Küresel ısınmanın tehdidi ve ekonomik kargaşa

Doğan Kuban

Sevgili Okurlar, yıllardır gazetelerin, dergilerin, televizyonun ve bilim adamlarının dünyaya verdikleri endişe verici haber; insan türünün 100 yıl içinde yok olmasıdır.


Bu yok oluşun göstergeleri arasında Kuzey Kutbu’nun erimeye başlaması, sıcaklığın 60 dereceye ulaşarak insanların ölmesine neden olması, yükselen deniz suyunun kıyı kentlerini tehdit etmesi ve kuraklık nedeniyle bitkilerin yetişememesi gibi birçok işaretler var.


Acaba dünya toplumları, kalan yüzyılı, akıllıca yaşamanın son sahnesini; bu evrensel yok oluşu, para ve çılgın savaş hastalıklarından kurtulmuş ve birbirleriyle daha dost olmuş insanlar olarak ve biraz da kendisi ile alay eden bir bilinçle karşılasalar, daha mutlu olurlar mıydı?


Bugünkü yaşamı insana yakışan bir evrensel kardeşliğe çevirmek bir hayal olarak düşünülse ve gerçekleşmesi zor olsa bile, yüzyıl içinde son insanlık tarihi, kimsenin daha önce hayal etmediği bir insanlık havası içinde, daha önce hiçbir toplumun ulaşamadığı sağduyu ve özgürlükle yaşansa, insanlık muhtemel sonunu daha bilinçli olarak karşılayabilir.


Yokoluş korkusu başarabilir mi?

Bu hayal proje, aslında 2000 yıldır insanlara anlatılmaya çalışılan mutlu insan, mutlu topluluk yaratmakla eşdeğer bir fikirdir. Bugün bu mümkün mü?

Dinler ölüm korkusuyla yaşayan insanı iyiliğe yönlendirdiler. Şimdi de yokoluş olasılığı korkusu, insanlığı iyiliğe yönlendirebilir. Bilim adamları yerkürenin insan cinsini ve olasılıkla, yerküredeki bütün yaşamın sonuna yaklaştığını yıllardır yazıp söylüyorlar.

Bizim ülkemizde böyle bir gelecekten anlayarak korkanlar var, bir de ‘elle gelen düğün bayram!’ diyenler var. Büyük çoğunluk ise bilimle ilgisi olmayan kentlileşemeyenlerin oluşturduğu gruptur. Bu gözlemi çok kez vurguladım. Toplum bu olasılığı ciddi olarak algılamıyor. Güneşin ışınının, sıcaklığının ve suyun yok olacağını düşünemiyor.

Gerçi buna inanmayanlar bütün dünyada var. Milyonlarca yıl yaşamış güneşin dünyayı ısıtmak ve aydınlatmaktan vazgeçeceğini, insanların susuzluktan ölebileceğini ciddiye almıyorlar.

Dünyanın kültür olarak yüksek toplumları, örneğin Hollanda, geçen yüzyılda, tarlaların deniz tarafındaki kısmını yükseltmişti. İklim değişikliklerinin sürdüğü şu sıralarda Kuzey Kutbu’nun erimesine tanık oluyoruz.

Asya’dan Avrupa’ya deniz kenarındaki kentleri su basıyor. Binlerce insan öldü. Fransa’da sıcaktan insanlar öldü. Olasılıkla sıcaklık 50 dereceyi geçerse milyarlar ölebilir. Bu gelecek 50 yılın alevler içinde bir ocak gibi olabileceğini düşünmek demek.


Kent plancılığı sıfır

Bu doğal olayların yanı sıra, gözü doymaz insanların gelecek yıllarda verimli toprakları çöle döndürmesi, kaybına ağlayacağımız ölümcül bir davranıştır. Rize’de eski ve dünyanın en güzel çay bahçelerinin yok edildiğini gördüğüm zaman bir kolum kesildi diye düşünmüştüm. Kentlerimiz inşaat hastası bir duruma geldi.

Büyük kenti idare etmek deneyim ister. Türkiye’de kent plancılığının ömrü boyunca gördüğü iyi bir örnek yok gibidir. Onlara iş verenlerin ise Paris’e gittikleri zaman gördükleri Champs d’elises ya da Berlin’de Unter der Linden gibi caddeler yaptırmaları hayal bile edilmez. Hele gökdelen dikenler, kent kavramına gerçekten diken ekiyorlar.

Biraz bilgili olsalar gökdelenin kent yapısı ile uyuşmasının, gökdelen yapmaktan farklı bir sanat kavramı üzerine oturduğuna belki algılarlar. Fakat okumuş, okumamış Türklerin kentsel çevre bağlamında gelişmiş bir fikri ya da bilgisi yoktur.

Bu bağlamda ne surların ne Süleymaniye ve çevresinin, ne Boğaziçi’nin, ne kara ve kentin denizle olan ilişkisinin, ne ağaçların, bahçelerin, parkların, ne de ormanların yerleşmiş bir toplumda insan yaşamı üzerinde sağlık, hava temizliği ve peyzaj estetiği açısından için değerini uygar bir yaşam için ne kadar gerekli olduğunu bilmeyenler, dışarıdan aldıkları krediyle, Türkiye’yi batıracaklarını da düşünmüyorlar.

Halka ve topluma modern araçları ile en pahalı yapı türünü reklam ve örnek olarak empoze ettiler.

Bize gökdelen mi, yoksa teknoloji mi gerek? Güney Kore Türkiye’den 11 kat fazla patent üretiyor. Ve dünyaya ihraç ettiği pek çok araç var.


0 borçtan 400 milyara

Sevgili okurlar,

1930-1940’lı yıllarda bizleri, Türkün yaratıcı, vatansever ve çalışkan olduğunu vurgulayarak yetiştirdiler. Osmanlı İmparatorluğu yoktu. O zaman ülkenin parası ve sanayisi de yoktu. Kurtuluş iktidarı çok kısa sürdü ve dışarıya borç bırakmadan sona erdi.

Bugün Türkiye’nin 450 milyar dolar dış borcu var. Bunu bilen de çok değil. İslam dünyasının yıllık insan başına gelirlerine baktığınızda durumun iç açıcı olmadığını görürsünüz. Avrupa’nın yıllık insan başı gelirlerinden söz etmek gereksiz, utandırıcı ve hatta ürkütücü.


Ulus neredeyse hiç bir olayla ilgilenmediği için dünyanın ve ülkesinin geleceğini düşünemiyor.

Gözü kör olan, dünyayı başkalarının anlatısı kadar öğrenir.

Toplumu körlükten uzaklaştırmak için, dünyaya karşı gözlerinin açık olmasını sağlayacak vatansever düşünürler, Kurtuluş Savaşı’ndaki gibi öğretici çaba göstermeliler.

Bilimsel araştırma ülkenin her köşesinde bir bütünün parçası olarak çalışmazsa ne ülkeyi ne ekonomiyi kurtarabiliriz.

Bir ütopya ile bir krizi atlatma çabası dünyayı senkronik bir çabada birleştirebilir mi?


Doğan Kuban

Doğan Kuban‘ın anısına saygıyla.


Bu yazı HBT’nin 173. sayısında yayınlanmıştır.


https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/kuresel-isinmanin-tehdidi-ve-ekonomik-kargasa


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: