Ölümünün ardından dünya liderlerinin “gelmiş geçmiş en büyük demokrat” olarak sunduğu Abe’nin geçmişi bunun tamamen aksi istikamete işaret ediyor.


Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı öncesinde kurduğu ve yüzbinlerce kadını köleleştirdiği iğfal, tecavüz sistemi ile ilgili yüzleşme ve hesaplaşmaya karşı kampanyasıyla siyaset sahnesine giren Abe’nin bıraktığı mirası Kyoto Üniversitesi Eğitim ve Beşeri Bilimler Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Takeshi Komagome’yle konuştuk…


Takeshi Kamagome: Shinzo Abe, Japon demokrasisinin imhacısıydı


Shinzo Abe’nin öldürülmesi uluslararası kamuoyunda Japonya demokrasisine bir saldırı olarak görüldü. Shinzo Abe nasıl bir siyasetçiydi, arkasında nasıl bir siyasi miras bıraktı?

Evet, Shinzo Abe’nin öldürülmesi Japonya demokrasisine bir saldırı olarak sunuldu ama Abe’nin kendisi esasen demokrasi karşıtıydı. Japonya demokrasisini imha eden, demokrasiyi en fazla tarhip eden siyasetçilerin başında geliyor Abe.


Nasıl yani?

Türkiyeli okuyucu, Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı öncesinde kurduğu cinsel kölelik sistemini biliyor mu?


Hayır, bilmiyoruz.

O zaman meseleyi anlatmaya buradan başlamalıyız. Literatüre “comfort women” olarak geçen, “avuntu” “teselli” veya “rahatlatma kadını” olarak çevrilebilecek bir sistematik tecavüz sistemiydi bu.

Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı öncesinde yukarıdan aşağıya kadar neredeyse bütün Güneydoğu Asya ülkelerini işgal ettiği dönemde, girdiği her ülkenin kadınlarını zorla kaçırıp kendi askerlerine iğfal ettirme sistemiydi “comfort women.” Üstelik bu mesele 1990’lı yıllara kadar Japonya’da en ufak biçimde mevzubahis olmamıştı.


1990’larda ne oldu da bu mesele gündeme geldi?

Çünkü iğfal sisteminde seks köleliği yaptırılan ve hayatta kalabilmiş Koreli kadınlar bu olayı 1990’lı yıllarda kamuoyuna yansıtıp tartışmaya başladı. O yıllarda Japonya’da bazı politikacılar, söz konusu tarihsel felaket karşısındaki doğru tutumun devlet olarak özür dilenmesi ve geçmişteki bu olayların telafisi için çaba sarfedilmesi yönünde tutum belirledi.


İşte Shinzo Abe’nin ismi ilk defa bu dönemde, karşı tutumla ortaya çıkmaya başladı. Tarihte böyle bir olayın olmadığını, dolayısıyla özür dilenecek bir suçun da bulunmadığını, böylesi bir cürmün yapılmadığını söyleyen, bu istikameti çizen yaklaşımın başındaki kişi Shinzo Abe’ydi. Savaş döneminde yapılanların savunulması gerektiğini empoze eden hareketin başında Abe vardı.


     

     Japonya’nın savaş zamanında köleleştirdiği kadınlar


SHİNZO ABE, KADIN İĞFAL SİSTEMİYLE YÜZLEŞME TALEPLERİNİ TEZGAH OLARAK GÖSTERİP SİLAHA DÖNÜŞTÜRDÜ


Peki söz konusu köleleştirme sistemi, Abe’nin inkar edebileceği kadar muğlak mı?

Hayır, herkesin bildiği, sayısız kanıtı ve canlı tanığı, mağduru olan, çok bariz bir olay bu. Ayrıca az önce de söylediğim gibi, kurumsal tecavüz sisteminin mağduru sadece Koreli ve Çinli kadınlar değil, Doğu ve Güneydoğu Asya ülkelerinin neredeyse tümünden kadınlardı.


Hatta taa Hollanda’dan bile belli sayıda kadın bu sistemde köleleştirilmişti. Fakat tüm açıklığına rağmen Abe bu tarihsel gerçekliği kesin olarak inkâr ediyor, bunun Kuzey Kore ve Çin’in Japonya’ya yönelik bir kumpası, tezgahı olduğunu ileri sürüyordu. Kuzey Kore ve Çin’in, Japonya’yı uluslararası alanda itibarsızlaştırmak için bu hikâyeyi uydurduğunu söylüyordu.


Shinzo Abe bununla da yetinmedi ve “tezgâh” dediği bu olayı çevirip Kuzey Kore ile Çin’e karşı saldırgan politikaya da gerekçe yaptı. Dahasını söyleyeyim, Abe aynı zamanda Japonya’daki erkek merkezli, ataerkil sistemin daha da kurumsallaşması için bu tartışmaları kullandı.


     

     Japonyanın İkinci Dünya Savaşı döneminde köleleştirdiği kadınlar


Nasıl kullandı?

Bu olayla yüzleşilmesi konusundaki feminist talepleri birer saldırı olarak gösterdi ve bunun üzerinden anti-feminist tutuma da zemin hazırladı. Keza bu tartışmaları Japon milliyetçiliği lehine de kullandı Abe. Dolayısıyla Shinzo Abe, tarihteki kadın iğfal sistemine yönelik yüzleşme ve adalet taleplerini bir tezgâh olarak gösterip bunu silaha dönüştürdü. 1990’lardan itibaren yükselen kariyerinin temelinde bu yatıyordu.


ONBİNLERCE KADIN, JAPON ORDUSUNUN TECAVÜZÜNE SUNULDU

Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı öncesinde kurduğu kadın iğfal sistemi nasıl işliyordu, kaç kadın bu sistemin kurbanı oldu?

Çeşitli bölgelerde, askerlerin kadınlara tecavüz etmesi için sayısız merkez kurulmuştu. Örneğin sadece Çin’in Canton bölgesindeki merkezinde bini aşkın kadın bulunuyordu. Tüm sistem içinde kaç kadının köleleştirildiğine dair net bir rakam yok ama onbinlerce, hatta yüzbinlerce kadının bu sistemde köleleştirildiğini biliyoruz.


Kimi araştırmacılar bu sayının en az 20 bin, en fazla 200 bin arasında olduğunu söylüyor. 1937’den itibaren Japon ordusunun tecavüzüne sunulmak üzere bu merkezler açılmaya başlandı ve Japon-Çin savaşının sonuna, 1945’e kadar da bu sistem devam etti.


     

     Güney Koreli kadınlar Seul’deki Japon Büyükelçiliği önünde yaptığı “rahatlatma kadını” işkencesine yönelik bir protesto eylemi


2000’li yılların başında Japonya’da bu konuda gayriresmi bir mahkeme kurulduğunu ve Kadınlara Yönelik Savaş Suçları Mahkemesi’nin, 1926-1989 yılları arasında hüküm sürmüş olan imparator Hirohito dâhil çok sayıda kişiyi mahkûm ettiğini biliyoruz.

Bağlayıcılığı olmayan bu mahkemenin kayıtlarının da bulunduğu bir belgeselin Japon devlet televizyonu olan NHK’de yayınlanmak istenmesi üzerine, o dönem siyasette yeni olan Shinzo Abe’nin devreye girdiği ve belgeselin içeriğini değiştirttiği söyleniyor

Kimi değerlendirmelere göre Abe’nin yükselişi de böyle başladı. Shinzo Abe etkileyici bir siyasetçi olduğu için mi yükseldi, yoksa devlet NHK olayındaki “hizmetine” karşılık olarak mı 1990’lardan itibaren yükselmeye başladı?


Kesinlikle, Abe’nin yükselişi 2001’deki bu müdahalesiyle başladı. Şimdi size Abe’nin siyasi geçmişini adım adım anlatayım. 1954 doğumlu olan Abe, ilk defa 1993’te milletvekili oldu. Tesadüfe bakın ki, Abe’nin siyaset sahnesine milletvekili olarak girdiği 1993 yılı, 1937-1945 dönemindeki tecavüz sistemiyle ilgili seslerin çıkmaya başlaması ve bu konudaki dönüm noktasına denk geliyor.


Çünkü tecavüz sisteminin mağduru üç Koreli kadın, 1991 yılında, Japonya’da, Japon devletine karşı dava açtı. Ayrıca 1990’ların o dönemi Japonya’da her konuda tartışmaların yükseldiği, ciddi bir demokratikleşme dönemiydi de. Bu iklimin de etkisiyle üç Koreli kadının açtığı dava haklı bulundu.


Dönemin Japon hükümeti de tarihte böyle bir suçun işlendiğini kabul etti. 1993’te Japonya hükümetinin kabine başkanı, başbakan Yohei Kono seks kölesi yapılan kadınlardan resmen özür diledi.


     

     Yohei Kono tecavüz sisteminden dolayı özür dileyince Abe’nin yoğun saldırısıyla karşılaştı


YOHEİ KONO, TECAVÜZ MAĞDURLARINDAN ÖZÜR DİLEYİNCE ABE’NİN HEDEFİ HALİNE GELDİ

Yohei Kono hangi partidendi?

O da Shinzo Abe’yle aynı siyasette, Liberal Demokrat Parti’deydi ama seks kölesi yapılmış kadınlardan özür dilemesi üzerine Abe’nin yoğun muhalefeti ve saldırısıyla karşı karşıya kaldı. Shinzo Abe, Liberal Demokrat Parti ve sağ içinde, Kono’ya saldırarak kendi alanını genişletmeye, siyasi kariyerini inşa etmeye başladı.


Kono kadınlardan nasıl özür dilemişti?

Yohei Kono’nun kısa özür beyannamesinde üç nokta öne çıkıyordu. Birincisi, bahsettiğimiz tarihlerde bu sistemin varlığını kabul ediyordu. İkincisi, bunun bir utanç, suç olduğunu ifade ediyordu. Üçüncüsü de bundan dolayı özür dilenmesi gerektiğini söylüyordu.

1990’larda, 1937-1945 arasındaki bu tecavüz sisteminde Japonya’nın hem ahlaken hem de hukuken sorumluluğunun olduğunun kabul edilmesi ve kamuoyunda bu meselenin tartışılmaya başlanması çok kritik bir tarihsel ivmeydi. İşte tam da bu tarihsel dönemeçte, özellikle genç, erkek milletvekillerinin başlattığı karşı hamlenin merkezinde Abe vardı.


Kono’nun “bizim etik ve hukuki sorumluluğumuz bulunan bu konuyu diyalog ve işbirliği içinde çözmemiz gerekiyor” dediği dönemde Abe, “böyle bir tarihsel gerçeklik yok” demeye başladı. Abe daha sonra bununla da yetinmeyip tarih ders kitaplarında “teselli kadını sistemi” ile ilgili bilgilerin silinmesi gerektiği yönünde bir kampanya başlattı.


     

     Savaş zamanı bir Japon genelevinde hizmet etmeye zorlanan Lee Yong-soo, 2019’da Seul’de Güney Koreli “rahat kadınları” simgeleyen bir heykelin yanında


DERS KİTAPLARINDA CİNSEL KÖLELİK SİSTEMİYLE İLGİLİ BİLGİLER, ABE’NİN BASKISIYLA SİLİNDİ

O zaman Japonya’daki ders kitaplarında bu konuda bilgiler veriliyor muydu?

1990’ların başından itibaren başlayan tartışmalardan, Kono’nun özründen, Japonya’nın demokratikleşme hamlesinden ve seks kölesi yapılmış kadınların müdahalesinden sonra, 1996’dan itibaren ortaokul ve lise ders kitaplarında tecavüz sistemiyle, Japonya’nın sorumlu ve suçlu olduğuyla ilgili pasajlara, bilgilere yer verilmeye başlanmıştı.


Ama bu süreçle paralel olarak Abe merkezli sağcı dalga da devam ediyordu. 1996’dan itibaren aşırı sağ gruplar, bu ders kitaplarını basan yayınevlerine baskınlar yapıyor, “Japonya karşıtı kitap basmaktan vazgeçin” diyerek tehditler savuruyordu. Neticede Abe’nin yarattığı dalga bir süre sonra başarılı oldu.


Nasıl?

Arkasında Shinzo Abe’nin bulunduğu aşırı sağ dalganın etkisinin artmasıyla paralel olarak 2005-2006 eğitim yılından itibarenki ortaokul ve lise ders kitaplarında geçmişteki cinsel kölelik sistemiyle ilgili bilgiler tamamen silindi. Bu kitapları basan yayınevleri, aşırı sağın fiziki tehditleri altında zamanla iflas ettiler.


1990’lı yıllardan itibarenki sürecin dönüm noktası, 2001 yılındaki Kadınlara Yönelik Savaş Suçları Mahkemesi’nin Tokyo’da yaptığı duruşma oldu. Bu mahkeme dediğim gibi gayriresmiydi ama etkisi çok büyüktü. Bu mahkemeye Japon sivil toplum örgütleri doğrudan dâhil olarak, tecavüz sisteminin yargılanması konusunda mücadele yürütüyordu.


Dediğim gibi, bu mahkemenin yaptırım gücü yoktu ama Japon ırkçılığının kırılması açısından çok önemli bir dönüm noktasıydı. Ayrıca bu tecavüz sistemine maruz kalmış Koreli kadınlar doğrudan gelip mahkemede ifade verdiler.


ERKEK MERKEZLİ TOPLUM MODELİNİ SAVUNAN ABE, JAPON MİLLİYETÇİLİĞİNE OLAĞANÜSTÜ BİR İVME KAZANDIRDI

Mahkemenin verdiği hüküm neydi?

Bu sistem suçlu ilan edildi, mahkûm edildi. Dahası, Japonya açısından tabu olduğu halde imparatorun da bu sistemin doğrudan sorumlusu olarak mahkûm edilmesi çok sarsıcıydı. 29 Ocak 2001 tarihinde bu hükmün de yer aldığı belgeselin devlet televizyonu olan NHK’de yayınlanması planlanıyordu.

Ama sizin de hatırlattığınız gibi Abe, hükümet kabinesinin sekreter yardımcısı iken devreye girdi. Şahsen NHK televizyonuna giden Abe, yıllar sonra bu ziyareti yaptığını kabul etti ama herhangi bir baskı yapmadığını, sadece görüşlerini aktardığını söyledi.


Abe’nin Liberal Demokrat Parti’nin başına ve başbakanlığa gelişi nasıl oldu?

Kuzey Kore ve Çin karşıtlığı ile seks köleliği sistemine yönelik karşı kampanyası, 2006 yılında Abe’nin hem partinin başına hem de başbakanlığa gelişinin taşıyıcı unsurları oldu. Abe, sağda duran partisinin de en sağında yer alıyordu. Erkek merkezli bir toplum modelini savunan Shinzo Abe, Çin ve Kuzey Kore’yi düşman ilan ederek Japon aşırı sağına ve milliyetçiliğine olağanüstü bir ivme de kazandırdı.


     

     2007’de Güney Kore, Gwangju’daki bir müzede Koreli teselli kadınlarının resimleri


Peki başbakan olduktan sonraki istikameti ne yönde oldu? Japonya’ya nasıl yön verdi Abe?

Bir kere temel eğitim sistemini değiştirerek, devletin eğitim müfredatını doğrudan belirlemesinin yolunu açtı.


ABE ÖZEL BİR KARAKTER DEĞİL, PROJEYDİ

O zamana kadar nasıl işliyordu eğitim sistemi?

Eğitimi devlet değil toplum üstlenir anlayışı vardı. Eğitim Abe döneminde devletleştirildi. 2006’daki başbakanlığı bir yıl sürdü ve sağlık sorunları nedeniyle istiifa etti. O zaman Japonya tarihinin en genç başbakanı ünvanına da sahip oldu. 2012’de tekrar başbakanlığa gelince de, 2020’ye kadar koltukta kaldı ve Japonya tarihinin en uzun başbakanlığını yaptı.


İkinci döneminde en önem verdiği iki husustan biri devlet televizyonu NHK’yi, diğeri de eğitim sistemini kontrol altına almaktı. NHK’nin başına, kendisine çok yakın, aşırı sağdan bir kişiyi getirdi. Eğitim sisteminde de müfredatın belirlenme sürecini kabinenin kontrolüne aldı. Ders kitaplarında devletin resmi tarih anlatısını hâkim kıldı.


Shinzo Abe’nin yükseliş süreci, Tokyo’da, Kyoto’da konuştuğumuz pek çok kişinin anlattıklarına bakılırsa, kendi kısıtlı maharetiyle açıklanamayacak düzeyde. Abe, öncüsü olduğu milliyetçi, cinsiyetçi kampanya üzerinden toplumsal desteği sağlayarak mı bu noktaya geldi, yoksa bizzat bir devlet tarafından seçilmiş bir proje miydi?

Gerçekten de özel bir karakter olduğu için değil, proje olduğu için yükseldi. Ama sadece Japon devletinin değil, uluslararası güçlerin bir projesiydi. Burada iki güç belirleyici gibi görünüyor. Birincisi, anti-komünist bir oluşum olan Uluslararası Zafer Koalisyonu, ikincisi ise, Birleşik Kilise isimli teşkilat.


Çoğunlukla insanları bir şekilde ekonomik olarak tezgâha getirerek para kazanmasıyla bilinen Birleşik Kilise isimli güçlü teşkilatın da ana motivasyonu anti-komünizm. Abe’nin bu iki yapıyla ilişkisi vardı ama başbakanken bunu söylemedi. Daha sonra basına yaptığı açıklamada bu bağlantısını kabul etmişti.


     

     Shinzo Abe


ABE’NİN TEMSİL ETTİĞİ ANTİ-ÇİN/KORE VE ANTİ-FEMİNİST DÜŞÜNCE KOMPLEKSİ DAHA DA GÜÇLENECEK

Geçtiğimiz gün Abe suikastını konuşurken bir arkadaşımız Japon atasözü aktardı: “Ölüye kamçı vurulmaz”. Siyaseten artık belirleyici pozisyonda olmayan Abe’nin öldürülmesi, onun aşırı sağ ideolojisinin Japonya’daki etkisini yeniden diriltebilir mi?

Japonya’da da “ölünün arkasından kötü konuşulmaz” ama biz şahsi değil, politik bir meseleyi konuşuyoruz. Öte yandan arkadaşınız yanılıyor, Abe’nin siyasi etkisi azalmış değildi. Bilakis, Liberal Demokrat Parti içindeki etkisi belirleyiciydi.

Onun ideolojisi, parti içindeki en baskın görüştü. Ölümünden sonra da onun temsil ettiği anti-Çin, anti-Kore, anti-feminist düşünce kompleksi muhtemelen daha da güçlenecek. Nitekim onun ölümünden hemen sonra yapılan seçimlerde de LDP oylarını ve etkisini artırdı.


Sizce Abe suikastı şahsi bir saldırı mı, “büyük bir projenin” parçası mı?

Henüz teyitli değilse bile failin annesinin, az önce bahsettiğim Birleşik Kilise denen teşkilatın ağına düşüp bütün malvarlığını kaybettiği söyleniyor. Dolayısıyla bunun öfkesiyle, gerçekten de şahsi sebepli bir cinayet de olabilir. Abe, geçen sene söz konusu teşkilatın toplantısına da mesaj göndermişti. Birleşik Kilise’nin anti-komünist, eşcinsel karşıtı olduğunu tekrar hatırlatayım. Ama sizin sorunuz çok yerinde.


ABE SUİKASTI ŞAHSİ OLABİLİR AMA…

Nasıl yani?

Failin bu eylemi gerçekleştirmesinin temel nedeninin, annesinin, Abe’nin ilişkide olduğu Birleşik Kilise’ye malvarlığını kaptırması olduğu görüşü benim şahsi görüşüm değil. Elbette böyle bir ihtimal de var ama bu görüş esas olarak Liberal Demokrat Parti’nin öne sürdüğü, inanılmasını istediği şey.

Ama sizin işaret ettiğiniz ihtimali, yani bu suiakastın “büyük bir projenin parçası” olduğu ihtimalini dışlamıyorum. Bir kere bu cinayetin, seçimlerden hemen bir gün önce yapılmış olması bile meseleye şüpheyle yaklaşmamızı gerektiriyor.


Peki bu şüphe bizi hangi ihtimallere götürüyor?

Katil bu eylemi şahsi sebeplerle gerçekleştirmiş olsa bile, Abe’nin konuşma yaptığı alanda çok az koruma gücü olduğu bilgisi birileri tarafından sızdırılmış olabilir.


O “birileri” kim olabilir?

O birileri onlar olabilir diye söylemiyorum ama şu andaki başbakan dâhil Liberal Demokrat Parti içinde bir grup, Abe’nin bir ayakbağı olduğunu düşünüyordu. Çünkü onlar, maliyenin başındaki bir şahsiyetin yakın zamanda yayınladığı bir kitabın etkisi altında.

Bu kitapta Abe’nin 2012-2020 arası başbakanlığı dönemindeki ekonomi stratejisinin tamamen yanlış olduğu ve Japonya ekonomisinin iflasa sürüklendiği söyleniyor. Şu andaki başbakan bu tezin doğru olduğu, Abe’nin ekonomi stratejisinin tamamen yanlış olduğu kanaatinde. Bir diğer mesele de, Abe’nin başbakanlığından sonra, sadece bir sene koltukta kalan Yoshihide Suga’nın öfkesi.


Çünkü Suga’nın bir sene içinde başbakanlığı bırakma sebebi de Abe’ydi. Kendinden sonra başbakanlığa ve LDP başkanlığına gelen Suga’ya “sen bu işi yapamıyorsun, bırak” demişti Abe. Elbette tüm bunları, muhtemel faili işaret etmek için değil, Abe’yi sevmeyenlerin de olduğunu aktarmak için söylüyorum.


     

     Shinzo Abe


ABE, ABD İÇİN DE BİR AYAKBAĞI HALİNE GELMİŞ OLABİLİR

Japonya sokaklarında sık sık “anayasanın değiştirilmesine hayır” pankartları taşıyan insanlar görüyoruz. Shinzo Abe’nin ismi, İkinci Dünya Savaşı sonrası hazırlanan anayasanın değiştirilmesi kampanyasında da geçiyor. Abe, anayasada nasıl bir değişiklik yapmak istiyordu?

Az önce anti-komünist gayelerle Uluslararası Zafer Koalisyonu denen teşkilattan bahsetmiştim. Bu teşkilatın arkasında ABD’nin Japonya’yla ilgili amaçları yatıyor. Anayasanın 9. Maddesi, Japonya’nın ordu bulundurmasını, savaş ilan etmesini engelliyor. Bu maddeye “Barış Maddesi” diyoruz. Bir kere ABD, yakın zamana kadar Japonya’nın bu maddeden kurtulmasını arzu ediyordu.


İyi de savaş sonrası Japonya anasasına bu maddeyi koydurtan da bir bakıma ABD değil miydi?

Tabii, ironik ama ABD’nin çıkarları yakın zamana kadar tam tersi pozisyona muhtaçtı. İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD savaşmayan, ordusuzlaşmış bir Japonya istiyordu. Ama yakın zamana kadar ise tam tersini istiyordu.


Çünkü ABD burada Çin’e karşı ciddi bir şekilde zayıflamaya başladı ve burada ayağını basabileceği bir taşa ihtiyacı var. O yüzden kendi koydurduğu maddeyi kaldırtmak istiyordu. Daha da ironik olan şuydu: Shinzo Abe, “Anayasanın 9. Maddesini kaldırmalıyız, çünkü o madde bize ABD’nin bir dayatmasıydı” diyordu!


Yani ABD yanlısı bir hamleyi, ABD karşıtlığı sosuyla milliyetçi, sağ kitlelere sunuyordu. Fakat ABD’nin son zamanlarda bu konuda biraz mütereddit bir Çin politikası güttüğünü, işleri diplomasi yoluyla halletme stratejisinin ağırlık kazanmaya başladığı görüşü de var.

Böylesi bir durumda ABD’nin Shinzo Abe’ninki gibi bir militarist yaklaşıma ihtiyacı da kalmamış, hatta Abe onlar açısından da ayak bağı haline gelmiş olabilir.


https://artigercek.com/yazarlar/irfan-aktan/takeshi-kamagome-shinzo-abe-japon-demokrasisinin-imhacisiydi-1