Bölüm 11g- Doğadaki dinamik sistem “information & self-organisation” nasıl işler- 7. Kısım

Prof. Dr. İsmet GEDİK

Karşılıklı Etkileşim -karşılıklı bağımlılık parametreleri Doğada her şey birbirine bağımlıdır, ama tüm sistemler en tabandaki kuantsal sistemle yönlendirilir.


Şimdi varlıkların neden bir-birleriyle etkileşim ve bağımlılık içinde yaşamaya mecbur oldukları konusunu görelim. Doğada yeni üst-sistemler oluştukça, enerji farklı şekillere dönüşmüş olur. Bu nedenle farklı kuvvet türleri ortaya çıkar.


Enerjin maddelere nasıl bağlanır?


1.png

Şekil 34: Fotosentez olayı foton denilen kuantsal öğelerin enerjiyi nasıl kimyasal bileşiklere depoladıklarını gösterir.


Dünyamızın temel enerji kaynağı güneş ışınlarıdır. Güneşten gelen ışınlar fotosentez olayıyla şeker gibi bir madde içinde depolanırlar.

6 H2O + 6 CO2 + Güneşten gelen fotonlar = C6H12O6 + 6O2

Bu denklemin sol tarafındaki madde miktarı ile sağ tarafındaki madde miktarı aynıdır. Ama enerji içerikleri farklıdır. C6H12O6 olarak gösterilen glikoz molekülü güneşten gelen fotonları depolamıştır.

Bu molekülü oluşturan H, O ve C atomlarının bağlantı sistemleri (spinleri, polarizasyonları, vs.) H2O ve COmoleküllerini oluşturan H, O ve C atomlarındakinden farklıdırlar. Görüldüğü üzere, enerji, maddeye bağlanmış durumdadır.

Güneş enerjisini maddeye dönüştüren bu bitkiler değişik bir enerji türü kaynağı oluştururlar. Her tür enerji kaynağı, doğadaki varlıklar için yeni bir hedef (dinamik sistemler fiziği terimiyle, yeni bir ‘attractor’) oluşturur.

Çünkü doğada önceleri foton olarak yer alan bir sürü enerji paketçiği, başka türde bir enerjiye dönüşmüş olarak piyasaya çıkmıştır. Yani piyasaya yeni bir ürün sürülmüştür.

Her ürünün bir alıcısı olmak zorundadır, yoksa doğadaki değişim-dönüşüm sistemi bloke edilmiş olur.

Doğada çevresiyle etkileşmeyen hiçbir sistem yoktur. Dolayısıyla doğada değişim-dönüşüme uğramayan ebedî bir varlık veyahut sistem mevcut değildir. Hayat bu nedenle doğum-ölüm döngüsü üzerine oturtulmuştur.

Ovadaki bitki farklı, denizdeki farklıdır. Her farklı maddenin farklı rengi, farklı kokusu, farklı tadı vardır. Bu farklılıklar farklı çekim güçleri oluştururlar.

Her canlı, hayatının devamı için enerjiye muhtaç olduğundan ve ana enerji kaynağını da bağımlı olduğu belli canlı türleri oluşturduğundan, neyin neye bağımlı olarak oluşup geliştiğinin kayıtlarını sürekli olarak tutmak zorundadır.

Enerjinin çeşitli üst-sistemler içinde depolanır duruma geçmesi, tüm varlıkları, özellikle de canlıları, bu yeni yapı türlerini algılamaya yönelik organlar oluşturma arayışlarına yöneltmiştir. Bu nedenle varlıklar bilgilerini sürekli geliştirmek zorundadırlar.

Şimdi “karşılıklı etkileşim ve karşılıklı bağımlılık” sisteminin dikkate alınmamasının yarattığı bir olayın hikayesini görelim:

Doğada tüm varlıklar birbirlerine bağımlıdırlar ve karşılıklı etkileşim sonuçlarına göre yaşarlar. Toplum iş-ve-meslek mensupları arası ilişkiler olduğundan, sadece onların aralarındaki etkileşimlere göre yasalar oluşturulmalıdır.


2.pngŞekil 35: Doğada tüm varlıklar arasında karşılıklı bir etkileşim ve bağımlılık vardır.


Hayatta doğru-yanlış değerlendirilmesi yapılamaz. Çünkü bir kurdun bir geyiği öldürmesi olayını doğru veya yanlış olarak değerlendiremeyiz. Kurt açısından doğrudur, çünkü onun yararınadır; ama geyik açısında kötüdür. Bu nedenle olayları tüm varlıkların yararına mı zararına mı olduğuna göre, farklı açılardan görmek zorundayız.

Kontrol-parametreleri + karşılıklı etkileşim

Amerika‘ya insan göçünün 1800-1900lü yıllarda anormal hızlanmasıyla Kuzey Amerika’da insanların doğal sistemi bozmaya başlaması hızlanır. İnsanların çiftlikler oluşturarak yaban hayvanlarının yaşam ortamlarını daraltması, yaban hayvanlarının sığır-koyun yanında insanlara da sıkça saldırmalarına neden olmaya başlar.

En fazla saldırılar da kurtlar tarafından yapılır. Bunun üzerine insanlar kurtları öldürmeye başlar. Kurt katliamı özellikle Yellowstone Milli Parkı ve çevresinde o kadar aşırıya gider ki, 1926da en son kurt öldürülür ve yörede hiç kurt kalmaz.

Kurtların yok olmasından en fazla etkilenen hayvanlar geyikler olmuştur. Ayı, puma gibi yırtıcılar geyik popülasyonuna zarar verse de, geyiklerin sayısı hızla artmaya başlar ve kış-mevsiminde bile artık Yellowstone’dan ayrılmaz olurlar.

►Geyikler özellikle kavak ve söğüt sürgünlerini tüketirler, bunun sonucu bu ağaçlar gittikçe azalır. Ağaçların azalması, kuş ve böcek popülasyonunu azaltır.

►Kurtlar yok olunca, geyikler kaçmak zorunda kalmayıp, vakitlerinin çoğunu dere-kenarı gibi söğüt ve kavakların yoğun olduğu ortamlarda geçirirler. Bunun sonucu, daha az hareket edip, daha çok yemek-içmekle vakit geçirirler.

►Sürekli geyik ayakları altında kalan otlar gelişemezler ve bitki-örtüsü fakirleşir.

►Kurt korkusu altında yaşayan geyikler küçük topluluklar halinde yaşarlarken, kurt olmayan ortamlarda büyük geyik toplulukları halinde yaşarlar.

►Kurt olmayan ortamlarda geyiklerin ölümü genelde kışın kar altında olur; dolayısıyla geyik leşinden yararlanarak yaşayan kuzgun, kartal, saksağan, çakal, ayı, böcek (kurtçuklar) gibi canlıların beslenme ortamı sınırlandırılmış olunur.

►Kunduz gibi hayvanların kış mevsimini geçirmeleri kavak, söğüt gibi ağaçlara bağlıdır. Kunduzlar bu ağaç dallarından barajlar yapıp, özel gölsü yapılar oluşturarak yer-altı yuvalarında yaşarlar. Kunduzları sayısının azalmasıyla, onların yaptıkları barajlar ve özel gölcükler de azalır. Bu azalma:

  • hem yer-altı-suyu düzeyini düşürür, kuraklık artmaya başlar,
  • hem dere-kenarı kuşlarının sayısını azaltır
  • hem balık popülasyonu azalır,
  • yaz-kış mevsimsel farklığı artar, yağmur düzeni değişir,
  • kuraklık artar, bunun sonucu orman yangınları (1988 yangını gibi) artmaya başlar,

Ekolojik sistemin büyük zarar görmesi, toplumda girişimlere neden olur ve 1966 yılında Yellowstone parkına kurt popülasyonunun tekrar geri getirilmesi hükümetin dikkatine sunulur ve 1995te tekrar kurt popülasyonu geri getirilir. Ve ondan sonraki yıllarda ekolojik denge tekrar normal döner.


3.png

Şekil 36: Toplum hayatı insanların bir iş veya meslekle uğraşmaları sayesinde ortaya çıkmıştır.


Görüldüğü üzere, doğa dinamik sistemlidir ve varlıklar arasında karşılıklı bir bağımlılık (circular-causality) ilişkisi vardır. Bir üst-sistemde geçerli olacak kuralları (düzen-ölçütü = order parameter) doğrudan etkileyip, yönlendiren birçok faktör (örn. kurtlar) vardır ve bunlara kontrol-parametreleri denir.

“Kontrol-parametreleri” olarak adlandırılan bir faktörün (örn. kurtların) ortadan kaldırılması, ekosistemde çığ-etkisi yapar ve tüm sistem bozulur. Çünkü tüm varlıklar karşılıklı bir bağımlılık-etkileşim (circular-causality) içindedirler.

Ortaklığın kuralına düzenleyici denir. Kurala uyulması tüm atomların yararına olduğundan, atomların spin -polarizasyon -faz –frekans gibi özelliklerinde değişiklikler yapılarak köleleşme, sabitleşme gibi özellikler oluşturulur.  Bu işlemler, hem “alt-sistem” olan atomlar, hem de “üst-sistem” olan “ORTAKLIĞI” ilgilendirdiğinden, iki sistem arasında “karşılıklı” bir “etkileşim” söz konusudur, buna da “circular causality” denir..

►Üst-sistem oluşturma işlemleri, atomik öğelerin spin, polarizasyon, faz, frekans gibi özelliklerinde değişiklikler yapılarak, enerjinin farklı amaç veya hedeflerde kullanılması şeklinde gerçekleşir. Yani her beden-hücrelerinin içlerindeki atom veya moleküllerin bu özellikleri birbirlerinden farklıdır ve bu nedenle çok farklı davranışlar ortaya çıkar.

Çevreye uyum için değişim-dönüşüm şart olduğundan, ilk başlangıçta sabitleştirme işlemi yapılmaz, olgunlaşma safhasına geçişle birlikte sabitleştirme işlemi gerçekleştirilir. Yani hücreler kafa-kol-beden gibi organları yapma safhasındayken sabitleştirme = solidifikasyon yapılmaz, yavru doğduktan, çevresiyle etkileşmeye başladıktan sonra yapılır.

Statik sistemli (yani tepeye bağımlı) hayat görüşlü kral, sultan veya liderlerin, devleti (toplumu) kendi malları sayıp, istedikleri şekilde hükmettikleri gibi, insanlar da sahip oldukları arazileri istedikleri gibi kullanmaktadırlar.

İnsanların bu aymazlıkları, yukarıda açıklanan türde ekolojik bozulmalara yol açar ve doğal denge alt-üst olur. Toplumsal hayatımızın düzenli-dengeli olmasını sağlamanın da tek yolu, doğada dinamik sistemin geçerli olduğunu hatırlayıp, Yellowstone olayında olduğu gibi, denge ve düzen oluşumunu, halkın karşılıklı etkileşimlerine bırakmaktan geçer.

Ekolojik ortamda görülen bu doğal denge bozulması, toplum hayatında da aynen geçerlidir. Tüm toplum öğelerinin aktif olarak toplumsal sistemin kurallarının belirlenmesinde aktif rol almaları ve görüşlerini bildirmeleri bu nedenle de zaruridir.

Doğada bir oluşum sistemi vardır ve dinamik sistemler fiziği bunu “information & self-organisation” olarak özetlemiştir. Yani doğal sistemin sahibi olan yaratıcılık bir enerji sistemidir ve en iyi bilgiye göre oluşturulan varlıkları tercih edip, kötülere yatırım yapmayan bilgi – bilinç sahibi bir sistemdir.

Bir enerji alanıdır. Ama insanlık 4-5 bin yıldır yaratıcılığı varlıkların dışında olduğunu sandıkları bir güç sisteminde aradıklarından, bir türlü tabana dayalı içsel güç sistemini anlayamamaktalar. Alevilik-Bektaşilik- sufilik, vs gibi düşüncelerle semavi dinciler arası kavganın kaynağı buna dayanır.

“Her kafadan bir ses çıkması toplumsal denge ve düzen oluşumu için şart ve gereklidir.” ifadesi yanlış anlaşılabilmektedir.

“Her kafadan” derken toplumsal yaşamın her ferdi anlaşılmalıdır. Topumun her ferdi deyince de, toplumdaki her iş ve meslek mensubu anlaşılmalıdır. Toplumda asalaklara, dilencilere yer yoktur. Bu nedenle toplumsallaşmanın ilk adımı, herkesin bir iş ve meslek sahibi olacak şekilde yetişmesini sağlayan bir eğitim sistemi oluşturmaktan geçer.

Toplum iş-ve-meslek sahipleri arası ortaklık olduğundan din adamlarının topluma hangi hizmeti sunduğu konusu öne çıkar. Öteki dünya kavramı Sümerlerin dünya ve hayat görüşüne göre tasarladıkları, cennetin gök-kubbe üstündeki hayali bir cennet ülke ve cehennemin de, yer-altındaki volkanların çıktıkları bir ateşli ortam alemi inancına dayanır.

Hayat sadece güneş gibi yıldızlar çevresindeki yaşama-uygun kuşak denilen gezegenlerde oluşabilmektedir. Günümüzde gökyüzü ve uzay oldukça ayrıntılı olarak bilinmektedir. Güneş sistemi içinde dünyadan başka bir gezegende insanın yaşayabileceği bir başka dünya yoktur.

Başka yıldızların gezegenlerinde yaşam olanağı bulunan bir gezegen var ise, o gezegenin kendisine has bir canlılar alemi olacaktır ve bizim dünyada yaşayanlar o dünyada yer olmayacaktır. Bunlar doğa-bilimsel gerçeklerdir, dolayısıyla din-adamları asırlardır insanları kandırarak yaşayan, dolayısıyla toplum hayatına hiçbir katkısı olmayan bir kesimi temsil emektedirler.

Bedenlerimizin yaratıcısı olan hücreler hiçbir bedeni diğerinin aynısı olacak şekilde oluşturmaz. Bu nedenle her insan bir diğerinden farklıdır. Kiminin ses telleri şarkıcı olmasına uygunken, kimininki değildir. Bu nedenle, bedenlerin hangi mesleklerde başarılı olacakları genetik yapılaşmayla ilişkilidir.

Dolayısıyla, her insan her meslekte aynı başarıyı gösteremez. Bu nedenle insanlar, hücrelerine gösterecekleri hedefleri (yani toplum hayatında üstlenecekleri hizmetleri) kendi hücrelerine “sorarak” kendileri belirlemek zorunadırlar. Hiçbir insan diğerinden üstün değildir.

Her insanın kendine has bir değeri vardır ve o değeri keşfedilirse, toplum o insanın enerjisinden yararlanır ve kalkınır. O gizli değer ancak ve ancak çocuklar özgür bırakılıp, benim çocuğum “doktor, mühendis, vs olacak” türde yönlendirmelere maruz kalmazsa ve toplumda hiçbir meslek diğerinden üstün görülmezse ortaya çıkar.

Bedenimizde yüzlerce farklı organda görevli hücre çalışır. Bir beyin hücresi, bir popo hücresini hor görür mü? Hayır, çünkü onlar birbirlerine bağımlıdırlar. Toplumlarda da durum aynıdır, her bir meslek sahibi bir alanda bir hizmet üretir ve binlerce farklı hizmeti başkalarından alır.

Günümüzde bunun sıkıntılarını yaşıyoruz, yüzlerce faklı iş ve meslek mensupları sorunlarının çözümünü tepedeki birinden bekliyorlar. Bu işlem tepedeki birilerinin çözeceği bir şey değildir. Tepedekilerin yapması gereken tek şey, iş ve meslek mensupları (odalar, vs.) arası bir konsey oluşturarak onların kendi aralarında bu sorunu çözmeleridir.

Ama bunun da tek yolu, millet meclisi denilen yasa oluşturucu kurulun adını “İş ve meslek mensupları meclisi” olarak değiştirmekten geçer. Başkanlık diye bir sistem olamaz, çünkü yasalar tüm “iş ve meslek temsilcileri meclisi” kararı olarak ortaya çıkmalıdır.

Toplumun kendilerine ait olduğu ve kurallarının da kendilerinin oluşturacakları bir meclis tarafından yapılması gerektiği bilinciyle yetişen hiçbir insan topluma zarar verecek bir davranışta bulunmaz.

Hiçbir mevcut yönetici, bu bilgilerin duyurulması için çaba göstermez, çünkü onların çıkarlarına terstir. Bu nedenle “Toplumun sahipliğinin kendilerine ait olduğu ve kurallarını da kendilerinin oluşturmaları gerektiği bilgisini halka vermekten başka bir çıkar yolu yoktur.

Sorunlarımızı çözmenin tek yolu budur. Bilgi tohum gibidir, dağıtıldıkça çoğalır. Halkımıza bu bilginin aşılanması umuduyla.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: