Bu korku filmini daha önce gördük; cezaevlerinin ‘EZA’ EVLERİ olması bu ülkenin utancıdır

Tuğçe Tatari

Cezaevlerinden işkence açıklamaları, ölüm haberleri geliyor; dışarıdaki -görece- daha özgür ve duyarlı bireylerin, aktivistlerin cezaevlerindeki hak ihlallerini takibi, gündemleştirmesi yaşamsal önem taşıyor…Tuğçe Tatari

Ülkenin neresinde işler demokratik kaidelere göre yürüyor ki cezaevlerinde yürüsün,  diyeceksiniz belki ama bizimki gibi  ‘siyasi tutsaklar’la dolu cezaevlerinde hak ihlalleri ‘memleketin en iyi günlerinde’ dahi berbattı!

Siyasi tutsak‘ deyip geçmeyin; ırksal öçten ideolojik nefrete, kişisel düşmanlıklardan çıkar çatışmalarına kadar çeşit çeşit işkence ihtimaliyle karşı karşıya yaşamaya çalışan insanlardan söz ediyoruz.



Sonuçta ‘siyasal farklılıkların’ sokakta bile ne kadar güvende olduğu epey tartışmalı, cezaevlerini düşünemiyorum bile…
Her koşulda dışarıdaki -görece- daha özgür ve duyarlı bireylerin, aktivistlerin cezaevlerindeki hak ihlallerini takibi, gündemleştirmesi yaşamsal önem taşır.


Şimdi o aktivistlerin, gazetecilierin ve hatta sadece ‘duyarlı vatandaşların’ dahi ‘siyasi tutuklu’  olduğu veya şanslı olanlarının kendi davalarıyla boğuştukları düşünülürse cezaevlerinde yaşanan ihmallerden haberdar olmak  daha da güçleşti.


Bu durumda bireysel mücadeleler görmeye başladık.
Eziyet gören tutuklu ve hükümlülerin durumlarını telefon görüşmelerinde delillendirmeye, başına bir iş geldiği takdirde arkasında somut veriler bırakmaya başladığını görüyoruz.


Medyaya ulaşmanın, haber olmanın yolu artık yaşadıklarını anlattıkları bir ses kaydıyla ve maalesef bazen ancak öldükten sonra mümkün olabiliyor.
Son dönemde de yurdun dört bir yanından cezaevleriyle alakalı iddialar gündemde.
Bakınız bu hafta Silivri 5 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nden  iki kalp krizi haberi geldi.


Biri, yoğun bakımda olduğu haberleri geldikten sonra Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü’nce hakkında sağlık durumunda bir sorun olmadığı açıklaması yapılan Halil Kasal.

Hastaneye kaldırılmasından kısa bir süre önce annesini telefonla arayarak ses kaydı yapmasını istemiş ve Bize zulüm yapıyorlar, ortada hiçbir şey yokken gardiyanlar gelip bize tokat atıyor, hakaret ediyor. Karşı çıkınca bahçeye alıp dövüyor, aç bırakıyorlar, pislik içinde yatırıyorlar diye anlatıyordu iddialarını.


Ve aynı muameleye maruz kalan arkadaşlarının isimlerini sayıyor,Bizi intihara yönlendiriyorlar diyordu.
Diğeri ise  maalesef hayatını kaybeden 29 yaşındaki Ferhan Yılmaz‘dı.
Tahliyesine de sadece iki gün kalmıştı.


Evrensel’den Meltem Akyol‘a konuşan ağabey Hikmet Yılmaz cenazeyi yıkamak üzere gasilhaneye girdiğinde  gördüklerini şöyle anlatıyordu:

Kardeşimin üst dudağı patlamış, gözleri morluk ve şişten görünmez halde, göz altlarında ise kan vardı. 

Göğsünde morluklar, boğazında 20 santimlik bir iz -sanki boğulmuş gibi-, burun deliklerine kanamayı durdurması için pamuklar tıkılmış, burnu kırılmış kadar tahripli görünüyordu…

Kardeşimin nasıl öldüğüne dair yapılan açıklamalar ve gördüklerim birbirini tutmuyor.

Suç duyurusunda bulunacağız.


Şiddete uğradığı iddia edilen diğer tutuklu ve hükümlülerin de kendi ailelerini arayarak “Bizi öldürecekler dediklerini, Ferhan Yılmaz’ın ölüm haberinden  sonra tüm iddia sahibi mahkûmların aile ve avukatları, görüş taleplerinin reddedildiğini, ne durumda olduklarını bilmediklerini, haber alamadıklarını anlatıyorlar.

Yani ölüm olayından sonra diğer şikâyetçi tutuklu ve hükümlülerle dışarıdan iletişim olanakları cezaevi yönetimi tarafından kesilmiş!


İddialar, açıklamalar, tanıklıklar ortada; Silivri 5 No’lu Cezaevi’nde bir süredir tutuklulara sözlü ve fiziksel işkence yapılıyor, ip vererek adeta intihar etmelerine zemin hazırlanıyordu.
İddialar çok ciddi ve ürkütücü, geride bir de ölü var!
“Kalp krizi” deniyor ama belli ki değil.


Ferhan Yılmaz’ın vücudundaki darp izlerini gördükten sonra tepki gösteren ailesineAyaklanma çıktı cezaevinde, bastırılırken kalp krizi geçirdi öldü” diye değiştiriyorlar “durup dururken kalp krizi geçirdi yönündeki beyanlarını…


Oysa tahliyesine iki gün kalmış…
Nereden baksanız, nereden tutsanız korkunç.


Aynı günlerde başka cezaevlerinden de benzer iddiaların dile getirildiğini de düşünürsek tüyler ürperten bir tabloyla karşı karşıya olduğumuz gerçeğiyle burun buruna buluruz kendimizi.
Bu hafta bir diğer şüpheli ölüm haberi de  Iğdır S Tipi Cezaevi’ndeki bedensel engelli  Sinan Kaya‘dan geldi.


İntihar ettiği yönünde bilgi verilen aile morgda Sinan Kaya’nın kollarında morluklar ve yaralar tespit ettiklerini, Sinan’ın cezaevinde tuttuğu günlüğünün de kayıp olduğunu söyledi.
Eş zamanlı olarak Patnos Cezaevi’nden de bazı işkence haberleri geliyor.


Bu ülke bu filmi daha önce gördü.
Daha geçmişin yaraları sarılmadan yenileri, üstelik aynı yerden açılıyor.

Adalet Bakanı ise sessiz;

bu vahamet karşısında tenezzül edip elle tutulur bilgi verme,  

tutuklu ve hükümlü yakınlarını ve kamuoyunu aydınlatma ihtiyacı duyan yok!

Çöküş gün geçtikçe arsızca, umarsızca derinleşiyor…



Tuğçe Tatari


tugcetatari@gmail.com

https://t24.com.tr/yazarlar/tugce-tatari/bu-korku-filmini-daha-once-gorduk-cezaevlerinin-eza-evleri-olmasi-bu-ulkenin-utancidir,34932

YAZARIN TÜM YAZILARI

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: