Bölüm-12 Evren Dinamik Sistemde gelişmektedir

Prof. Dr. İsmet GEDİK

Ömür veya hayat, zamanın bir dilimidir. “Zamanın” anlamını bilmiyorsanız, hayatın anlamını da bilemezsiniz. Hiçbir varlığın sonsuz bir ömrü yoktur, bu nedenle hayat “doğum-ölüm-döngüsü” üzerine oturtulmuştur.


Zaman ise bu ömür-döngülerinin ardalanmasıdır ve bilgi-düzeyindeki değişimlere göre gerçekleşmektedir.


Bizler sürekli değişim-dönüşüm içindeki dinamik bir doğada yaşıyoruz ve dinamik sistemlerde her şey, varlıkların karşılıklı etkileşimleriyle gerçekleşiyor.


Doğadaki her şey, alt-sistem – üst-sistem ilişkili olarak oluşup-gelişmektedir. Yani atomlar molekülü oluştururlar, moleküller atomları oluşturmaz. İnsanla toplum arasındaki ilişkide de aynı kural geçerlidir. Toplumsal sistemin kurallarını biz insanlar oluşturmak zorundayız.

Zaman kavramı, kuantsal canlılıkla başlayıp, evrimleşip-gelişen bir değişim-dönüşüm döngüsüdür. Yukarıdaki paragraflarda gösterildiği üzere, kuantsal canlılar evrensel sistemin başlangıç noktasıdırlar.

Önceki paragraflardan anlaşıldığı üzere, Zaman, doğal sistemin oluşum öyküsüdür. Tanrı veya doğa-üstü-güç doğayı yaratan veya oluşturan olarak tanımlandığına göre, doğanın nasıl yaratıldığı zaman kavramının tanımlanmasıyla gösterildiğinden, TANRI kavramı (veya evrimcilerin doğa-üstü-güç (DÜG) sistemi) de artık anlaşılır olmuştur.

Şimdiye dek insanlık zaman denilen şeyi, dünyayı yaratan ilahi bir gücün ömrüne endeksli bir sonsuzluk olarak kabul etmiştir. İnsanların böyle düşünmelerinin nedeni ise, yaratıcının ebedi ömürlü bir varlık (doğa-üstü insan benzeri bir yaratıcı) olarak tasarlanması olmuştur.

Yaratıcı ölümlü olursa, doğa ve dünyanın da yok olacağı varsayılmıştır. Bu görüş kutsal kitaplara da yansımış ve kutsal kitap verilerine dayanılarak da dünyamızın yaşı, 4 bin ile 6 bin yıllar arasında kabul edilmiştir (1650’de din adamı J. Usher tarafından İncil’e dayanılarak 4004 yıl).

Jeoloji denilen bilim dalı 1800lerden sonra gelişir ve dünyamızın yaşının önce milyonlarca, sonra milyarlarca yıl olduğu ortaya çıkar. Ve o zamandan beri kutsal kitap savunucuları, kutsal kitaplardaki gün ve yıl değerlerini çok farklı yorumlamaya çalışarak, kutsal kitapları savunmaya devam ederler.


STATİK SİSTEM:

Kutsal kitaplı inanç sisteminde yaratıcı (Allah) ebedi ömürlü ve hiç değişip-dönüşmeyen statik yapılı bir güç olarak tanımlanmıştır. Oluşturduğu doğa ve insanlık da değişip-dönüşmez olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle yaratılışçılar evrim denilen bir sisteme tamamen karşıdırlar. Böyle bir sisteme STATİK sistem denir, çünkü hem yaratıcısı, hem yaratığı sistem sabit-değişmezdir.

Statik sistemde, varlıklar bilgi ve bilinç sahibi kabul edilmez. Bilgi ve bilinçli olan sadece yaratıcıdır, ve yaratıcı insanın içine RUH üfleyerek ona canlılık verdiğinden insanlarda da bilinç vardır. Ama tüm diğer canlılar bilinçsiz birer robotturlar. Statik sistemde kurallar tepedeki yaratıcı veya onun temsilcileri tarafından oluşturulur.


DİNAMİK SİSTEM:

Önceki bölümlerde gösterildiği üzere, doğa ve dünya sürekli bir değişim-dönüşüm içindedir ve bu değişim-dönüşümler BİLGİ oluşturularak yapılmaktadır. BİLGİ ise varlıkların içsel bileşenlerince oluşturulmaktadır. Örneğin, bir insanın bilgileri beynindeki hücrelerce oluşturulur.

Varlıkların en içsel bileşenleri ise atom-altı-öğelerden oluşan KUANTSAL sistemdir. Deneyler KUANTSAL sistemin bilgili ve bilinçli davrandıklarını göstermektedir.

Bilgi gelişimi üstel fonksiyonlu geliştiğinden ve en temeldeki atom-altı-öğeleri de bilgili-bilinçli olduklarından, onların kuantizasyonu ile (yani birbirlerine eklenerek büyümeleriyle) doğadaki diğer varlıklar oluşurlar. Dolayısıyla bilgi ve bilinç her varlıkta vardır, ama oranları – ufukları çok farklıdır.

Bir bakterinin ufku ile bir midyenin, bir insanın ufku arasında muazzam farklar vardır.

Dinamik sistemde üst sistemlerde geçerli olacak kuralları, alt-sistem-öğeleri karşılıklı uzlaşarak yaparlar.

   Bilinç-altı sistemiz bizleri böyle programlamış olduğundan, doğadaki değişim-dönüşümlere uyamayınca, değişim-dönüşümler eğilip-bükülerek zoraki yorumlara gidilmiştir. Geleneksel şartlanmışlıklara birer kılıf uydurularak günümüze kadar gelinmiştir.

Halbuki doğada dinamik sistem geçerlidir.

Peki doğa ve dünyamız her gün yeniden düzenlendiğine göre, biz insanlar bu konuda nasıl davranmalıyız?

Dünyamız nereye doğru gidiyor ve gidecek? Biz insanlar, bu evrensel gidişat hakkında ne biliyoruz? Devlet yöneticileri veya liderler bu konuda ne biliyorlar ve insanlara bu konuda ne söylüyorlar?

Yönetenler de, yönetilenler de zaman ve hayat hakkında bir şey bilmiyorlar

Ne yönetenler, ne yönetilenler bu temel konular hakkında bir şey bilmiyorlar, Hayat gibi temel bir konu hakkında bilim insanları dahi büyük bir şartlanmışlık içinde davranıyorlar.


 İşte ıspatı:

“Sürekli bir değişim-dönüşüm içindeki dinamik bir doğada yaşıyoruz. Peki bu değişim-dönüşümlerin bir yönsemesi var mı? Nereye doğru gidiyoruz?” şeklinde bir soru sorduğunuzda eğitimli kişilerden alınacak cevap şöyledir: (Eğitimsizlerin söyleyecek bir şeyleri zaten yoktur)

Termodinamiğin 2. Yasası şunu gösterir: Doğada bir iş-eylem (üretim, büyüme, tamirat, vs.) yapılması için enerji gerekir. Eylem için enerji kullanıldığında, bu enerjinin bir kısmı işe-yaramayan enerji olarak boşa harcanır.

Bu nedenle zaman içinde doğadaki işe-yarar enerji miktarı azalacak, işe yaramayan enerji artacaktır. Bu ise, evrendeki enerji ve kütle miktarının sabit olduğu düşünülünce, doğada zaman içinde düzensizliğe doğru bir gidişat (entropi-artışı) olacağı anlamına gelir. Yani fizikçilere göre evrenin sonu kaosa, düzensizliğe gitmektedir.

Soruyu bir eklenti yaparak tekrar soralım: Termodinamiğin 2. Yasası, doğada her şeyin zaman içinde dağılıp-parçalanacağını gösteriyorsa, doğal sistemin tarihsel gelişiminin başlangıcında evrende muazzam bir düzenli sistem var olmalı ki, o düzen bozula – bozula günümüze gelinmiş, bundan sonra da gittikçe bozularak kaotik bir sona gidilecektir.

Doğa ve dünyamızın geçmişi yukarıda özetlendi, ve bilgi ve bilince dayalı sürekli daha düzenli ve gelişmiş üst-sistemlere (yani düzene) doğru bir gelişim olduğu görülüyor. Öyleyse bu görüş yanlış olmak zorunda değil mi?


Evet ortada bir yanlışlık var, o da şu: FİZİKÇİLER STATİK SİSTEMDE DÜŞÜNMEKTE, varlıklar arası etkileşimlerin BİLGİ ile gerçekleştirildiğini bilmemektedirler.

Peki neden fizikçi gibi bilim adamları statik sistemli düşünmektedirler?

Bir insanın davranışını, o insanın zihniyeti, yani hayata bakış açısı belirler. Zihniyetin ise iki farklı bileşeni vardır: Bilinç-altı ve Bilinç:


Bunlardan en etkili olanı “BİLİNÇ-ALTI” sistemi bilgileridir.

“Bilinç-altı” bilgileri, ana-rahmine yerleştirildiğimiz andan itibaren ve de çocukluğumuzun ilk 6 yılı süresince, çevremizdekilerin davranışlarının, gelenek ve göreneklerin, kopyalanması ile edinilir. Bu bilgiler, atalarımızın asırlar boyu oluşturdukları verilerin özetlenmiş sonuçlarıdır. Otomatiğe bağlanmış davranışlarımızın bulunduğu bilinç-altı sistemimize kaydedilirler.


Adsız.png
Şekil 38: Geleneklerini sorgulamayanlar sömürülmeye mahkumdurlar.


Bir fil küçükken ayağından zincirle bir yere bağlanmaya alıştırıldıysa, bu davranış filin bilinç-altına kopyalanır ve fil ondan sonra bu kopyalanmış şartlandırmaya uyarak yaşamaya devam eder. İnsanlar da ilk-6-7 yaşına kadar çevrelerindeki insanların davranışlarını aynen kopyalarlar ve büyüdüklerinde de, fildeki gibi bu şartlanmışlıklara uyarak yaşarlar.

Doğada dinamik sistemin geçerli olması atomlar arası ilişkilerde de dinamik bir sistem bulunmasının gerektirir. Halbuki günümüz bilim aleminde “kimyasal elementler birbirlerine dönüşemez” şeklinde ifade edilen olan “sabit oranlar kanunu” hala geçerli kabul edilmektedir.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: