Bölüm 60d- İnsanın Yaratılışı-

Prof. Dr. İsmet GEDİK

[Kazma gibi insanın yaptığı bir eşyayı bile tanrıların yarattığını düşünen Sümerler, insanı yaratanın içindeki hücreleri değil, insansı-tanrılar olarak tasarlamışlardır.


Oysaki doğa sürekli değişim-dönüşüm (DD) içindedir ve bu DDler varlıkların bilgi oluşturmalarıyla gerçekleşmektedir.


Sümerler ise BİLGİnin sadece tanrılara özgü olduğuna ve tanrıların bu bilgileri KUTSAL KİTAPLAR olarak her topluma kendi diliyle gönderdiklerine inandıklarından insanların zihinsel körleşmelerine ve bir sürü gibi tepedeki liderlerce güdülmelerine yol açmıştır.


Tanrılar insanları kendilerine hizmet etsin diye çamurdan yapmışlar ve canlılık kazanması için içine “ruh” üflemişlerdir. Tapma – tapınma geleneklerinin kökeni buna dayanır. Dua etme, vs. daha iyi ve sağlıklı yaşamak için kendisine ruh verdiklerine inanılan tanrısal sisteme yalvarışlardır. İ.G.]


 Şiir, tanrıların ekmeklerini sağlamakta, özellikle, tahmin edilebileceği gibi dişi ilahlar varlık bulduktan sonra, çektikleri güçlüklerin betimlenmesi denilebilecek bir girişle başlar. Tanrılar yakınırlar ama su-tanrısı Enki, Sümerlerin bilgelik tanrısı da olduğundan onlara yardım edebilecekken, öyle derin uyumaktadır ki onları işitmez. 


Bunun üzerine annesi, “bütün tanrıları doğuran ana” ilksel deniz, tanrıların gözyaşlarını ona getirir ve şöyle der:

“Ey oğul, kalk yatağından, …dan bilgeliğini göster,

Tanrılara hizmetkârlar biçimle, onların …  onlar üretsin.”

Enki konu üstüne düşünür, “iyi ve soylu şekilleyici’lerin başına geçer ve annesi  Nammu’ya, ilksel denize şöyle der:

Ey ana, sözünü ettiğin yaratık, var edildi,

Onun üstüne tanrıların … yerleştir;

Deniz dibinin yüzeyindeki kilden yüreğini yoğur,

İyi ve soylu şekilleyiciler kili berkitecekler,

Sen, sen onun uzuvlarını ortaya çıkar;

Ninmah (toprak-ana tanrıça) senin üstünde çalışacak,

…  (doğum tanrıçaları) sen biçimlerken yanında olacaklar;

Ey ana, (yeni doğanın) yazgısını belirle,

Ninmah onun üstüne tanrıların …  yerleştirecek,

…  insan olarak …


İçerikleri açıklanabilirse çok aydınlatıcı olacak birkaç kırık dizeden sonra şiir, Enki’nin, insanın yaratılışı onuruna tanrılara verdiği bir ziyafeti anlatır.  Bu ziyafette Enki ve Ninmah çok fazla şarap içer ve çakırkeyif olurlar. Bunun üzerine Ninmah denizin dibinden bir parça kil alır ve altı değişik tipte bireyi şekillendirir.  Enki de onların yazgılarını belirler ve onlara yiyecek ekmek verir. 


Yalnızca son iki tipin nitelikleri okunabilmekte; bunlardan biri kısır kadın ve diğeri cinsiyetsiz ya da hadım tiptir.  Dizeler şöyle:

…  (Ninmah) doğurganlığı olmayan bir kadın yaptı.

Doğurganlığı olmayan bu kadını gören Enki,

Onun yazgısını belirledi, “kadın evi’’nde kalmasını yazgıladı.

…  (Ninmah) erkeklik organından yoksun, kadınlık organından yoksun bir varlık yaptı.

Erkeklik organından yoksun, kadınlık, organından yoksun bu varlığı gören Enki,

Onun yazgısını kralın önünde durmak olarak belirledi.


Adsız.png
Şekil 128: Kutsal kitaplarda belirtilen insanın çamurdan yaratıldığı görüşü de ilk defa Sümerler tarafından ortaya atılmıştır.


Ninmah’ın bu altı insan tipini yaratması üzerine, Enki de kendi başına bir şeyler yaratmaya karar verir. Bu noktaya nasıl gelindiği  açık olmamakla birlikte, sonuçta ortaya çıkan yaratık başarısızdır; vücut ve zekâca cılız ve geridir.


Endişelenen Enki, Ninmah’tan bu umutsuz yaratığa yardım etmesini ister; ona şunları söyler:

“Senin elinle şekillenenin yazgısını belirledim,

Ona yiyecek ekmek verdim;

Sen de benim elimde şekillenenin yazgısını belirle,

Sen de ona yiyecek ekmek ver.”


Ninmah yaratık için elinden geleni yapar ama işe yaramaz. Onunla konuşur ama o yanıt veremez. Ona ekmek verir ama o uzanıp da alamaz. Ne oturabilir ne ayakta durabilir, ne de dizlerini bükebilir. Bunu, Enki ile Ninmah arasında geçen uzun bir konuşma izler, ancak tabletler öyle kırık ki bir anlam çıkarmak olanaksız.  Bir olasılık, sonunda Ninmah Enki’yi böyle hasta, cansız yaratıklar yarattığı için lanetler ve görünüşe bakılırsa, Enki de bunu hak ettiğini düşünür.


Yukarıda ana hatlarıyla verilen yaratılış şiirine ek olarak, insanoğlunun yaratılış amacının ayrıntılı bir betimlemesi “Sığır ve Tahıl”  mitinin girişinde bulunur; bu bölümün öyküsü şöyledir; Anunnaki’lerden sonra, gök-tanrıları doğmuştu ama sığır-tanrısı Lahar ve tahıl-tanrıçası Aşnan’dan önce ne sığır ne de tahıl vardı.

Bu nedenle tanrılar ekmek yemeyi ya da giysi giymeyi “bilmezlerdi.”  Sonra sığır-tanrısı Lahar ve tahıl-tanrıçası Aşnan göğün yaratılış odasında yaratıldılar, ancak tanrılar hâlâ açtı. O zaman tanrıların “iyi şeyleri” ve ağılların refahı hatırına insana “soluk verildi.” 


Bu giriş şöyledir:

Gök ile yer dağından sonra,

An (gök-tanrısı) Anunnaki’lerin (ardılları) doğumuna neden oldu,

Aşnan (tahıl-tanrısı) adı henüz doğmadığından, henüz biçimlenmediğinden,

Utlu (bitki-tanrıçası) henüz biçimlenmediğinden,

Uttu için hiçbir kutsal alan kurulmadığından,

Hiç koyun yoktu, hiç kuzu inmemişti,

Hiç keçi yoktu, hiç oğlak inmemişti,

Koyun iki kuzusunu yavrulamıyordu,

Keçi üç oğlağını yavrulamıyordu.


Çünkü bilge Aşnan’ın ve Lahar’ın (sığır-tanrısı)  adını,

Anunnakiler, büyük tanrılar, bilmiyordu,

Otuz günlük …  tohumu henüz yoktu,

Kırk günlük …  tohumu henüz yoktu,


Küçük tohumlar, dağ tohumu, saf canlı yaratıkların tohumu henüz yoktu.

Uttu henüz doğmadığından, (bitkilerin?)  tacı henüz yetişmediğinden,

…  efendi henüz doğmadığından,

Ova tanrısı Sumugan henüz ortaya çıkmadığından,

İnsanoğlunun ilk yaratıldığı zaman gibi,

Onlar (Anunnakiler) ekmek yemeyi bilmiyorlardı,

Giysi giymeyi bilmiyorlardı,

Koyunlar gibi ağızlarıyla ot yiyorlardı,

Arklardan su içiyorlardı.

O günlerde, tanrıların yaratma odasında,

Dulkug evlerinde, Lahar ve Aşnan biçimlendi;

Lahar ve Aşnan’ın ürünlerini,

Dulkug’un  Anunnakileri yiyor,  ama  doymuyorlardı;

Has ağıllarındaki sütü,  …  ve iyi şeyleri,

Dulkug’un  Anunnakileri  içiyor,  ama doymuyorlardı;

Has ağıllarındaki iyi şeylerin hatırına, insana soluk verildi.


[Bir Not: Günümüzde birçok insan Anunnakilerin başka bir gezegenden dünyamıza geldiğine inanmaktadır. Anunnaki kavramı Sümerler tarafında ortaya atılmıştır. Sümerlere göre Anunnakiler Gök tanrısı An’ın çocuklarıdır. Sümer belgelerinde şu görüşler de yer aldığına göre:


“An’ın çocukları ve izleyenleri olan Anunnakilerin yiyecek yemek ve giyecek giysiye sahip olabilmeleri için tanrıların yaratma odasında yaratılmışlardı.  Ancak Anunnakiler bu tanrıların ürünlerini etkin bir biçimde kullanamıyorlardı; insan, bu durumu düzeltmek için yaratıldı.”


 “Anunnaki’lerden sonra, gök-tanrıları doğmuştu ama sığır-tanrısı Lahar ve tahıl-tanrıçası Aşnan’dan önce ne sığır ne de tahıl vardı. Bu nedenle tanrılar ekmek yemeyi ya da giysi giymeyi “bilmezlerdi.”  Sonra sığır-tanrısı Lahar ve tahıl-tanrıçası Aşnan göğün yaratılış odasında yaratıldılar, ancak tanrılar hâlâ açtı. O zaman tanrıların “iyi şeyleri” ve ağılların refahı hatırına insana soluk verildi.”


Bu durumda ister istemez akla iki faklı insan grubu geliyor. Biri çok adi ve sadece daha bilgili ve yaratıcı efendiler hizmet için yaratılmışlar. Diğeri ise daha zeki oldukları için diğer adi insanların hizmetleriyle yaşıyorlar.


Bu durum karşısında Homo sapiens neandertalensis türü insanlar ve Homo sapiens sapiens (modern insan) türü insanlar aklımıza geliyor. Acaba 70 bin yıl önceleri Afrika’dan Basra-Hürmüz Ovasına gelen modern insanlar kendilerini “gökten gelen” insanlar olarak görüp, yerli neandertal insanlarını kendilerine hizmet için yaratılmış adi insanlar olarak mı değerlendirdiler? İ.G.]


Sümerlerin tanrıbilimsel dile aktarılan bu usçu kavramları şöyle tanımlanabilir:

  1. Başlangıçta ilksel denizle kişileştirilen tanrıça Nammu vardı.
  2. Tanrıça Nammu eril gök-tanrısı An ile yer-tanrıçası  Ki’yi doğurdu.
  3. An ve Ki’nin birleşmesinden, gök-baba An’ı toprak-ana Ki’den ayıran hava-tanrısı Enlil doğdu.
  4. Hava-tanrısı Enlil kendini, Sümerlerce tavanı ve duvarlarını koyu lacivert taşı rengi gökyüzünün ve yerini yer yüzeyinin oluşturduğu düşünülen evinde, zifiri karanlıkta bulur.

    –Ve evinin karanlığını aydınlatması için ay-tanrısı Nanna’ya yaşam verir. Sonra da ay-tanrısı Nanna, babasından daha parlak olan güneş-tanrısı Utu’ya yaşam verir. Burada, yaşam verilen oğulun, yaşam veren babadan daha güçlü olması düşüncesi- daha derin anlamıyla ilerleme dediğimiz gelişimin içinde gerçekten meydana gelen de budur-


    Yakın Doğu felsefesi ve psikolojisi için oldukça doğaldır. Örneğin, tarihsel devirler içinde hava-tanrısı  Enlil,  babası  gök-tanrısı  An’dan  daha  güçlü  hale  gelir.  Daha sonra Sami Babillilerin tanrısı Marduk, babası su-tanrısı Enki’den daha güçlü hale gelir.  Hıristiyan öğretisinde, oğul İsa, birçok bakımdan insanlığın kurtuluşu için baba Tanrı’dan daha önemli ve başarılı hale gelir.


  5. Bundan sonra hava-tanrısı Enlil annesi yer-tanrıçası Ki ile birleşir. Bu birleşme ve su-tanrısı Enki’nin büyük yardımı sonucunda yeryüzünde bitkisel ve hayvansal yaşam yaratılır. Öte yandan insan, ilksel deniz, tanrıça Nammu, toprak ana, Ki ile özdeşleştirilebilecek tanrıça Ninmah ve su-tanrısı Enki’nin ortaklaşa çabalarının bir ürünü gibidir.


    Bu belirli bileşimin içeriği için -ve   zamana ait az çok yüzeysel verilerle bunun ardında sağlam bir mantık bulunduğuna, sadece hoş bir fantezi olmadığına inanmak için her türlü neden vardır- bugün elimizde bulunan malzeme ve sınırlı anlayışımızdan bir sonuç çıkarmak güçtür.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: