çetelerle Müslüman halka karşı katliama girişmeleri ve cephede savaşan Osmanlı kuvvetlerinin gerisinde sabotaj eylemlerinde bulunmaları nedeniyle ve devlet güvenliğine karşı ağır bir tehdit oluşturdukları gerekçesiyle almaya zorlanmıştır.

İkincisi ise, tehcirin uygulamasında Hükümetin, savaş ortamının olağanüstü zor koşullarına rağmen, Ermenilerin korunması ve güvenliklerinin sağlanması için mümkün olan önlemleri hiçbir art niyetsiz aldığı, ancak bunların uygulanmasında tam kontrole sahip olamadığıdır.

Türk tarafının, tezini destekler nitelikte ve tarihin asıl kaynaklarına inen bu denli sağlam belgelere sahip olmasına karşın, soykırımı iddiasında bulunan Ermeniler 95 yıldır tüm çabalarına rağmen dünya kamuoyuna iddialarını kanıtlayabilecek açık ve geçerli bir belge sunamamışlardır. Bu durumda, iddialarını, doğruluğu kanıtlanmamış hatırat türü sübjektif yayınlar ile savaş yıllarında yayımlanmış propaganda amaçlı kitap niteliğindeki kaynaklara dayandırmak zorunda kalmışlardır.

Bu üç kaynak hakkında aşağıda kısa bilgi verilecektir. Düzmece belgeler: Talat Paşa’ya atfedilen telgraflar Bunlardan birincisi, 1920 yılında Aram Andonyan adlı bir Ermeni yazar tarafından kaleme alınan “Ermeni Katliamına İlişkin Resmi Türk Belgeleri” adlı düzmece bir kitaptır. (Andonyan Aram, Documents Officiels Concernant le Massacres Armeniens, Paris, 1920. Imprimerie Turabian.)

Bu kitaba göre, Naim Bey adında Halep Valiliği’nde çalışan ve tehcir uygulamasından sorumlu hayali bir Osmanlı memuru , “Ermeni katliamını” kanıtlayan şifre-telgraf talimatları ve şifre anahtarlarını Andonyan’a satmıştır.

Bu telgraflarla, güya, Talat Paşa, Halep Valisi’ne, bölgedeki Ermenilerin tümünün katledilmesini ve Türk erkeklerle evlenerek sağ kalmayı başaran Ermeni kadınlar ile 28 Türkler tarafından evlatlık alınan öksüz Ermeni çocuklarının da toplanarak yok edilmek üzere çöle sürülmesi talimatını vermektedir.

Türk Tarih Kurumu’nun sağladığı imkanlarla çalışan iki araştırmacı, Andonyan’ın kitabında yer alan ve resmi olduğu iddia edilen belgeleri ele alarak incelemiş ve herbirinin sahteliğini kanıtlamışlardır. (Şinasi Orel ve Süreyya Yuca, ErmenilerceTalat Paşa’ya Atfedilen Telgrafların Gerçek Yüzü, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1983) İngilizce ve Fransızça’ya da tercüme edilen bu kitap, Andonyan’ın iddialarını çürütmek bakımından son derece etkili olmuştur.

O kadar ki, bu sahtekarlığın ortaya çıkarılmasından sonra, Ermeni tarihçiler, Andonyan’ın kitabına artık atıfta bulunmaz olmuşlardır. Sahtekarlık öyküsü: Büyükelçi Morgenthau’nun anıları Ermenilerin iddialarını dayandırdıkları ikinci kaynak, İstanbul’da 1914’ten 1916’ya kadar ABD Büyükelçisi olarak görev yapan Büyükelçi Henry Morgenthau’nın 1918 yılında yayımlanmış olan “Büyükelçi Morgenthau’nın Öyküsü” adlı hatıratıdır.

 (Ambassador Morgenthau’s Story, Doubleday, New York, 1918). Princeton Üniversitesi’nde görevli Amerikalı tarihçi Profesör Heath Lowry, çok dikkatli ve titiz bir araştırma sonucunda yazmış olduğu “Büyükelçi Morgenthau’nun Öyküsünün Perde Arkası” kitabıyla, Morgentau’nun anılarını içeren kitabının tümüyle yalan ve yarı gerçek verileri içerdiğini belgelerle ortaya koymuştur.

Profesör Lowry, Morgentau’nun kitabındaki açıklama ve iddiaların tutarsızlığını ve uydurma olduklarını, bu iddiaları, büyükelçinin İstanbul’daki görevi sırasında Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği resmi rapor ve telgraflar ile Türkiye’de geçirdiği 26 ay boyunca tuttuğu günlüğündeki bilgileri karşılaştırmak suretiyle kanıtlamıştır.

Lowry’e göre, Amerikan kamuoyunun belirgin özelliklerinden biri haline gelen ve günümüzde de varlığını sürdüren güçlü Türkiye aleyhtarlığının temel taşlarından biri olan Morgenthau’nın kitabı, İttihat ve Terakki Hükümeti’nin I. Dünya Savası’nı bahane ederek Ermeni azınlığa karşı planlı bir soykırım uyguladığı inancının ana çıkış noktalarından biridir.

Morgenthau’nun anıları eski güvenilirliğinden çok şey kaybetmiş olsa bile, Ermeni tezlerinin taraftarları bugün hala bu kaynağa atıfta bulunmaktan kendilerini alıkoyamıyorlar. (Lowry,W.Heath, The Story Behind Ambassador Morgentau’s Story, Isis Yayımcılık Ltd, İstanbul, 1990)

Savaş propagandası: Mavi Kitap Ermeni tarihçilerin Türkiye’ye yönelttikleri soykırımı suçunu kanıtlamak için yararlandıkları başat yapıt, 1916 yılında İngiltere Hükümeti tarafından “Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermenilerin Uğradığı Muamele, 1915-1916” adıyla yayımlanan ve genellikle Mavi Kitap diye atıfta bulunulan kitaptır.

 İngiliz Parlamentosu’nun onayıyla “Parlamento Mavi Kitaplar Külliyatı” çerçevesinde yayımlanan bu kitap, görünürde Osmanlı Hükümeti tarafından tasarlanan bir etnik imha planı çerçevesinde, Ermenilere karşı uygulanan vahşet ve katliamları ortaya koyan 150 “görgü tanığı” tarafından hazırlanan belge ve raporları içeriyor.

İngiliz hükümetinin bu kitabı hazırlatmakla amaçladığı ana hedef, Amerikan kamuoyunun Ermenilere acıma duygusunu sömürerek Washington’un savaşa mümkün olduğu kadar erken girmesini sağlamaktı.

Yayının bu açıdan başarılı olduğu bir gerçektir Nitekim, bu kitabın, Başkan Wilson’un savaşa katılma kararını almasında başta gelen bir etken olduğunu zamanın İngiliz hükümeti üyeleri açıklamışlardır.

(Mosa Anderson, Noel Buxton, A Life, London, 1952, s.81) Arnold Toynbee’nin alet olduğu sahtekarlık Büyükelçi Viscount Bryce ve ünlü tarihçi Arnold Toynbee’nin imzasını taşıyan Mavi Kitap’ın orijinal nüshasında, “Osmanlı misillemesinden korumak amacıyla”, “görgü tanıklarının” gerçek isimleri 29 açıklanmadan onlara kod adlarıyla atıfta bulunuluyordu.

Savaşın sona ermesinden sonra kitabın İngiliz Savaş Propaganda Bürosu tarafından hazırlanmış olduğu ortaya çıktıysa da, Mavi Kitap etkisinden bir şey kaybetmedi, Türkiye’ye karşı yıllar boyu son derece etkili bir propaganda aracı olarak kullanıldı ve soykırımı iddiasının altyapısını oluşturdu. Savaş Propaganda Bürosu’nun tüm evrakı yakılmıştı.

Ancak, imha edilmekten kurtulan ve Mavi Kitap’taki kod adlarının kimlere ait olduğunu gösteren bir belge 1999 yılında İngiliz arşivlerinde tarihçi Justin McCarthy tarafından bulunup açıklanınca, Mavi Kitap’ın gerçeklere dayanmayan bir propaganda malzemesi olduğu tüm çıplaklığıyla belli oldu.

Bu 150 “görgü tanığından”, 59’unu misyonerlerin, 52’sini Ermeni aktivistlerin ve yedisini de isyancı Ermeni Taşnak liderlerin oluşturduğu ortaya çıktı. Geriye kalan 32 kod adına gelince, bunlar ya tamamen uydurma kişilere aitti, yahut da aynı kişinin başka bir kod adıyla tekrardan gösterilmesi sonucu Mavi Kitap’ta yer almıştı.


Sürecek

Yazı gönderi. Tınaz TİTİZ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: