Bölüm 48-İnsanlığın bilgi ve bilinç düzeyi zamanla gelişmektedir

Prof. Dr. İsmet GEDİK

Sümerler zamanında insanların jeoloji, tarih, biyoloji gibi doğal bilimlerden hiç haberleri yoktur. Dünya coğrafyası hakkındaki görüşleri de yok denilecek kadar sınırlıdır.


İnsanların dünya coğrafyası kakındaki bilgilerinin zaman içinde nasıl değişip geliştiğini göstermek için şu haritalara bakmak yeterlidir.


Haritada görüldüğü üzere 4-5 bin yıl önceki insanlar sadece yaşadıkları, gezip-görebildikleri yerler kadar bir dünya tasarlamışlar. Bin yıl öncelerinin insanları ticaret alışverişlerine dayanarak Asya-Avrupa-Afrika’yı da içeren bir dünya tasarlayabilmişler.



1.png

Şekil 74: İnsanların coğrafik bilgi düzeylerinin zamanla gelişmesi


Ortadaki Beatus haritası olarak bilinen bu harita, Ortaçağ boyunca etkili ve yaygın dünya görüşünü yansıtır (Wood 1993)). Haritalar, yapıldıkları zamanın insanlarının “dünya” görüşlerinin tam bir aynasını oluştururlar.

Haritada görüldüğü gibi, “dünya” Sümerler’in görüşlerine uygun olarak, bir dünya okyanusu içindeki bir tabak gibidir ve doğuda bir yerde (haritanın doğusu üstte) “Cennet Bahçesi ve Adem’le Havva” konuşlandırılmıştır.

Yani, Orta Çağ dediğimiz dönemde Kutsal Kitaplardaki dogmatik görüşlerin etkili olduğu toplumlardaki tüm insanlar “Cennetin” dünyanın doğusunda bir yerde olduğuna kesinlikle inanıyorlardı. Günümüzde, dünyanın yuvarlaklığı saptanıp, “doğuda bir yerde bir cennet bahçesi” bulunma olasılığı ortadan kaldırılınca, insanlar başka açıklamalar arayışına girmek zorunda kalmışlardır.

İnsanlığın Evren hakkındaki görüşleri de zamanla gelişmektedir.


2.png

Şekil 75:İnsanlığın EVREN hakkındaki görüşleri de değişmektedir.


Şekilde gösterildiği üzere, 5 bin yıl öncelerinin insanları dünyayı ters dönmüş bir tabak gibi okyanusta bulunan bir kara olarak tasarlamışlar. Kutsal kitaplar da Sümerlerden devralınan bir görüşe dayanmaktadır. Bu konu daha sonraki bir bölümde açıklanacaktır. Dolayısıyla kutsal kitaplarda da evren “yer, gök-kubbe, su ve hava” dörtlüsünden oluşmuş olarak tasarlanmıştır. Ve tüm bu sistemler ilksel bir okyanus içinde düşünülmektedir.

Doğayı yönlendiren güç, “enerji” dediğimiz maddenin en küçük parçacıklarına bağlanarak gittikçe büyük yapısal öğeler oluşturan, ve bu nedenle de görülmez olan bir güç sistemi olarak değil, hep çok “büyük, ulu, ama yine de görünmez, ve de ölümsüz” bir “canlı” şeklinde yorumlanmıştır. (Hatta insana benzer, çünkü, çamurdan yaratılan ilk insanın, yaratıcısının görüntüsünde olduğu yazılıdır).

Doğayı ve dünyayı yönlendiren güç ölümsüz bir canlı gibi yorumlanınca, doğa ve dünya da, zorunlu olarak, sabit ve değişmez bir sistem olarak yorumlanmak zorunda kalınmıştır.

Bunun haricinde, “yönlendirici güç” doğal sistemdeki gibi küçükten büyüğe doğru değil, yine Sümerlerdeki gibi, tepeden tabana doğru etkili olarak düşünülmeye devam edildiğinden, toplumların yönetim sisteminde, yani bürokratik çarkın işleyişinde hiçbir değişiklik olmamıştır.

8. Bölümde açıklanan insan beyninin işleyiş şekli kurallarına uygun olarak, beyinlerindeki hücrelere, üzerinde yaşadıkları doğa ve dünya koşullarına uymayan bilgiler yerleştirilen insanlık, mantıksal çarpıklık içine zorlanmıştır.

Bunun sonucu olarak, toplumsal bütünleşme yine sağlanamamış, “bizim peygamberin görüşü doğru, sizinki yanlış” kavgası hep sürmüştür. Ana hedefi saptırılmış olan insanlar, bu mantıksal saptırma nedeniyle, gerçeklere uygun bir doğal güç sistemi etrafında birleşmeye çalışacağına, hedef (dolayısıyla mantık) saptırılması nedeniyle, sürekli olarak birbirleriyle bir kavga ve didişme içinde yaşamlarını sürdürmeye devam etmişlerdir.

Kısacası Sümerlerden beri devam eden tepeye bağlı bürokrasi çarklı otoriter ve dogmatik sistemde hiçbir değişiklik yapılmamış, yani doğa ve dünya sisteminin dört boyutluluğuna (yani değişkenliğine) ilişkin hiçbir gelişme olmadığından, doğal sisteme uygun bir toplumsal hayat sistemi oluşturma çabaları, hep başarısız kalmıştır.  

Buna karşın, otoriter-dogmatik sistemin zararları, bir sürü doğal sisteme uygun görüşlerin yeşermesine olanak tanımayarak, insanlığın geri kalmasında ana rolü oynamıştır.


 İşte bir kaç örnek:

3.png

Şekil 76: Dünyanın yuvarlaklığı ve çevresinin 40.000 km olduğu M.Ö.300’lerde hesaplanmıştır.


1.) Doğa ve dünyanın sabit ve değişmez şekilli ve de onu yönlendiren gücün ölümsüz bir canlı olarak düşünülmüş olması, ve de bu ve diğer bilgilerin “kesin olarak doğru” oldukları dogmasının insanlığa belletilmesi nedeniyle, gözlemlere dayalı mantıklı bilgiler, insanlar arasında yayılma fırsatı bulamamıştır.

Örneğin, dünyamızın şeklinin okyanusa gömülmüş ters bir tabak gibi değil, yuvarlak bir top gibi olduğu, M.Ö. » 300’lerde, İskenderiye Kütüphanesinde çalışan Erathostenes tarafından ıspatlanmış, hatta çevresinin bile günümüz verilerine çok yakın bir doğrulukta hesaplanmış olmasına karşın (Fischer 1975), dogmatik dünya görüşleri nedeniyle, 16. Yüzyıla kadar dünyanın yuvarlaklığı genel olarak kabul edilmemiştir.

 21 Haziranda, tam öğle vaktinde, İskenderiye Kulesi »7.5°lik bir gölge oluştururken, aynı boylam üzerindeki Syene kentindeki bir kuyuya Güneş ışınları tam dik olarak girer ve kuyunun dibini aydınlatır. Bu iki kent arasındaki mesafe 5000 “stadya” olarak ölçüldüğüne göre, yandaki geometrik şekil gereği, dünya yuvarlak olmalı ve çevresi de (360/7.5)*5000 = 240000 stadya = »40000 km.) olmalıdır!) 

Dünyanın yuvarlaklığının herkes tarafından kesin olarak kabul edilmesi, gemilerle dünyanın çevresinde aynı yönde gidilerek, sonunda aynı çıkış noktasına tekrar ulaşılması sayesinde sağlanmıştır.

1551 yılında yayınlanmış “evren şeması” beş asır önceleri bile dünyanın evrenin merkezinde olduğunu göstermektedir. Tüm gezegenlerin, güneşin ve yıldızların, merkezdeki bu dünya çevresindeki yörüngelerde dolaştıklarına inanılmaktadır.


4.png

Şekil 77: Petrus Apianus  Cosmographie, 1551


Bu doğa ve dünya görüşü, Kutsal Kitap bilgilerinin dogmatik olması nedeniyle, insanlık aleminde tüm Ortaçağ boyunca, hatta 19. Yüzyıla kadar çok etkili olmuştur. Bu etki nedeniyle, teleskopun keşfinden sonra, Kopernik, Galile gibi din ve bilim adamlarının “Dünyanın Güneş etrafında döndüğünü” gözlemsel ve matematiksel olarak ispat etmelerine rağmen, bu bilimsel gerçeklerin yaygınlaşması engellenmiştir.

İçinde bulunduğumuz yüzyılda, geleneksel otoriter yönetim sistemleriyle bir yere varılamadığı açıkça görüldüğünden, tepedeki bir kişide toplanılan yönetim erki ondan alınarak, bir basamak aşağı çekilmiş, ve parlamenter demokratik sistem denilen yönetim şekli denenmeye başlanmıştır.

Günümüz demokratik sistemleri de, toplumsal sorunların çözümüne yeterli olmamıştır, çünkü, toplum yönetimini elinde bulunduran “bürokrasi çarkı” hala yukarıya bağlı, yukarıya karşı sorumlu olacak şekilde, ta 5 bin yıl öncelerinden gelen şekliyle aynen devam etmektedir.

Günümüz toplumlarının tüm sorunları, toplumsal hayat sisteminin kurallarının ve örgütlenmesinin otoriter veya liderli sistemler nedeniyle tepeden tabana doğru ve tepeye bağımlı olacak şekilde oluşturulmuş olmasından kaynaklanmaktadırlar. Bu sorunların başında ise, bürokrasi gelmektedir.

Şöyle ki: Toplumsal hayatta, milyonlarca insanın yaptıkları işlerin, karşılıklı hizmet alış-verişlerinin örgütlenmesi, planlanması, vs. gerekmektedir. Otoriter veya liderli toplumsal sistemlerde, bu amaçlar için, emirleri hep “bir üstünden”  (yukarıdan) alan bir idari çark oluşturulmuştur, ki buna bürokrasi çarkı denir.

Toplumsal hayatta, işleri yapan, doğayla karşı karşıya olan bizzat bireylerdir. Doğa koşulları ise sürekli değişkendir; bireyler sık sık iş koşullarında değişiklikler yapmak zorunda kalırlar. Bu değişiklikler, onların topluma (devlete) karşı olan ilişki sistemlerinde yeni düzenlemeler oluşturulmasını zorunlu kılar.

Bunun için bürokrasi çarkı işletilmeye başlanır; birey en yakın ilgili makama başvurur; orası bir üst makama, orası bir üstüne, vs., en tepedeki yetkiliye ulaşılmaya çalışılır; ulaşıldıktan sonra da, alınan karar yine aynı yolları izleyerek, bireye iletilmeye uğraşılır. Bu tip bir örgütlenme ve işleyiş şeklinin zararları şunlar olmaktadır.

A- Bireyin sorunu, doğa koşullarının o anki durumundan kaynaklanan sorunlardır ve çözümü hemen gerekmektedir; mevcut bürokrasi çarkı ise, aylar, hatta yıllar süren bir işleyiş içindedir. Bu durumda, çözümler hep geç kalmaktadır! Dolayısıyla, zamanında çözülmesi zorunlu olan, yani sorunların çoğu, halledilemeden geçiştirilmektedir.

B- Milyonlarca bireyin milyonlarca sorununun çözümü, yukarıdaki çok az sayıda bireye (veya tek bir kişiye) yüklendiğinden, sistem tıkanır.   

C- Tepeden tabana doğru olan işletim sistemi ve örgütlenme türü nedeniyle, bürokrasi çarkı içindekiler, hep bir üst makama karşı sorumludurlar. Toplumdaki işlerin şu veya bu nedenlerle iyi gitmemesi durumunda, en büyük yetki ve sorumluluk en tepedeki liderde veya otoritede olduğundan, zirvedeki lider “gider”, ama, bürokrasi çarkı içindekiler yerlerinde kalırlar.

Yeni gelen lider, bürokrasi çarkının en üst sıralarındaki birkaç kişiyi kendi isteği doğrultusunda değiştirse bile, ana bürokrasi çarkı genel yapısını korur. (A) şıkkında belirtilen temel sistem hatası (ve de “otoriter sistemin zararları” başlığı altında açıklanan diğer faktörler) nedeniyle toplumsal sistemde işler genel olarak yolunda gitmeyeceğinden, liderlerin sık sık değişmesi zorunluluk olur.

Sonuç olarak, devlet çarkının işleyişini elinde tutan “bürokrasi”, toplumda işlerin kötü gitmesi durumunda bile, bundan hiç etkilenmeden yerinde kalır; sorumlu ve bağlı olduğu makam, sık sık değiştiğinden, (veyahut, bir bürokrat hakkındaki bir şikayet, (A) şıkkında anlatılan zaman aşımı nedeniyle genel olarak zamanında bir çözüme ulaştırılamadığından) kendisinden kolay kolay kimsenin hesap soramayacağı bir durum ortaya çıkar. İşte böylelikle “bürokrasi canavarı” denilen ve hiçbir liderin ortadan kaldıramayacağı bir “toplumsal ur” oluşmuş olur.

Tüm bu toplumsal hastalıkların ana nedeni ise, insanların hayatlarını, günümüz bilimsel gerçeklerine uygun olarak değil de, hala 4-5 bin yıl öncelerindeki insanların (Sümer, Akad, vs.) doğaya ve dünyaya bakış açılarına ve hayat yorumlarına uygun bir şekilde sürdürmekte ısrarlı olmasından kaynaklanmaktadır.

Devamı var.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: