Yazılarıma itirazı olanlardan bir rica:

Prof. Dr. İsmet GEDİK

Yazılarımı tenkit edeceklere söyleyeceğim şudur: Doğadaki olaylar olasılık hesaplarına göre gerçekleşir. Birçok faktör dikkate alınıp, hepsi birbiriyle ilişki içine sokulmalıdır.


Sadece bir noktayı dikkate alıp, diğerleriyle ilişkileri hesaba katmamak mantıksızlık olur. Sizlerin yukarıda sıralanan faktörlerin hepsini bir ilişki içine sokan bir görüşünüz var mı?


Yok ise, tenkit edemezsiniz, ancak açıklayıcı bilgi isteyebilirsiniz. Tenkit etmek, daha iyi bir çözüm formülüne sahip olmayı gerektirir.


“Anavatanımız Orta-Asya değil, Atlantis-Ovasıdır” başlıklı önceki günkü bir makaleye çeşitli yorum ve tenkitler yapılmıştır. Benin tüm yazılarım birbirleriyle zincirleme bir ilişki içerisindedir ve en geniş kapsamlı bilgiler “Bilgilen ve Örgütlen” adlı albümde verilmiştir. Bu nedenle tenkit edenlerden ricam o albümü okumalarıdır.  


O albümde birbirleriyle ilişkileri ortaya konularak şu konular açıklanmıştır:

1- Arkeolojik ve jeolojik verilere uygun olarak, toplumsallaşmanın ne zaman ve nerede başladığı,

2- Orta-Asyada 5 ile 14 bin yıl önceleri arasında bir iç-deniz oluşturucu koşullar bulunduğu,


3- Şimdiye dek bir “efsane” olarak kabul edilen “Atlantis” konusunun geçekten yaşanmış olabileceğine dair jeolojik veriler Meteor araştırma gemisi verileri, solifluksiyon varlığı vs) ,

4- Sümerce ile Türkçenin linguistik açıdan birbirleriyle tam çakışan aglütüne özellikli iki akraba dil olduğu,

5- Kutsal kitaplarda söz edilen Nuh tufanı gibi olaylarla Sümer belgelerinde anlatılan tufan olayının aynı olduğu,


6- İran’ın doğusundaki çeşitli da noktalarında Halaçça, Kaşkayca, Afşarca, batısında Azerice, gibi türki-dilli kavimlerin hala varlıklarını sürdürmeleri, Irak’ta birçok noktada Türkmence konuşan halkların bulunmaları, Anadolu’daki en eski kavimlerin Türkçe gibi aglütine dilli kavimler olmasının, tüm bu aglütine dilli kavimlerin 10-12 bin yıl önceleri aynı coğrafik bölgede birlikte yaşamış olmalarını gerektirdiği,


7- Cennet-Cehennem ve ahiret hayatı kavramlarının, doğum-ölüm döngülü dinamik sistemli hayat görüşüyle çürütülmesi,

8- Tüm Avrupa uygarlıklarının, Atlantis-ovalıların göçleri sonucu ortaya çıktıkları,

9- Vs gibi birçok konu birbirleriyle ilişki içinde açıklanmıştır.


Böylesine birçok konuyu birbiriyle ilişki ve bağlantı içinde açıklayan bir makaleyi destekleyen izleyiciler yanında karşı çıkanlar da olmaktadır.

Toplum hayatında yapıcı-yaratıcı işler ortaya konulması önemlidir. Tenkit etmek, çamur atmak çok kolaydır. Kolay olmayan, o konuda kişinin kendisinin bir çözüm formülü ortaya koymasıdır.


Benim medyada fikir alış-verişlerinde bulunmaya çalışmamın tek bir amacı vardır: toplumsal sorunlarımızın nedenini bulmak ve bu nedeni ortadan kaldıracak bir formül oluşturmak. 

Doğada her şey değiştiği için, insanı oluşturan hücreler de insan beynini, “çevrende neler olup-bitiyor, araştır da, ona göre işlem yapılsın” mantığıyla, muazzam senaryolar üretecek şekilde oluşturmuşlardır.

İnsan beyninin bu az sayıda veriden muazzam senaryolar üretme yeteneği, insanların milyonlarca farklı senaryo üretmelerine yol açmıştır.

Araştırmalar toplumsal sorunlarımızın nedeninin Tepeye Bağımlı Örgütlenmeler TBÖ) olduğunu ortaya koymuştur.


Bu nedenle ben de doğadaki oluşum ve gelişimlerin tepeye değil de tersine, tabana dayalı olarak mı oluşup-geliştiğini araştırmaya başladım. Bunun ilk adımı, doğadaki varlıkların ne zaman ve hangi sırayla ortaya çıktıklarını saptamaktan geçer.


Bu ise benim temel mesleğim olan jeoloji ve paleontolojinin konusuydu ve doğada önce molekül gibi temel yapı taşlarının, onların kombinasyonlarıyla bakteri gibi çekirdeksiz tek hücrelilerin; onların kombinasyonlarıyla amip gibi çekirdekli tek-hücrelilerin; onların kombinasyonlarıyla çok hücreli bitki ve hayvanların ortaya çıktığını gösteriyordu.

Yani doğada alt-sistemlerden (düzeylerden) başlayıp, üst-sistemlere (düzeylere) doğru ilerleyip-evrimleşen bir gelişim vardı.


Bundan sonraki adım, atom-molekül gibi alt-sistemlerden hücre-beden gibi üst-sistemlere geçişleri etkileyip-yönlendiren faktörün saptanması oluyordu. Bu konuda da dinamik-sistemler-fiziği, kuantum fiziği ve felsefeci Feibleman’ın (1954)  “Theory of integrated levels” adlı temel eseri yol gösteriyordu.


Bu çalışmalar ise şu sonuçları ortaya koyuyordu:

  • I- Her düzey, altındaki düzey(ler)inkine ek, yeni bir özellik taşır.
  • II- Üst düzeylere doğru karmaşıklık derecesi artar.
  • III- Herhangi bir düzeyde oluşan bir bozukluk, ilişkili tüm diğer düzeyleri de etkiler.

  • IV- Her sistemde, üst düzey alt düzeye bağımlıdır; karar erki alt düzeydedir; üst düzey hedef göstermekle yükümlüdür.
  • V- Bir işlem yapılması için gereken enerji hep alt-düzeyde bulunur. Bu enerjinin bir yerden bir yere aktarılmasıyla KUVVET denilen yapıcı güç ortaya çıkar.

  • VI- Enerjinin nerede az, nerede çok depolanacak şekilde dağıtılacağı kimyasal bileşim değişimleriyle sağlanır. İşte bu noktada BİLGİ faktörü devreye girmiş olur, çünkü BİLGİ enerjinin nerden nereye akması gerektiğini yönlendiren trafik-levhaları işlevi görürler.

  • VII- Bir yapının oluşturulmasında BİLGİnin temel fonksiyon olduğunun anlaşılması, “information & self-organisation” olarak özetlenen Dinamik Sistemler Fiziğinin (DSF) gelişmesini tetikler.
    DSF’nin en temel ilkesi şudur: Üst-sistem oluşumları, birçok alt-sistem öğesinin birleşmeleriyle gerçekleştiğinden, üst-sistemde geçerli olacak olan kuralın (ki bu bir BİLGİdir) tüm alt-sistem öğelerinin karşılıklı etkileşimleriyle (yani ortaklaşa uzlaşmalarıyla) oluşturulur. (Yani toplumsal sistemde geçerli olacak kurallar, tüm halkın karşılıklı uzlaşmasıyla oluşturulmak zorundadır.)

  • VIII- Doğada değişim-dönüşüme uğramayan hiçbir şey olmadığından her varlığın bir ömrü olmak zorundadır, çünkü zaman içinde “bilgi” düzeyi değişiyor, bilgiler ise en tabandaki atom-altı öğelerde işlenip-depolandığından, varlıklar bu yeni bilgilere uyabilmek için, tekrar bileşenlerine parçalanıp (ölüp), yeni oluşumlara (doğumlara) olanak sağlıyorlar. Yani doğa her gün yeniden doğup-yeniden düzenlenir.

Organizasyonu tepeye bağımlı olacak şekilde örgütlenmiş tüm toplumlarda insanlar toplumsal sistemin kurallarının tepedeki bir zümre tarafından belirlenmesine alışmışlardır. Bu nedenle insanlar, ya kendi oluşturdukları veyahut da kendilerine empoze edilen bir görüşü savunma amacıyla tartışmalara girerler.

Amaç baştan böyle olunca da, tartışmalar genellikle anlaşmayla değil, kavgayla-savaşla sonuçlanır, çünkü ana hedef ortak bir uzlaşma sağlanması değil, kendi görüşünü, karşı tarafa empoze etme yarışıdır.


  • 1- Benim temel amacım toplumsal sorunlarımızın nedeni ve çözüm formülü bulunmasıdır. Kafalarında bundan başka bir amaç taşıyanların hiçbir görüş bildirmeye hakları olamaz, çünkü amaç aynı değildir.

  • 2- Bir fikre karşı çıkmak, o konuda kişisel olarak daha iyi bir öneri sahibi olunmasını gerektirir. Kişisel olarak bir çözüm formülü olmayan birinin, bir öneriye karşı çıkması, tamamen mantık dışı bir davranıştır.

‘Toplumsal sorunlarımızın nedeni ve çözümü’ paketinin tümünü okuyup değerlendirmeden bir yorum yapılması veya görüş bildirilmesi mantıksızlık olur, çünkü doğadaki tüm olaylar ve oluşumlar karşılıklı bir etkileşim içindedir. 

Sizin kafanızdaki bilgiler daha doğru ise, buyurun 3-4 sayfada insanlığın tüm sorunlarının nedenini bulun ve bir çözüm formülü verin. Sizin gibiler bunu asla yapamazlar, çünkü doğadaki oluşum-gelişim sisteminden habersizdirler. İşte aramızdaki fark budur.


Adsız.png


Yazdığım makaleleri tenkit edenler, konunun sadece bir noktasına karşı çıkıyorlar, o noktanın da yanlış olduğunu ıspat edemiyorlar, ama olmayabilir gibi bir görüş ileri sürüyorlar.


Tenkit edeceklere söyleyeceğim şudur:

Doğadaki olaylar olasılık hesaplarına göre gerçekleşir.

Birçok faktör dikkate alınıp, hepsi birbiriyle ilişki içine sokulmalıdır.

Sadece bir noktayı dikkate alıp, diğerleriyle ilişkileri hesaba katmamak mantıksızlık olur.

Sizlerin yukarıda sıralanan faktörlerin hepsini bir ilişki içine sokan bir görüşünüz var mı?

Yok ise, tenkit edemezsiniz, ancak açıklayıcı bilgi isteyebilirsiniz.

Tenkit etmek, daha iyi bir çözüm formülüne sahip olmayı gerektirir.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: