EN SONUNDA HEP DOĞRULAR VE GERÇEKLER KAZANIR

Altan ARISOY

İktidar uğruna aklı, bilimi, doğruyu tahrif eden, üst perdeden konuşan, millete hakaret eden, milleti yanıltan, tarihi gerçeklerle örtüşmeyen bilgilerde ısrar eden AKP genel başkanı, Türkiye Cumhuriyetine karşı bir savaş içinde olduğunu zaten daha en baştan ilan etmişti. 


Tayyip Erdoğan, “Abdülhamit döneminde bir metrekare bile toprak kaybedilmemiştir” diyor!


Oysa Abdülhamit döneminde bir buçuk milyon kilometre kare (Türkiye’den iki kat büyük bir vatan parçasının kaybedildiği tarihsel bir gerçektir.)


Bu gerçeği tümüyle tersine çeviren ve 1 metrekare bile toprak kaybedilmediğini söyleyecek kadar yanıltıcı bilgiler veren AKP genel başkanı bunu bilinçli yapıyor.


“Ne söylesem inanırlar” diye düşünüyor olmalı. Sonradan düzeltme yapmaması da, oy veren halkın güven duygusunu kaybetme kuşkusundan… Ancak bu şekilde daha çok güven yitireceğini de düşünmelidir. Bazen düzmece olaylar üzerine bir dizi siyasi söylem geliştirebiliyor!

Öyle ki, geçmişin inkâr edildiğine, tarihin çarptırıldığına da tanık oluyoruz.


Unutmayalım. Her ulus kendi geçmişiyle gurur duyar. Devlet başkanları da bu gururu en çok yaşayan ve yaşatan insanlardır.

Türkiye yarı aydın bir iktidar kadrosu tarafından yönetilmektedir.


Geçmişte de iktidar makamlarında tek tük yetersizler olmuştu. Bugün ise onlara rahmet okutacak bir liyakatsizliğe tanık oluyoruz.

Cumhuriyetimizin ilk dönemlerindeki nitelikli ve özverili kadrolar, bu günkü kadrolardan çok daha üstündür.


Halkın, bu kesimin tuzaklarına nasıl düştüğü, akıl ve mantık çerçevesinde değildir. Siyasetin en tepesindekilerin bile cahil ve kıt bilgilerle insanları nasıl kandırabildiği incelenmesi gereken bir konudur.

İTÜ mezunu Binali Yıldırım’ın doğru dürüst Türkçe yazamaması ibretlik bir durumdur.


Bu kadroların iktidara oturmasında önceki siyasal partilerin çok büyük günahı vardır. 1980’den sonra siyaset kurumunun ne kadar bozulduğu, toplumsal ve sınıfsal dayanışmanın yok edildiği, kapitalizmin tek değer saydığı paranın esaretinin egemen olduğu, “gemisini kurtaran kaptan” bireyciliğinin insanları nasıl yozlaştırdığı belleklerimizdedir.

Kısaca, kapanın elinde kalan bir düzen kurulmuştu.


Önceki dönemde yaratılan güvensizlik ortamı, ahlak dışı siyasi birliktelikler doruğa çıkınca, 1980 cuntasının büyütüp beslediği dinci siyaset, önce güçlü bir iktidar ortaklığına, sonra da tek başına iktidara oturdu.

Halkın bu kesimleri kurtarıcı olarak görmesi, başka bir seçeneğin kalmaması, güven vermemesi yüzündendir.


O dönemde, her siyasi oluşum, kendini kurulmuş bir sanal şirket, halkı da reklamla kandırılacak kitleler olarak görmeye başlamıştı. Çok basit pazarlıklar, küçük çıkarlar uğruna siyasal arena değişebiliyordu. Ekonomik bunalımla bitmiyordu.

Halk, ciddiyetsizlikten bıkmış “artık şu ahlaksızlar gitsin, kurtulalım ” moduna girmişti.

Bu yüzden de, daha büyük bir ahlaksızlığın ve sömürünün tuzağına düşmeye çok uygun bir ortamda yaşıyordu..

AKP’ye o yüzden sarıldı.

Halktan en doğruyu seçmesini beklemek çok safça bir düşüncedir.

Halkın, 20 yıl öncesinin siyasi atmosferi içinde büyük bir tuzağa düşürüldüğü, tıpkı şimdiki gibi bir çıkmazın içinde naçar kaldığı unutulmamalıdır.


Ancak, demokratik bir ülkede, önemli bir halk kesiminin hipnotize edilmiş gibi, 20 yıl boyunca aynı döngüde oy kullanması yine de anlaşılır bir durum olarak görünmüyor.

AKP’nin yasa ve anayasa dışı yollarla iktidara tutunduğunu da unutmayalım.


80’ler ve 90’larda Atatürkçülük büyük bir saldırı altındaydı. Çoğu kesimce eskimiş, bayatlamış, geçersiz bir ideoloji gibi gösteriliyordu. Bu yüzden, kurucu ideoloji yerine yapay, yabancı, basit fikirler egemen olmuştu.

Kendini Atatürkçü olarak tanımlayan, ancak fikirleri ve sosyal yaşamıyla tutarsızlık gösterenler savrulup çıkarlarının peşine düştüler.


Gerçek Atatürkçüler ise her zamanki gibi dimdik, olması gerekenleri savundular. Ödün vermediler. Ne Fetullah, ne AKP, ne ANAP, ne de Baykal’ın özel örgütü haline gelmiş olan CHP’yi desteklemediler.


Ve AKP, Erdoğan’ın da sahte hapislik öyküsüyle kahraman ilan edilerek iktidar oldu. (Bu arada öteki partilerin birbirleriyle dalaşmayı AKP ile mücadele etmekten daha önemli bulduklarını, Atatürkçülüğü tu kaka ettiklerini de unutmayalım)

Tarihte böyle büyük makamlara çıkmış ve tarihte rol almış yanlış kişiler vardır.


Kadim halklar da, büyük yanlışlar yapmış bir kişiyi kutsal bir kahraman ilan edip peşine düşmüşlerdi. Tarih yinelendi ve doğrulandı.


Türk halkı da kendine en çok karşı olan, en zararlı olan, yarı cahillerden oluşan bir kadronun altında yönetilmeyi kendine uygun gördü!

Aradan 20 yıl geçti. Nerdeyse çeyrek asır.

Bu süre içerisinde tüm bilimsel bilgiler iktidar siyasetçilerince inkâr edildi!


Cumhuriyetin yarattığı tüm değerler ve varlıklar tepelendi, aşağılandı, satıldı, peşkeş çekildi, yağmalandı.

Oysa onlarda minnet duyacağımız insanların emekleri vardı. Sırf onlara minnet için bile ülkesini seven bir iktidarın kadirşinaslık göstermesi beklenirdi.


Onlar ise, her şeyi satmanın, Cumhuriyet düşmanlığının en kötü örneklerini vermenin böbürlenmesi ile iktidarlarını sürdüler. Tüm ulusal miraslarımızı arsa payı bile etmeyen değerlerle elden çıkardılar.

Satıp savma ile kalkınma ve ilerleme olmayacağı bir süre sonra anlaşıldı.


Gerim gerinim gerinip, övünmeye davam ederken, işlerin kötü gittiğini de gördüler. İşler sarpa sarıyordu.

Durumu kurtarmak için elde avuçta ne varsa, hazinede ne varsa, merkez bankası kaynaklarında ne varsa tükettiler. En sonunda swap anlaşmaları için Arapların kapılarında dolaştılar.

Oralardan gelen 3-5 kuruş da çare olmadı…

Tüm yalanlar ve cahil cesareti ile yapılanlar yıkılmaya başladı.


Kendi anlatıları, ideolojileri bir işe yaramayınca, halkın cahil olduğunu düşünüp, tarihi tersine çevirerek oy toplama yoluna gittiler. Bu yöntemle çok yol almışlardı. 20 yıllık deneyimden sonra artık bu yöntem de işe yaramıyor!


Artık halk, hayallerle, yalanlarla sürekli kandırıldığını, uyutulduğunu görmeye başladı. Ekonomi de iyice dibe vurunca acı gerçek ortaya çıktı.


Halk iktidara inanmıyor, güvenmiyor. İktidar çözüm üretemiyor. Hâlâ hayal satıyor. Sabır istiyor.!

Ama 20 yıllık bir iktidarın, kendi sebep olduğu sorunlar için sabır istemesini kimse anlamıyor.

Çünkü gerçekler her gün halkın yüzüne patlıyor.

Gerçekleşmeyen vaatler doğrunun ne olduğunu öğretiyor.


Biliniyor ki, artık yalan-dolan diktasının örtüsü kalkmış, gerçekler tüm acılığıyla ortaya çıkmıştır.

En sonunda DOĞRULAR ve GERÇEKLER KAZANIR…

İnanın, bu sefer de farklı bir sonuç olmayacaktır.



Altan ARISOY


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: