Çalınan bir coğrafyanın öyküsüdür bu… -/= Turizm ve tanıtım uğruna 1970’lerde başlayan yağma

YUSUF YAVUZ

Son 40 yılın kıyı yağmasının yarattığı tahribat, ortak değer olan alanların yasal altlıklarla, çıkar gruplarının lobicilik faaliyetleriyle kişilerin, şirketlerin kullanımına sunulmasıyla sonuçlandı.


Türkiye’nin hemen her yerinde benzer şekilde sürüp giden bir öykü.


Kardeşin kardeşe kırdırıldığı bir sürecin sonunda sahnelenen kanlı 1980 darbesinin ardından neo-liberal politikalarla açık bir pazar haline getirilen bir ülkenin herhangi bir köşesinde yaşanan bir öykü.



Kaş’ta turizmin patlamadığı zamanların ruhu

Bu fotoğraflar, Antalya’nın Kaş ilçesinden manzaraları yansıtıyor. 1978 yılında kaydedilmiş. Henüz turizmin patlamadığı, ilçe merkezinden dağ köylerine kadar üretimin yüzlerce yıldır olduğu gibi sürüp gittiği yıllar.

Yollarda davar sürüleri ve develeriyle yayla-sahil göçen çobanlar, sahilde küçük balıkçı tekneleri, sokaklarında siyah önlükleriyle neşe içinde okula koşan çocuklar.

Dağlarında keçi sürülerinin otladığı, ormanlarında ulu sedirlerin yükseldiği, sahilleri zümrüt yeşili zeytin ormanlarıyla, harnup ağaçlarıyla kaplı bir ilçe… Yoksulluğun eşit dağıldığı ama yoksunluk duygusunun insanların ruhunda asla hasar açmadığı yıllar…



Turizm ve tanıtım uğruna 1970’lerde başlayan yağma

1970’lerde Ankara Gazeteciler Cemiyeti’nin Çukurbağ Yarımadası’ndan arazi bu bölgeyi imara açtırmasıyla başlayan süreçte Kaş’ın üzerinde siyasi nüfuz kullanımı da görülmeye başladı. Cemiyet yönetimi yapılaşma buradaki parselizasyon ve yapılaşma sürecinde devletin bakanından taşra yöneticilerine kadar pek çok kişiyi bu amaçla kullandı.

Yerel halkın bir kısmı da iyi niyetle de olsa Cemiyetin Kaş’ta yürüttüğü arazi yapmasına ‘tanıtım’ ve ‘turizm patlaması’ uğruna ya destek oldu ya da sessiz kaldı. Eleştirel yaklaşanların sesi ise pek çıkmadı. Küçük yerlerde böyledir, ses çıksa da ‘çatlak ses’ olarak kalır ve bir süre sonra o çatlaktan çıkan sesler içine akmaya başlar…

Böylece ilçenin ortak değeri olan koca bir yarımada, ‘Gazeteciler Cemiyeti Yarımadası’ olarak anılmaya başladı…

Bugün bu ünlü yarımadada ünlü siyasilerden yandaş işadamlarına kadar pek çok ‘nüfuzlu’ kişinin arazisi bulunurken, zamanında bir kere ‘sarı öküzü’ kaptıran yerel halkın önemli bir kısmı uzaktan seyretmekle yetiniyor.



Yerel halkın elinden alınan Bucak Denizi

2000’lerde ise Kaş’ta bir başka büyük ‘nüfuz’ baskısı yaşandı. Yine yerel halkın hava gibi, su gibi kullandığı, yazın denize girip kışın ise çoluk çocuğunu alarak piknik yapıp balık tuttuğu Bucak Denizi’nde bir yat limanı gündeme gelmişti.

İktidara yakın bir firma olan MAKYOL bu limanın inşaatını ve işletmesini almış, yerel halkla yapılan çeşitli toplantılarda çevreye bir zarar verilmeyeceğini, deniz dibindeki ekolojik yapının bozulmayacağını, ilçe halkına istihdam sağlanacağını, kalkınmaya katkı olacağını sıraladı.

Yerel halkı ikna toplantıları yapıldı, çıkan bir iki çatlak ses bastırıldı ve Bucak Denizi’ne tonlarca taş-toprak moloz doldurularak liman inşa edildi. Marina haline geldiğinde ise kapıya bir güvenlik konularak yerli halk artık bu alana giremez hale geldi.

Böylece Bucak Denizi de yerel halkın geçmişinden ve geleceğinden (ç)alınmış oldu.



Kaş Marina’da işletmeci firmanın yeni yapılaşma talebi

Şimdi marinayı işleten firma bu alanda otel, SPA merkezi, ticari alanlar ve iki yeni iskele yapmak istiyor. İmar değişikliği için Ulaştırma Bakanlığı’na yapılan başvuruyu bakanlık uygun bulmuş. Bakanlığın resmi yazışmalarına bakılırsa imar değişikliği talebinin gerekçesinin “sosyal tesisleri otel kullanımına dönüştürmek” olması bile rahatsız edici değil.

Geçtiğimiz yıl Kaş Belediye Meclisi’nin imar komisyonu kararı doğrultusunda reddettiği imar değişikliği talebi, bu hafta yeniden gündemde.


Rant uğruna Kaş içinde yeni bir Kaş yaratma çabası

Önce ilçe belediyesinden, ardından da büyükşehir meclisinden plan değişikliğinin geçirilmesi isteniyor. Plan değişikliği ile daha çok yapılaşacak olan marinada ilçe merkezine alternatif ikinci bir cazibe alanı yaratılmak isteniyor. Bu alanda yaratılan rant da özel şirketlerin kasasına akacak.


İlçe halkının ekmek yediği liman mazide kaldı

Kaş’ta bugün daha çok dalış tekneleri ve kimi yatların kullandığı eski yat limanı ilçe esnafının en önemli kazanç kapılarından biriydi. Meydanı çevreleyen dükkânlarda marketinden fotoğrafçısına, hediyelik eşya satıcısından lokantasına birçok insan yatların ihtiyacını karşılıyor, limana gelen yatların geliri ilçe halkına kalıyordu.



Daha fazlasını istemenin sonu yok

Bugün Kaş Marina’ya demirleyen yatlar için marina içinde küçük bir çarşı oluşturulmuş durumda. Marketinden restoranına, otelinden kafesine hemen her türlü ihtiyacı giderebilecek işyerleri var. Ancak yüklenici ve işletici firma daha fazlasını istiyor ve ‘daha fazla’nın sonu hiç gelmiyor ne yazık ki.


Yereli korumanın yolu insanı toprağına yabancılaştırmak

Önce doğal bir liman olan Bucak Denizi yerel halkın elinden alındı, ardından küçük esnafın ekmeği çalındı. Şimdi de yaz aylarındaki otel, pansiyonların, restoran ve kafelerin, küçük aile işletmelerinin gelirlerine göz dikilmiş durumda.

Yerel kültürü ve üretimi korumanın yolu, orada yaşayan insanların kendi toprağına yabancılaştırılmamasından geçer.

Kaş’ta bir süredir yaşanan tam da bu.



Kaklıktan tuz, meşe palamudundan ekmek yapılan coğrafya

Coğrafya bir halkın hem yarası hem de yara bandıdır. Geçmişte tüm zorluklara rağmen coğrafyasına tutunarak taştan ve topraktan hayatı yeniden üreten; kaklıktan tuz, meşe palamudundan ekmek, deve dikeninden kahve yapmayı öğrenen bir halkı pasifleştirmenin en kolay yolu bütün bu değerleri onun elinden almak, coğrafyasını çalmaktır.


Çalınan bir coğrafyanın öyküsü

Türkiye’de son 40 yılın ‘çevirme’ hareketine dönüşen kıyı yağmasının yarattığı bu tahribat, ortak mülk/değer olan alanların yasal altlıklar ve yönetsel baskılarla, çıkar gruplarının lobicilik faaliyetleriyle belirli kişi ve şirketlerin kullanımına sunulmasıyla sonuçlandı.

En çok tartışmamız gereken nokta budur.

Bu, son 40 yılda adım adım halkının elinden çalınan bir coğrafyanın öyküsüdür…




*Kaş fotoğrafları:

Amerikalı sanatçı, tekstil uzmanı ve antropolog Anthony Norman Landreau’nun 1978’de Kaş’a yaptığı ziyaret sırasında çekilmiştir.

Fotoğraflarda, Demre-Kaş yolu, Çerçiler, ilçe merkezi ve çevresi ile Bucak Denizi ve Kasaba yolu yer almaktadır. (University of Washington Libraries dijital arşivi)


https://haber.sol.org.tr/haber/calinan-bir-cografyanin-oykusudur-bu-338309


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: