.1. Bölüm- Bizi oluşturan kim?

Prof. Dr. İsmet GEDİK

Biz ana-babamızın yumurta ve spermlerinin birleşmesi ve ana-rahminde gelişmesiyle oluştuk.

Ana-babalarımız onların ana-babalarından oluştu. Ve bu böylece eskiye doğru gitmekte.

Ana-babadan gelen bilgilerin birleşmesi kaynaşması yine bilgiyle oluyor.


Sperm ve yumurta bilgisiz olsalar o karmaşık yollarda birbirlerini bulamazlar.


1.pngŞekil 19: Bir insanın oluşturulmasına ana rahminde başlanılır.


Sperm ve yumurtanın birleşmesi karşılıklı bir yüzde-yüz çakışan bilgi-uyumu gerektirir. Yani genetik kodlamalar tam birbirleriyle uyumlu olmalıdır. Birleşmeden sonraki evrede döllenmiş yumurta hem fallop tüpünde ilerlemeye ve hem de 2-4-8-16 şeklinde gittikçe artan şekilde çoğalmaya başlar.

Bu ilerleme ve çoğalma 4-5 gün kadar sürer ve blastosist evresine ulaşılır. Bu evreye ulaşıldığında yine ana rahmi denilen Uterusa gelinmiştir. Ve orada bir yere yapışılıp, ana bedeniyle bağlantı kurularak gelişmeye devam edilir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Gerek sperm, gerek yumurta, gerekse döllenmiş yumurta (zigot) ana bedenindeki ortamla karşılıklı bir etkileşim ve bilgi alış-verişi içindedir.

Jeolojik-antropolojik bilgiler eskiye doğru gidildiğinde 5 milyon yıl önceleri insan denilen canlının yok olduğunu göstermekte.

Şimdi biraz ayrıntıya girip, bu 5 milyon yıl içinde insanlığın gelişimini incelersek, günümüz insanlığının 1400 cm3 beyin hacimli olduğunu, ama 1 milyon yıl önceki insanların 900 cm3 beyin hacmine, 2 milyon yıl önceki insanların ise 650 cm3lük bir beyin hacmine sahip olduklarını görürüz.


2.png
Şekil 20: Geçmişe doğru gidildikçe atalarımız değişmeye başlar.


Eskiye doğru gidildikçe 1 milyon yıl önceleri bir başka insansı canlının daha var olduğu görülür. Australopitechus adlı bu canlı insan gibi 2 ayağı üzerinde yürümekte ve beyin hacmi insanlarınkinden çok daha küçük 400 -500 cm3 değerlerinde. Bir başka farkı daha dikkat çekiyor: Bu insansı tür insanlar gibi tam dik yürüyemiyor.

Australopitechus cinsi insanlardan daha önce, yani yaklaşık 4-5 milyon yıl önceleri ortaya çıkmış ve 1 milyon yıl önceleri yok olmuştur. Bu bilgiler bize atalarımızın zaman içinde gittikçe değişime uğradığını göstermektedir. Bu  değişim hem fiziksel görünüşte (kafatası şekli, kamburlaşma, vs), hem de zihinsel yeteneklerde görülmektedir.

Geçmişten günümüze doğru insanların beyinsel gelişiminde görülen bu beyin gelişmesi insanların eserlerinin zaman içinde artarak çoğalmasında da görülür.


3.pngŞekil 21: İnsanlığın bilgi düzeyi üstel-fonksiyonlu gelişmektedir.


2.5 milyon yıl öncesinin insanı sadece sert taşlardan (çakmaktaşı, vb.) parçalar koparıp kesici aletler yapabiliyordu.

1 milyon yıl öncesinin insanı çakmaktaşı kıvılcımından yararlanıp, ateş yakmasını da öğrenir.

Yüz bin yıl öncesine kadar -yani 2.5 milyon yıllık sürecin 2 milyon 400 bin yıllık gibi muazzam sürecinde sadece iki şeyi yapabilme bilgisi gelişmiştir.

Ama son yüz bin yıl içinde şekilde gösterilen patlamalı bir bilgi oluşturma yeteneği ortaya çıkmıştır. Bu patlamalı gelişimin nedeni nedir?

Geçmişe gidildikçe insanlarda gözlemlenilen bu BİLGİ azalması doğadaki tüm canlılarda da görülür. Bu nedenle geçmişe doğru gidildikçe günümüzün egemen canlıları olan memeliler kaybolur, sürüngenler çoğalmaya başlar. 300 milyon yıl geri gidildiğinde sürüngenler yok olmaya başlar, omurgasız hayvanlar yaygınlaşır. Dört yüz milyon yıl öncelerine gidildiğinde karasal ortamda hayatın yok olduğu görülür. Daha eski zamanlarda hayat sadece denizel ortamlarda vardır.

700 milyon yıl öncesine gidildiğinde çok hücreli tüm hayvanlar kaybolur, hayat tamamen amip-bakteri gibi tek hücreli canlılarla sürmektedir.

3.8 milyar yıl öncesine gidildiğinde, tüm canlılar alemi yok olur.

Yani geçmişe gidildikçe, varlıkların bilgi oluşturma yetenekleri ve düzeyleri azalmakta -kaybolmaktadır.


Bu durum doğada herşeyi önceden bilerek tasarlayıp-yapan bir sistem olmadığının kesin göstergesidir. Çünkü yapma bilgisi değişmektedir. Bilgi fizikokimyasal yapıda bulunduğuna göre yapma erki fizikokimyasal yapıyı değiştirendedir.

Bilgisiz bir şey yapamıyoruz. Bu nedenle yeni doğan bir çocuk bile çevresinde gördüğü her şeyi elleyip-ısırarak-koklayarak onun hakkında bilgiler toplamaya çalışır. Sonra ana-babayı izleyerek onun konuşmalarını, mimiklerini kopyalamaya başlar.

Bu sayede çevresinde konuşulan dilleri aksansız konuşacak şekilde öğrenir. Sadece ana-babanın konuştuğu dili değil, çevresinde başka diller de konuşuluyorsa onları da yine aksansız konuşacak şekilde öğrenir. Çocukların bu muazzam bilgi depolamaları ilk 6-7 yaşlarına kadar devam eder.

Günümüzün bir insanı olarak hayatı, doğa ve dünyayı anlamaya çalışıyoruz. Jeolojik ve antropolojik bilgiler bizim gibi düşünen (1400 cm3 beyinli) Homo sapiens sapiens insanlarının yaklaşık yüz bin yıldan beri var olduğunu, daha eski zaman insanlarının bizim gibi düşünüp-davranmadıklarını göstermektedir (Torrey, E. F. 2017).

Hele 2.5 milyon yıl öncelerinin (650 cm3 beyinli) insanlarının çok daha ilkel düzeyde düşünüp-davranmış olacakları beyin büyüklüklerinden anlaşılmaktadır.

Yani en temeldeki kuantsal canlılar rastgele değil, bilgi ve bilinçli şekilde davranıp-hareket etmektedirler.

Özetleyecek olursak: kuantsal canlıların maddeleri oluşturması, yani doğa ve dünyamızın oluşumu, rastgele değil, belli kurallara ve bilgiye dayanmaktadır.

Önceki bölümlerde gösterildiği üzere, kuantsal canlılar sabit bir enerji sistemi değil, sürekli değişim-dönüşüm içinde olan ve saniyenin milyarlarca biri gibi kısa sürelerde oluşup, tekrar başka bir kuantsal enerji düzeyine dönüşen, çok aktif öğelerden oluşmakta ve birbirleriyle etkileşerek evrensel ölçekte enerji dengelenmesi yapabilmektedirler.

Bilgi oluşumunun üstel şekilde gelişmesi, “Değişimler hakkında bilgi oluştur ve bu bilgilere göre yeniden örgütlen” anlamında bir faktörün bulunmasını zorunlu kılar.

Doğa alt-sistemlerden üst-sistemlere doğru ilerleyen dinamik bir sistemde gelişmektedir. Bu gelişmeler ise, information & self-organisation olarak özetlenen dinamik-sistemler fiziği ilkelerine göre olmaktadır. “Bilgi faktörü” Dinamik sistemler fiziğindeki  “Maximum Information Principle” olarak tanımlanan parametrenin oluşmasının temel nedenidir.

Bilgi, enerjinin nerden nereye akacağını gösteren trafik işaretleri görevini gördüğünden, varlıkların yapıları anizotropik özelliklidir;

bir taraf eksi, bir taraf artı; bir taraf soğuk, bir taraf sıcak, vs.

Bu anizotropi, genetik kodlamada da vardır:

Genlerin bir tarafı N-terminali, diğer tarafı C-terminali özelliği gösterir. İşlemler N-den başlanarak yapılır.

Sperminin yumurtaya giriş noktası bile anizotropi özelliği sayesinde belirlenir: Spermler, yumurta üzerindeki “Spemann-organizer” adı verilen çok özel bir noktanın tam karşısındaki bir noktadan giriş yapmak zorundadırlar.

Yani, “bilgi” faktörünün her sistemde özel bir “eigenvalue =öz-değeri” vardır. Doğada hiçbir şey rastgele, gelişi-güzel davranamaz.

Bilgi oluşumunun üstel şekilde gelişmesi, “Değişimler hakkında bilgi oluştur ve bu bilgilere göre yeniden örgütlen” anlamında bir faktörün (“öz-değerin = eigenvalue”) bulunmasını zorunlu kılar. Bu nedenle bilgi bir yaşam dürtüsüdür. Tüm varlıklarda fiziko-kimyasal yapılarındaki bilgiyi aktarma dürtüsü vardır, ki bu genellikle seks dürtüsü olarak karşımıza çıkmaktadır.

Görüldüğü üzere, gerek canlılar (organik) aleminde, gerek inorganik alemde tamamen kimyasal elementlerden oluşan bir alfabe kullanıyor. 

Kimyasal elementlerin nelerden oluştuğuna bakıldığında, proton, nötron ve elektron gibi atom-altı-öğelerden oluştukları görülmektedir.

Bunlardan elektron başlı başına bir enerji öğesidir ve elektrik enerjimizin kaynağıdır. Proton ve nötron ise, kuark denilen enerji öğelerinden oluşmakta ve doğadaki enerjinin %99undan fazlasının bağlanıp-depolandığı (ve E=mc2 formülüyle aşina olduğumuz radyoaktivite enerjisinin de dahil olduğu) en yoğun, en güçlü enerji sistemini oluşturmaktadır.

Madde – anti-madde etkileşimli bir  enerji sistemidir. Nitekim, proton (+) yüklüdür derken, protonlar içerisinde elektronun anti-maddesi olan pozitron içerdiği bilinmelidir.

Bizlerin tüm işlerini bedenimizdeki hücrelerimiz (ve de onların içlerindeki atom-altı-öğeler) yaparlar. Peki hücreler bu işleri nasıl yapıyorlar? Ne tür bilgilerle işlemler yaparak bizleri ayakta tutuyorlar?

Bir iş veya eylem yapılması enerji ile mümkündür. Yediğimiz tüm besinler, sindirim sistemindeki hücrelerce, önce amino-asit moleküllerine kadar parçalanırlar. Sonra o amino-asit molekülleri kemik, kan, kas, tırnak, saç vs. gibi farklı beden-öğeleri oluşturacak şekilde ihtiyaca göre yeniden kombinasyonlara sokularak ve farklı amaçları gerçekleştirecek organlar ve bedenler oluşturulur.

 Bizler hayvansal ve bitkisel besinlerden enerjimizi alırız. Hayvanlar bitkilerle beslenirler. Bitkiler ise enerjilerini güneşten gelen ışınlardan (fotonlardan) alırlar. Fotonlar ise kuantsal enerji öğeleridir.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: