Bölüm 13b: Kervran Etkisi 2. Kısım -/== 6)- Transmutasyonlar kayaçların ayrışmasında da görülür.

Prof. Dr. İsmet GEDİK

 UNESCO-Dünya Mirasına girmiş olan Kamboçya’daki 12.asırdan kalma, Angkor Wat tapınaklarında yapılmıştır. Binalar genelde kumtaşlarından yapılmıştır. Analizler şu kompozisyonu göstermiştir:


Sağlam taşta:          % 63.0 SiO2 ;      % 1.40 CaO

Bozunmuş-taşta:      % 35.8  SiO2 ;     %17.34 CaO


Görüldüğü üzere, kalsiyum (Ca) artmış, silis (Si) oranı ise azalmıştır.


28               12       40

   Si   +      C   : = :      Ca

14               6          20

Sağlam taşlarla, bozunmuş taşların micro-organizma içerikleri incelendiğinde, sağlam taşlarda hiç mikro-organizma yok iken, bozunmuş taşlarda Actinomycete ailesinden 83 farklı tür bakteri bulunmuştur.

Silis oranını azaltıp, kalsiyum oranının artıran faktörün ne olduğu araştırıldığında, bunun çevredeki sulardan veya atmosferden olamayacağı saptanmış, söz konusu element dönüşümlerinin mikro-organizmalar tarafından gerçekleştirildiği anlaşılmıştır.

7)- Aktive olmuş azot molekülünün akciğerlerde karbon monoksite dönüşmesiyle oluşan zehirlenme.

“İlkokulumuzun sınıfı ilkel bir dökme demir soba ile ısıtılırdı. Çoğu zaman eski meşe odunu yakardık. Odun iyi yandığında, soba gürül- gürül yanmaya başlar ve kırmızıya dönerdi. Sonra ise herkes baş ağrısından şikâyet ederdi. Hemen sobanın yanmasını yavaşlatmak için görevlendirilen biri harlı yanmayı durdurucu önlem alırdı. Sonra da, baş-ağrıları son bulurdu.

Öğretmenler harlı yanan sobadan zehirli gazlar çıktığını söylerlerdi. Halbuki soba çok iyi yanıyor ve sobadan veya borulardan hiçbir şey dışarı çıkmıyordu. Peki neden baş-ağrısı, baş-dönmesi vs. oluşuyordu? Zehirleyici gaz nasıl ortaya çıkıyordu? (Sobanın harlı yanması engellendikten sonra baş dönmesi neden son buluyordu?)

Azot asla atomik olarak değil, her zaman element molekülleri (N2) şeklinde ortaya çıkar ve Moleküler orbitallerin elektronları ile çevrili iki azot atomu çekirdeği içerir. Molekülün merkezindeki iki çekirdek bilinen bir frekansta salınır.

Bir süre sonra bir protonun nötronuyla birlikte bir çekirdekten diğerine geçişine neden olan bir rezonans, dışarıdan benzer titreşim enerjisi verildiğinde ortaya çıkabilir. Bütün bunlar çevreleyen Elektronlarda herhangi bir değişiklik olmadan gerçekleşir.

Bir tarafta, bir protona sahip bir çekirdek daha az kalır, yani karbon; diğer çekirdek bir protonu emer ve oksijene dönüşür. Bu nedenle, bu nükleer bir fiziksel süreç değildir, çünkü moleküler durum sürekli olarak korunur. Bunun yerine, bir protonun bir çekirdekten diğerine aktarılmasıyla yeniden yapılanma var.

14N = 12C + 16O

 8)- Hücrelerin ve mikro-organizmaların, kimyasal elementleri birbirlerine dönüştürdükleri sonraki yıllarda yapılan deneylerle net bir şekilde ıspatlanmıştır.

 Şöyle ki: Vysotskii 1990’lardan itibaren biyolojik transmutasyonlar (element-dönüşümleri) üzerinde çalışmaktadır. Çalışmalarında Mossbauer Spektroskopisi gibi çok yeni analiz yöntemleri kullanan Vysotskii ve Kornilova, Bacillus subtilis, Escherichia coli, Deinococcus radiodurans, ve maya mantarı Saccharomyces cerevisiae ile ağır-su  (D2O) içinde deneyler yapmışlardır.

Mikro-organizmaların yaşadıkları ortama MnSO4 eklediklerinde, spektrometrede 57 atom ağırlıklı Fe (demir) oluştuğunu gözlemişlerdir. Dolayısıyla (55 ağırlık Mn + 2 ağırlıklı Deuterium = 57 ağırlıklı Fe) reaksiyonunun gerçekleştiğini net olarak gözlemlemişlerdir.

Bakterilerin bu element dönüştürme işlemlerinde “microbial catalyst transmutator = mikrobik katalizör dönüştürücü” adını verdikleri simbiyotik (ortaklık) ilişkilerinin önemli rol oynadıklarını ortaya koyarlar,  Vysotski ve Kornilova (2010).

 9)- Hücrelerimizin iş yapabilmesi için 3-fosfatlı ATP molekülünü, 2 fosfatlı ADP molekülüne dönüştürmesi


Adsız.png

Şekil 41: Bedenlerimiz içindeki hücreler işlevleri için sodyum ve potasyum elementlerini birbirlerine dönüştürebilmektedirler.


Bir hücrenin işlevlerini yapabilmesi için hücre içindeki potasyum (K) ve sodyum (Na) oranlarının saniyede binlerce defa değiştirilmesi gerekmektedir. Şimdiye dek (A) da gösterilen mekanizmayla bu işlemin gerçekleştiği düşünülmüş, son yıllarda ise (B) şeklinde olmasıyla bunun mümkün olduğu anlaşılmıştır.

 Hücrelerimizin iş yapabilmesi 3-fosfatlı ATP molekülünü, 2 fosfatlı ADP molekülüne dönüştürmesi sonucu açığa çıkan bir fosfat enerjisiyle olmaktadır.  Bu ise, her işlemde, hücre içindeki sodyum iyonlarının, hücre dışına pompalanması, hücre dışından ise potasyum iyonlarının hücre içine pompalanması ile mümkün olabilmektedir. 

Bu işlemler, hücre içinde ve hücre dışında, Na ve K iyonları yoğunluğunun aniden 10-15 kat kadar artırılması ve azaltılması gibi muazzam iyon-akışları gerektirir. Hücre içinde saniyede 100.000 kadar işlem gerçekleştiği düşünülürse, hücre-zarlarında ne kadar sıklıkla bir iyon-pompalama trafiği olması gerektiği anlaşılır. Böyle bir iyon-yoğunluklarına dayalı pompalama işlemlerinin olabilmesi hiç-ama hiç olası değildir.

Bu olay P,T. Pappas’ın  1998 yayınıyla  pekiştirilir. “Hücre içinde elektrikle oluşturulan çekirdek kaynaşması= Electrically induced nuclear fusion in the living cell” adlı yayınında Pappas, hücreler içindeki Na – K oranı değişimlerinin, şimdiye dek kabul edildiği gibi hücre dışından hücre içine “sodyum-potasyum pompalanmaları” şeklinde değil de,  Na23 + O16 + Electrical Energy + ATP Energy = K39, şeklinde bir hücre içi element dönüşümü ile gerçekleştiğini ıspatlar.  

Yani hücre içinde sodyumla oksijenin kaynaştırılmasıyla potasyum elde edilebilmektedir.

Bilim-insanları, dogmatik bir görüş etkisi altında öylesine şartlandırılmışlardır ki, bedenlerimizdeki hücrelerin zarlarının “yol-geçen-hanıymış gibi” saniyede milyonlarca sodyum ve potasyum iyonunun bir anda içeri alınması ve dışarı atılması gibi insan aklının alamayacağı bir mantıksızlığı, çözüm yolu olarak kabul edebilmişlerdir!

Bundan daha vahim bir mantıksızlık ise, Na ve K iyonlarının su ile temas etmeleri durumunda, muazzam bir patlama gerçekleşeceği ve hücrelerin param-parça olacağıdır, çünkü, gerek hücre içi, herek hücre dışı ortamda su bulunmaktadır.

Hücrelerin kimyasal elementleri birbirlerine dönüştürdüklerini ıspatlayan daha bir çok yeni araştırma yapılmıştır, Ravikumar & Achutha 2012, Kumar 2017), vb..

Bir protonun ve nötronunun bir çekirdekten diğerine aktarılması radyoaktif bir süreç gibi görünmüyor; daha önce bilinmeyen bir enzimin yardımıyla akciğerlerdeki kabarcıklarda veya belki de kabarcıklardan geçerken kırmızı kan hücrelerinin zarlarında gerçekleşebilir (Kervran 1980, s. 17).

Devamı var.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: