Medeniyet kaybından daha acısı var mı?

MURAT SEVİNÇ

Son yazı, milliyetçilerin, polisin muhalife yönelik kötü muamelesine sessiz kalışına -zımni onayına- ilişkindi. Göz yumulan hukuksuzluğun, fırsatını bulduğunda ‘hazzedilmeyen’ siyasî muhataplara yapabildiğine.


Bir Kürt siyasetçi kargaşa anında polisin çenesine vurduysa bir an önce dokunulmazlığının kaldırılması ve yargılanması gerekir; oysa bir emniyet mensubu, Kürt ya da sosyalist siyasetçiyi tartaklayıp hakaret ettiğinde, kolaylıkla görmezden gelinir, haine karşı duygusal bir tepkidir, nihayetinde.


Yazı yayınlandıktan yaklaşık iki gün sonra Ankara’da bir polis amiri, DEVA milletvekili Mustafa Yeneroğlu’na epey kaba saba sözler sarf etti.



Yeneroğlu hâlâ AKP milletvekili olsaydı böyle bir şeyin gerçekleşme ihtimali yoktu tabii. O memur, cezasızlığa duyduğu güvenle, muhalefetteki milliyetçilerin de kendisini eleştirmeyeceğini, üzerine gelinmeyeceğini, hesap sorulmayacağını bildiği için sergileyebildi o tavrı, her zaman olduğu gibi.


Bir önceki yazıda Tanıl Bora’nın İrfan Aktan’la söyleşisine değinmiştim, şimdi, yine Tanıl Bora’nın, ‘Medeniyet Kaybı: Milliyetçilik ve Faşizm Üzerine Yazılar’ (Birikim) kitabını hatırlatmak istiyorum. Yazının başlığı bu kitaptan.

Bora, milliyetçiliğin ‘biz’inin, medeni ve demokratik bir ‘biz’ olmadığını, kendi seçmediği ama dışına da çıkamadığı, alınyazısı gibi bir ‘biz’ olduğunu, insan ve toplum eylemini reflekslere-güdülere indirgediğini, düşünme ve tartışmanın karşısına ‘refleks’i koyduğunu belirtir.

Yurtseverliğin’ (iyi milliyetçilik), milliyetçiliğin panzehri olarak aklama çabasına fazlaca ‘gönül rahatlığı’ sağladığını belirttikten sonra der ki:


Endişe verici olan, bu normalleşmedir: Milliyetçi zihniyet kalıplarının normalleşmesi…

Herhangi bir konunun tarihsel bağlamı içinde, özgül toplumsal ve siyasal anlamıyla konuşulamaz hale gelmesi…”


Bora’nın bu satırları yazmasının üzerinden geçen yıllarda, ‘milliyetçi zihniyet kalıpları’nın daha da normalleştiğini düşünmek çok yanlış olmaz.

Aksi yönde güçlü bir eğilim var mı, muhtemelen var, belki de gündemin tozu dumanı içinde yeteri kadar fark edilmiyordur, bunları tam olarak kestirmek mümkün değil; ancak giderek daha görünür olanın, bir başka deyişle iktidar yandaşları ve bir kesim muhalefetin ortaklığıyla ‘görünür hale getirilen’in milliyetçi refleksler olduğu bir gerçek.


Milliyetçilik yarışına bir de çöken hukuk sistemini, muhaliflere yönelik fiiller söz konusu olduğunda neredeyse kural haline gelen ‘cezasızlık güvencesi’ni, yitirilen adalet duygusunu eklediğinizde, durumun vahameti artıyor.

Ne kadar çok tekrarlansa az, cezasızlığın kural oluşu ve pervasızlığı teşvik edici niteliği, bir ülkenin başına gelebilecek en berbat işlerden.


Daha iki gün önce İstanbul Üniversitesi’nde düzenlenmek istenen bir pikniğe karşı ırkçı-dinci gruplar gösteri düzenledi, saatler süren tacizlerin sonunda piknik yapmak isteyenlerin bir kısmı göz altına alındı! Faşizm, otoritenin sırt sıvazlamasına gereksinim duyan bir hareket.  


Bir süredir kimi ırkçı siyasetçilerin de harladığı, siyasi kariyerleri için yüksekçe bir basamak olarak kullandığı yabancı düşmanlığına tanıklık ediyoruz. Yıllardır sığınmacılar – göçmenler konusunda uygulanan ve yurttaşa güven vermeyen -böyle bir derdi olmayan- siyasetin bu sonuçta büyük payı olduğuna kuşku yok.


Düşmanlık, Batı’daki muadillerinden çok farklı dil ve yöntemle yapılmıyor; yabancıların ucuza çalışıp yerlinin gelirine konduğu, kültürel uyumsuzluklar vs. nedeniyle şehir ve ülke hayatını yaşanmaz hale getirdiği, sürekli ürediği, suç oranlarını yükselttiği, toplumun ahlakını bozduğu vs.


Oysa herkes biliyor ki, ‘vatandaşın ekmeğini çaldığı’ iddia edilen bir sığınmacı, ucuz emek gücü sağlamak için her şeyi yapmaya hazır ve gönlü vatan millet sevgisiyle dolu sermayedar için bulunmaz nimet, nitekim ‘köleseverler’ bunu gizlemiyor.


Hal böyleyken, bir süre sonra o yabancının (hemen her zaman bir esmer tenlinin/siyahın) kim; yabancı mı yoksa yurttaş mı, iş güç sahibi mi, hangi ülkeden ne amaçla gelmiş olabileceği vs. gibi sorular da anlamını yitiriyor.

Ayrıca, hele ki çoklukla güdüleriyle hareket eden bir ırkçı için, düşünmesini gerektirecek bu ve benzer sorular cazip değil.


Göçmenlik ve göçmenlerle kendi yoksunlukları arasındaki ilişkiyi ya da ilişkisizliği kavrayabilmek için gerekli olan asgari zihinsel faaliyetinin, daha ziyade güdüleriyle hareket edenler açısından zahmetli ve sonunda moral bozucu olacağını tahmin edebiliriz.

Dünyanın kendi çevresinde döndüğü vehmi ve ‘diğerleri’nden farklı, özel olduğu ‘inancı’yla yaşayan birilerinden söz ediyoruz.


Ankara’daki bir Somali lokantası ve son derece sevimli tabelası, neden rahatsız eder insanı? Nasıl insanlar, rengarenk bir tabelada terör örgütü propagandası görür?

Nasıl insanlar bir lokanta tabelasını beyaza boyar ve bunda hiçbir acayiplik görmez?

Nasıl bir ülkede olur bunlar, dünya ve ülke tarihinde hangi dönemlerde, hangi rejimler altında yaşanmıştır benzer hikâyeler?

Aynı şey, Batı’da bir Türk lokanta sahibinin başına gelse, orada ve burada, nasıl adlandırılır?


Türkiye’de -kuşkusuz yalnızca Türkiye’de değil- vahim olan bu medeniyet kaybı, en can yakıcı, en mahcubiyet verici işlerin gururla yapılabilmesi ve yapanın yanına kâr kalması. Ne yazık ki yalnızca hukukla, yeni hükümet biçimleri ve yeni anayasayla kolaylıkla giderilebilecek bir kayıp değil.

Koskoca bir ülkenin başkentindeki bir Somali lokantasına tahammül edilememesi, akıl fikir alır bir durum olmadığı gibi, tarihin gurur hanesine de yazılmaz, nereye not düşüleceği belli.


Üniversitedeyken Somalili öğrencilerim(iz) vardı, ancak mutfakları konusunda hiçbir fikrim yok.

Ankara’ya ilk gidişimde mutlaka Saab’a uğrayacağım.

Ankara’da olup lokantaya destek veren, medeniyeti hepten kaybetmemize engel olan herkese teşekkür borçluyuz.

Yaşasın Somalili arkadaşlar ve lokantaları.



Yazı önerileri:

Umur Talu’nun, tahammülü güç ‘Arınç’ konusu üzerine yazısı.

Taha Parla’nın, insana ‘şükür’ dedirten, ‘Rekabetçi otoriterlik safsatası’ başlıklı yazısı.


https://www.diken.com.tr/medeniyet-kaybindan-daha-acisi-var-mi/

Tüm yazılar: Murat Sevinç

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: