ÇAPSIZ KURNAZ VE ÇOK AKILLI

Altan ARISOY

Bugün Selahattin Demirtaş’ın İpek Özbey’in “Voltran Nasıl oluşturulur?” sorusuna verdiği yanıtı dikkatle okudum. Akıllı insan kurnazmıdır? Kurnaz insan akıllımıdır? - KizlarSoruyor

Doğrusu hayal kırıklığına uğradım.

Demirtaş HDP’nin başına geçtiği zaman Türkiye’de iç barışın sağlanması konusunda bir rüzgar estirmiş ve toplumun belli kesimlerinden epey destek almıştı.


Bu yüzden, HDP son iki genel seçimde parlamentoda grup kurarak önemli bir siyasal güç olma yoluna  girdi. Ancak, HDP “PKK’nın parlamentodaki uzantısı olma” işlevini değiştiremedi.


Bu yüzden de “Türkiye Partisi” olamadı. 

Zaten Öcalan’ın önerisiyle PKK tarafından kurulmuştu. Yerel seçimlerde adayları, genel seçimlerde milletvekillerini PKK belirledi. Seçilen milletvekilleri ve yerel yöneticiler, PKK talimatlarına ve bölgedeki militanların baskılarına karşı hiçbir şey yapamadılar. Bölgede PKK temsilcisi gibi çalıştılar.

Başka türlüsü de, zaten onların PKK tarafından cezalandırılmaları demekti.


Kısaca, HDP en baştan eli kolu PKK tarafından bağlanmış bir parti olarak kuruldu ve yönetildi.

Bu bağlamda, kimi politikacıların HDP için “PKK terörüne karşı çıksınlar” demelerinin aptalca bir söz olmaktan başka bir anlamı yoktur.

Demirtaş’ın da PKK’nın isteği dışında bir eylem ve söylem geliştirmesi zaten söz konusu olamazdı.

Bizim gerçeklerden uzak, saf ve salak barış söylemcileri, böyle bir HDP’nin olamayacağını düşünmek bile istemediler.


Temel doğru, Kürt sorununun parlamento çatısı altında çözülmesi fikridir. Herhangi başka bir yöntem asla geçerli olmaz.

Ancak HDP güdümünde kaldığı sürece bunun olmayacağı da bellidir.


Demirtaş, zeki ve naiftir. Yaşanılanların sonunda siyasi bir mahkûm olarak cezalandırılmaktadır. Bu yüzden oradan vereceği mesajlar çok daha gerçekçi ve akıllıca olmalıdır.

Cezaevi uzun süre yatanlar için gerçek bir okuldur.

Demirtaş’ın da bunca yıl mahpus yatarken çok daha gerçekçi olacağını sanırdım.

Ancak yanılmışım.


Gelelim şu “voltran oluşturma” sorusuna.

Demirtaş, Türkiye’deki toplumsal birliğin önünde tarihsel olarak “kaygılar ve korkular” olduğunu, bunların bir kısmının siyasi partilerce merkeze alınarak yaratıldığını belirtiyor. Toplumun bu korkularla koşullandırıldığını söylüyor.

Doğrudur. Tarihsel kökenleri olan saplantılı korku ve kaygılar var.


İslamcılık ideolojisinin, bu ideoloji içindeki mezhep baskısının, “Türkiye cumhuriyeti sömürgeci bir devlettir. Kürtleri eziyor” koşullandırmalarıyla, 1800 başlarından beri çıkan Kürt isyanlarının, PKK’nın temel kuruluş amacının ise “bağımsızlık hareketi” olduğunun da bilinmesi gerekir. Kürt halkını ezen iktidarlar Türk halkını mutlu mu etmişlerdir?


Bu durumda kaygı ve korkuyu yaratan ve azdıran, abartma ve yalan propogandalarla toplumun bir kesimini koşullandıran, ülkeyi kan gölüne çevirenler, bizzat HDP’yi kuran ve kurduranlar, değil midir? Bu ortamın yaratılmasında herkes üzerine düşen suçları kabul etmelidir.

Ortak sorumluluklar kabul edilmezse geleceği doğru kurmak da, barışa ve demokrasiye varmak da hayal olmaya devam eder.


Demirtaş devam ediyor:

“Hiçbir siyasetçi açıkça ifade etmese de örneğin halen Atatürkçüler İslamcılardan, İslamcılar Atatürkçülerden, Aleviler Sünnilerden, Kürtler hepsinden, hepsi de Kürtlerden korkuyor. Solcular sağcılardan, sağcılar solculardan korkuyor. Bu korkular yersiz ve temelsiz değil, ancak aşılmaz da değil.”


Demirtaş soruna hâlâ belli kalıplar içinde bakıyor.

Köktendincilerle laikleri, Atatürkçülerin; etnik ayrılıkçı isyancılarla ulus devletçilerin, Alevilerle Sünnilerin anlaşması demek, varlıklarını ve yaşamlarını bu mücadelelere adayanların, geçimlerini terör getirisiyle, inanç sömürüsüyle sürdürenlerin yok olması demektir.


1500 yıllık kavgalar ancak tarihsel süreç içerisinde aydınlanma ile bitebilir. Bunun için de ezberci ve hurafeci olmayan; bilimsel, laik bir eğitim sistemiyle donanmış yeni kuşaklar ortaya çıkmalıdır. Kör inançların, dogmaların, mistisizmin, safsataların, sihir ve büyünün gezegenimizdeki milyarlarca insanı halen tutsak ettiğini düşünürsek, bu sorunların aşılması uzun süreçler alacaktır.


Ancak, günümüzde de, akıl ve bilimi rehber edinenlerin bir araya gelmesiyle, kısa sürede bazı başarılar da elde edilebilir. En azından terörsüz bir ortamda kaygı ve korkuların bir kısmı  yumuşatılarak, etkileri azaltılabilir. Halkların ortak çıkarlarına büyük zararlar vermedikçe, sırf eylem olsun diye yapılan kalkışmalar önlenebilir. Taraflar başlarına neler geleceğinin bilinciyle daha akıllı davranabilirler.


Demirtaş, Voltran oluşturmak derken, görev ve sorumluluğu masa etrafında buluşan millet ittifakına atıp kurtuluyor!

Muhalefet şunları yapmalıymış:

Tek parti uygulamalarına geri dönülmeyecek.

“Kürt sorunu parlamentoda çözülür” fikrini topluma aşılayıp, güven verecek.

Silahların tümden devre dışı kalacağı kalıcı barış için daha fazla insiyatifin alınabileceğini gösterecek.

Kürt Sorununa-kim nasıl tuzak kurarsa kursun- barışçı yaklaşacak.

Özgürlükçü laiklik(!) uygulayacak.

İslam’ın barış ve hoşgörü dini olduğu konusunda güven ve güvence verecek. Tarikat ve cemaatler kamuda etkin olmayacak.

Türkçülük resmi ideoloji olarak dayatılmayacak. Etnik kimliğe dayalı politikalar olmayacak. Asimilasyon politikası olmayacak…


İpek Özbey’in sorularına verdiği yanıtlardan anlaşılıyor ki, Demirtaş hiç gerçekçi değil.

Aptal değil, Çok da zeki…

Onca deneyimden geçmiş böyle bir insanın olmayacak dileklerde bulunması ne anlama geliyor?

Kurnazlık mıdır, yoksa çapsızlık rolü mü yapıyor?

Demirtaş temelde PKK isteklerini, garnitürle süsleyerek yinelemiş!

“Özgürlükçü laiklik” diye kendine özgü bir tanımlama yapmış. Dinci cemaat ve vakıfların engellenmesini, kamudan uzaklaştırılmalarını uygun görüyor.

Bu da zaten açıklandı.

Ötekilerin hepsi Kürt sorununa değgin.

Anlaşılan Demirtaş selden kütük kapma derdinde.

Tek parti uygulamalarından kasıt da, Kürt isyanlarının bastırılmaları olsa gerek.

O kadar isyanda tek sorumlu, tek suçlu devlet denilen örgüt müdür?

“Hainin iğvasına” uyanlara ne demeli?

Muhalefet bu konularda anlaşacak ve bir bütün halinde çelik bir duvar örecek, öyle mi?

Olacak şey midir?

Voltran dediğiniz şey tüm parçaları birbirine uyumlu çelik bir makine.

Böyle bir uyum söz konusu olsa zaten 6 adet ayrı parti olmazdı.

Hepsi de kendi program ayrılıklarını vurgulayıp, Türkiye Cumhuriyetini gerçek demokratik parlamenter sisteme döndürme konusunda anlaştıklarını ifade ediyorlar.

Önce gerçek bir demokrasiye kavuşalım.

Ekonomik sorunlarımızı aşalım.

Türkiye cumhuriyetini kendi temelleri üzerinde yeniden ayağa kaldıralım.

Voltranı filan bırakın.

HDP bu konularda var mı? Yok mu?

Siz ondan haber verin.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: