‘Okumuş insan’ ve alt sınıflar, çürüme ve çözülme -/= Çürüme ve çözülme zamanlarında ise bireysel şiddet artar, intiharlar çoğalır, sahte kurtarıcıların peşine düşülür…

FATİH YAŞLI

 Çürüme ve çözülme zamanlarında ise bireysel şiddet artar, intiharlar çoğalır, sahte kurtarıcıların peşine düşülür, yanlış kişiler ya da kesimler günah keçisi seçilip hedef tahtasına yerleştirilir.


Sağ popülizm bir “paratoner” ideolojisidir; alt sınıfların düzene yönelik öfkelerini alır başka yerlere yöneltir, böylece onun bekasına, varlığını devam ettirmesine en büyük katkılardan birini yapar.

Bazen elitler, bazen “dünyayı yöneten beş aile”, bazen göçmenler…


Popülizm, sürekli yanlış ve sahte hedefler göstererek temel çelişkinin ve asıl ikiliğin emek-sermaye arasında olduğu gerçeğinin üzerini örtmeye yarar. 


Bizde de yirmi yıldır “İslami popülizm” iş başındadır ve o da alt sınıfların öfkesini bir yerlere yönlendirmek, esas çelişkinin üzerini örtmek için vardır.

İslami popülizm merkezdekilere karşı çevredekilerin, vesayetçilere karşı milletin, batılılaşmacı elitlere karşı mütedeyyin halk kitlelerinin ideolojisi olduğunu öne sürer, ikiliği bunlar üzerine inşa eder ve sınıftan hiç söz etmez. 


Hal böyle olunca “namazında, niyazında” bir patron, çevreye, millete, halka dahilken, Cumhuriyet gazetesi okuyan ve ay sonunu zor götüren bir emekli öğretmen “elit” olarak görülebilir, çünkü kriter sınıfsal değil kültüreldir. 


Bütün sağ popülizmler gibi bizdeki İslami popülizm de sınıfsal ayrımların üzerine kültürel ayrımları örter, sınıfı silikleştirmeye, sınıf mücadelelerini görünmez kılmaya çalışır. Bunun için de sürekli alt sınıfların önüne birilerini atar, onların öfkelerini manipüle eder. 


“Okumuş insan” figürü bunlardan biridir.

İslami popülizmin yarattığı bu figür, hayat tarzıyla, giyimi kuşamı, oturması kalkmasıyla “bizden” biri değildir, milletinin değerlerine yabancılaşmış, dininden uzaklaşmış, başka bir kültürün temsilcisi olmuştur, milletinin değerlerini, kültürünü benimsemediği gibi onlarla dalga da geçmektedir.


Alt sınıfların düzene yönelik “bilinçdışı” öfkesi, eğer bilinçli, yani politik bir karakter almazsa, kolay olanı seçer ve kendisine üst sınıfların temsilcisi olarak gösterilen “okumuş insan”a yönelir; doğrudan düzenin kendisine yönelmeyen öfke bir “hınç” halinde “okumuş insan”ı, doktoru, öğretmeni, öğretim üyesini hedef alır. 


Türkiye’de son yıllarda sıkça tanıklık ettiğimiz sağlıkta şiddetin bir boyutunda bu vardır.

Alt sınıflara yıllarca ezildikleri, dışlandıkları ama artık o devirlerin geride kaldığı söylenmekte, adeta başka bir şekilde “yeter söz milletindir” denilmekte ve hedef olarak da karşılarına “okumuş insan” olarak doktorlar çıkarılmaktadır. 


Çünkü doktorlar, alt sınıfların kendilerinden daha üst sınıfta olup doğrudan karşılaşmalar yaşayabileceği, somut bir şekilde muhatap olabileceği, iletişim kurabileceği neredeyse yegâne kesimi oluşturmakta, dolayısıyla öfkenin ve hıncın birincil hedefi haline gelmektedirler. 


Ancak mesele sadece “okumuş insan”a yönelik şiddet değildir; bugün Türkiye toplumu bunu da aşacak bir şekilde bir tür “sosyal patlama” yaşamakta, bu ise bireysel vakalar üzerinden ve bir tür delilik, cinnet hali olarak tezahür etmektedir. 


Bugün Türkiye’de toplum çok hızlı bir şekilde yoksullaşmakta, en temel insani ihtiyaçlara ulaşmakta güçlük çekmekte ve buna paralel olarak kendini değersiz, sahipsiz hissetmekte, geleceğe dair büyük bir belirsizlik kaygısı yaşamaktadır. 


Toplumlar bu tür durumlara düştüklerinde eğer kolektif bir akıl ve irade geliştiremezlerse,

eğer bir araya gelemezlerse,

omuz omuza veremezlerse,

eğer örgütlü değillerse,

bir tür kolektif depresyona girer,

çürür ve çözülürler.

Tam da bu nedenle Türkiye toplumu bugün çürümekte ve çözülmektedir. 


Çürüme ve çözülme zamanlarında ise bireysel şiddet artar, intiharlar çoğalır, sahte kurtarıcıların peşine düşülür, yanlış kişiler ya da kesimler günah keçisi seçilip hedef tahtasına yerleştirilir, kolay çözümler peşinde koşulur. 


Türkiye bugün tam da bunu yaşamaktadır.

Gerçek enflasyonun yüzde 150 olduğu, şirketlerin, holdinglerin, tekellerin kârlarını üçe beşe katladıkları bir konjonktürde, maaşlar ortalama % 35-40 civarında artıyorsa ve buna rağmen ülkede yaprak kımıldamıyorsa, öfke politik bir veçheye bürünüp ortaklaşmıyor ve somut bir hal almıyorsa, oradan ancak bir tür bireysel delilik hali çıkar. 


Yani mesele sadece “okumuş insanlar”ın alt sınıfların önüne atılması değildir.

“Okumuş insanlar” da dâhil olmak üzere, bir yandan toplumda şiddet ve intihar vakaları artmakta, öte yandan ise örneğin sığınmacılar, mülteciler ortak bir kanaatle günah keçisi ilan edilmekte, ekonomik krizin faturası bu insanlara kesilebilmektedir.

Örneğin kurtuluşun Sedat Peker videolarında aranması kolaycılığı ya da “aman sokağa çıkıp oyuna gelmeyelim” tarzı bir siniklik de yine içinde bulunduğumuz çürüme ve çözülme haliyle doğrudan bağlantılıdır. 

Bu durumdan çıkış ise ancak ve ancak “sınıf”ın teorik ve pratik olarak siyaset sahnesindeki yerini almasıyla mümkündür ve bunu söylemek slogan atmak değildir. 


Alt sınıfların öfkelerinin “okumuş insan”a değil doğrudan sömürü düzenine ve onun sahiplerine yönelmesi için ihtiyaç duyduğumuz şey keskinleşmiş bir sınıf bilincinin ta kendisidir. “Okumuş insanlar”ın bireysel ve kolay çözüm yolları aramaktan vazgeçmesi ve toplumsal konumuyla yerinin ne olduğunu bilmesi için de ihtiyacımız olan yine aynı şeydir, yani sınıf bilincidir. 


Bugün Türkiye’yi içinde bulunduğu bu çürüme ve çözülme halinden ancak çok radikal bir toplumsal silkiniş, çok radikal bir toplumsal uyanış çıkarabilir.

Seçim,

sandık,

Peker videosu,

milliyetçilik,

serbest piyasa güzellemeleri

çare,

çözüm,

kurtuluş değildir.

Mesele elinden ekmeği alınanların, “ekmeği nasıl eşit ve adil bir şekilde bölüşebiliriz” sorusu etrafında bir araya gelmesi, bu soru etrafında şekillenecek bir ortak akıl ve iradenin sömürü düzenine karşı siyasete kendi damgasını vurmasıdır. 


İşçilerin,

memurların,

ofis çalışanlarının,

doktorların,

mühendislerin,

köylülerin,

yaka rengi ya da tahsil dereceleri fark etmeksizin kendilerini patronların değil emekçilerin gemisinde görmesi,

çıkarlarının ortaklığını ve başka bir düzenin mümkün olduğunu fark etmesi… 

Çürümeye ve çözülmeye karşı çözüm de çıkış da tam olarak buradadır.    


https://haber.sol.org.tr/yazar/okumus-insan-ve-alt-siniflar-curume-ve-cozulme-341627

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: