BÖLÜM-50- SON DEĞERLENDİRME-1

Prof. Dr. İsmet GEDİK 

Geçmişimizi iyi bilmek ve dersler çıkarmak zorundayız. Önceki bölümlerde geçmişimizde iki önemli bölgede iki farklı kültür oluştuğunu gördük. Bunlardan biri Anadolu kültürüydü, diğeri ise Sümer Kültürüydü.


Anadolu kültürü, hayatın animizm = canlıcılık denilen bir sistemde oluşup-geliştiği, eşitlik-özgürlük-kardeşlik temeline dayanıyordu. Doğada herşey varlıklar arası karşılıklı etkileşimlerle oluşuyordu, yani “her şey vardan var oluyordu”.


Yani yoktan var edici bir “tepe” gücü, bir insansı TANRI sistemi ve onu temsil eden bir hanedanlık yoktu.


Sümer Kültürü ise varlıkların kutsal TANRILARCA yaratıldığı, insanların bu yaratıcıya hizmet için oluşturulduğuna görüşüne dayanıyordu. Hanedanlıklar bu kutsal tanrıların temsilcileriydiler. Onlara kutsal kitaplar gönderilmişti ve topluluklar bu kutsal kitaplara riayet etmek zorundaydılar. Her topluluğa kendi dilinde bir kitap gönderilirdi.

(Nitekim Müslümanların kutsal kitabı Kuran’ın İbrahim Suresi 4. Ayet şöyledir: İstisnasız her peygamberi kendi kavminin diliyle gönderdik ki onlara açık açık anlatsın; bundan sonra Allah dilediğini sapkınlık içerisinde bırakır.)

Sümer kültürü, onlardan sonra Akad, Asur, Babil, Emevi, vs gibi kavimlerce devralınır ve semitik ırk inancı olarak devam ettirilir. Bu nedenle tüm peygamberler semitik ırk mensubudurlar ve tüm kutsal kitaplarda “İsrail oğullarının seçilmiş ırk” olduğu şeklinde ifadeler yer alır.

Günümüzdeki Alevilik kültürünün de 5-10 bin yıl öncelerinin Anadolu kültürünün bir devamı olması en akla uygun varsayımdır. Dolayısıyla insanlığın gelişim tarihinden çıkarılacak ders, Alevilik ile İslamiyet’in karşılaştırılması olacaktır. Ben Alevi olmadığımdan bu karşılaştırmayı internetteki bir yazıdan aldım. Verilerde bir yanlışlık varsa uzmanlar tartışabilirler. Ben sadece bu iki zıt inanç sisteminin hangisinin doğa bilimsel verilere uygunluğunu göstermek istedim.


1.png

Şekil 79: Sümerlerden miras kalan Kutsal kitap kültürüyle, Anadolu’da Türkmenler-Yörüklerce geliştirilen Alevi kültürü kıyaslaması.


Slaytta görüleceği üzere, kutsal kitaplar doğal sistemin ilk yaratıldığı şekilde değişip-dönüşmeden devam ettiği, Alevilik ise doğada herşeyin değişim-dönüşüm içinde olduğu ilkesini savunur.

Yazı dizinimizin başından beri doğa bilimsel araştırma örnekleri verilerek, doğadaki sistemin değişim-dönüşüm temeline dayandığı gösterilmiştir. Bu görüşü destekleyen argümanların başında ise ZAMAN kavramı gelir.


Zaman Nedir, nasıl oluşmaktadır?

Zaman dediğimiz şey, doğadaki herşeyin sürekli bir değişim-dönüşüm dönüsü içinde olmasından kaynaklanır. “Tık” denilince herkesin her tür hareketi durdurup, donmuş gibi davranması oyununu düşünün. Böyle bir oyun evrende oynanmış olsa ne olurdu?

Dünya ne kendi ekseni etrafında, ne güneş etrafında dönmese, tüm gezegenler, tüm yıldızlar donup-kalsalar, hiçbir yıldız içinde bir olay olmasa, insanlar donup-kalsalar ve içlerindeki tüm hücreler donup kalsalar, moleküller, atomlar donup-kalsalar zaman denilen bir şey ortaya çıkar mıydı?

O durumda zaman denilen bir şey oluşmazdı.

Peki zamanın nasıl oluşup geliştiğini nasıl öğrenebiliriz?

Günümüzden geçmişe doğru gidecek olursak, zamanın nasıl oluştuğunu anlayabiliriz.

Dünyamızın geçmişinin kayıtları nasıl tutulmaktadır?


Kayıtlar şöyle tutulmaktadır.

2.png

Şekil: Dünyamız geçmiş tarihini kendisi kaydedip, arşiv-sayfalarını oluşturmaktadır.


Denizler ve okyanuslar dünyamızın tüm geçmişinde yaşanan önemli olayların kayıtlarının tutulduğu ortamlardır.

Karalar sürekli aşınır ve aşınan maddeler ırmaklarla denizlere taşınıp- depolanır. Örneğin günümüzün plastik maddeleri, kaşık, bıçak gibi nesneler denize taşınan çamurlar arasına karışırlar. Birkaç bin yıl önce oluşan katmanlarda ise bu maddeler olmayacaktır, çünkü o zamanlarda bu maddelerin üretimi bilinmiyordu ve yoktu.

Denizlerdeki bu katmanlarda dünyadaki her olay kaydedilir.

Nerede ne zaman bir deprem olduğu kaydedilir, çünkü depremden önceki katmanlarda çatlaklar oluşacak, ama sonraki katmanlarda o tür çatlak olmayacaktır.   

Nerde ne zaman bir volkan patladığı kaydedilir, çünkü volkanik küller en son katman üzerinde yeni bir katman oluşturacak, ondan sonra gelen katman o külleri örtecektir.

Buna benzer yaklaşımlarla

Dünyanın neresinde ve ne zaman ne tür bir canlı yaşadığı, bu canlının ne zaman ortaya çıktığı ne zaman kaybolduğu;

Bir katmanın oluştuğu deniz tabanının ne kadar derin olduğu,

Deniz suyunun sıcaklığının ne zaman hangi değerde olduğu,

Dünyamızdaki dağların ne zaman ortaya çıkmaya başladıkları,

Dünyamızdaki denizlerin ne zaman oluştukları

Vs. denizlerdeki katmanlarda kaydedilmektedir.

Geçmişe ait bu doğal kayıtlar sıraya konulup- incelenerek, doğa ve dünyamızın (ve de insanlığın) oluşum ve gelişimi gerçeklere uygun şekliyle ortaya koyulabilmektedir!

Şimdi dünyamızın arşiv sayfalarına bakarak geçmişe doğru bir yolculuğa çıkalım.

5 milyon yıl eskiye gidildiğinde, insan denilen canlı yok olur. Yok olmak, atomlarına-moleküllerine ayrışmak demektir. Bu atomlar ve moleküller ise at, inek, meyve ağaçları vs. gibi diğer varlıkların yapımlarında kullanıma girerler. Bu nedenle 5 milyon yıl öncesine gidildiğinde dünyamızda radyo- tv- kanalları, uydu haberleşmesi vs. gibi birçok sinyal sistemi bulunmamaktadır. Yani günümüzün ether denilen sinyaller okyanusu çok zengindir, ama 5 milyon öncesine gidildiğinde fakirleşmiştir.


3.png

Şekil 2: Dünyamızın arşiv-sayfalarındaki canlı kalıntılarına göre zaman devirlere ayrılabilmektedir.


100 milyon yıl geri gidildiğinde, at, inek, meyve ağaçları yok olur ve atomlarına-moleküllerine ayrışırlar. Bu atomlar ve moleküller ise dinozor, vs gibi canlıların yapımlarında kullanıma girerler. Her varlığın yaydığı bir elektromanyetik alanı vardır. Dolayısıyla 100 milyon yıl öncesinde bu canlılardan kaynaklanan elektromanyetik alanlar da yok olmuşlardır.

300 milyon yıl geri gidildiğinde, dinozor gibi canlılar yok olur ve atomlarına-moleküllerine ayrışırlar. Bu atomlar ve moleküller ise ekinit, trilobit, gibi omurgasız ve başka omurgalı canlıların yapımlarında kullanıma girerler. Dolayısıyla 300 milyon yıl öncelerinde bu canlılardan kaynaklanan elektromanyetik alanlar da yok olmuşlardır.

700 milyon yıl geri gidildiğinde, tüm omurgalı ve omurgasız canlılar yok olur ve atomlarına-moleküllerine ayrışırlar. Bu atomlar ve moleküller ise tek hücreli canlıların yapımlarında kullanıma girerler. Çok hücreli yaşamın bitmesiyle doğadaki elektromanyetik alanlar muazzam azalmış durumdadır.

4 milyar yıl geri gidildiğinde tüm canlılar alemi yok olur, atomlarına-moleküllerine ayrışırlar. Bu atomlar ve moleküller ise cansızlar alemi dediğimiz inorganik maddelerin yapımında kullanıma girerler. Canlı varlıkların yok olmasıyla doğadaki tüm koku, tat, ses, aşk-sevgi gibi sinyaller yok olmuşlardır.

5 milyar yıl geri gidildiğinde ise, dünyamız ve Güneş sistemimiz de yok olmaktadır. Dünya yok olunca, dünyadaki H2O, CO2 , kuars gibi moleküller atomlarına ayrışıyorlar ve  yıldızlar – galaksiler evresine  dönülüyor.

12-13 milyar yıl öncesine Evrenimizin başlangıcına gidildiğinde, tüm yıldız ve galaksiler yok oluyor, atom-altı-öğelere ayrışıyorlar. Atom-altı- öğeler  ise, ÇOK-ÇOK KISA ÖMÜRLÜ, ve ÇOK HAREKETLİ enerji yumaklarıdır. Bunlara Kuantum alemi deniyor.


Şimdiye dek insanlık zaman denilen şeyi, dünyayı yaratan ilahi bir gücün ömrüne endeksli bir sonsuzluk olarak kabul etmiştir. Doğa-dünya ve tüm varlıkların oluşturulduğu andan itibaren zamanın başladığı inancı şimdiye dek egemen olmuştur.

İnsanların böyle düşünmelerinin nedeni ise, yaratıcının ebedi ömürlü bir varlık (doğa-üstü insan benzeri bir yaratıcı) olarak tasarlanması olmuştur. Yaratıcı ölümlü olursa, doğa ve dünyanın da yok olacağı varsayılmıştır. Bu görüş kutsal kitaplara da yansımış ve kutsal kitap verilerine dayanılarak da dünyamızın yaşı, 4 bin ile 6 bin yıllar arasında kabul edilmiştir (1650’de din adamı J. Usher tarafından İncil’e dayanılarak 4004 yıl).

Jeoloji denilen bilim dalı 1800lerden sonra gelişir ve dünyamızın yaşının önce milyonlarca, sonra milyarlarca yıl olduğunu ortaya koyar. Ve o zamandan beri kutsal kitap savunucuları, kutsal kitaplardaki gün ve yıl değerlerini çok farklı yorumlamaya çalışarak, kutsal kitapları savunmaya devam ederler.

Devamı var.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: