İstanbul’un ‘kara deliği’nden Maçka’ya: Gözümüzün önündeki açık hava müzesi

ECE PİROĞLU

Benim yürüme hikayelerim genelde bir yerlere yetişmeye çalışmak ve keşif arasında gidip gelir. Hızlı bir günümde çoğunlukla şehrin karmaşasında kaybolup gider ve etrafımın hiç farkında olmazken, keşif yürüyüşlerimde adımlarımı daha yavaşlatır, çevremi inceleyerek geçiririm.

Yürüyüş rotam tam da bu ikisinin ritminde:


Avrupa yakasının en kalabalık yerlerinden biri, İstanbul’un ‘kara deliği’ olarak da bilinen Mecidiyeköy’den Maçka Parkı’na doğru yürüyeceğim.


Rum Ortodoks Mezarlığı


Ara ara yürüdüğüm bu yol bana her seferinde bir ‘açık hava müzesinde’ geziyormuşum hissini yaşatıyor. Bunun en güzel örneklerinden birisini Büyükdere Caddesi’nden ilerlerken yaşıyorum.


Avrupa Önemli Mezarlıklar Birliği üyesi

Hemen sağ tarafımda Rum Ortodoks Mezarlığı yer alıyor. Her biri ayrı sanat eseri olan  heykelleri, anıtları ve kilisesiyle birlikte adeta müze olan mezarlık, Rum Ortodoks Cemaati tarafından da tarih parkı olarak kabul ediliyor.

Öyle ki her biri döneminin ünlü sanatçıları tarafından yapılan bu mezar anıtlarını bir sanat eseri inceler gibi izlerken buluyorsunuz kendinizi. 1865 dolaylarında Taksim’den bugün bulunduğu Şişli’ye taşınan mezarlık, aynı zamanda dünyanın en çarpıcı ve en çok ziyaret edilen mezarlıklarının yer aldığı Avrupa Önemli Mezarlıklar Birliği’nin de üyesi.

Şehrin kalabalığından uzak, size şehrin dışında dolaşıyormuş hissini yaşatan mezarlığı haftanın her günü belirli saatlerde ziyaret edebiliyorsunuz.


Cumhuriyet’in ilk anıtsal dini yapısı Şişli Camii


Ne diyordu Bir Gün Tek Başına’nın Kenan’ı

Bir Rum Ortodoks Mezarlığı’nı arkamda bırakıp yürürken, Vedat Türkali’nin Bir Gün Tek Başına romanında da sık sık adını duyduğumuz, Cumhuriyet’in ilk anıtsal dini yapısı olan Şişli Camii’ye doğru yaklaşıyorum. Roman gözümde tekrar canlanıyor, şehrin o karmaşası arasında birden 1959’lara götürüyor beni.


Kenan’ın tam da bu noktalardan birinde kurduğu şu cümle geçiyor aklımdan: “Şişli Camisi’nin nemli duvarları, minaresi, kubbesi, dizi dizi taksiler, şoförler, gelip giden kalabalık, bağrışmalar, gürültüler, her şey yepyeni bir günü tüketme yarışındaydılar…

Günü tüketme yarışının içinde yorulup, soluklanmak isterseniz de caminin avlusunda yer alan banklarda oturarak, şehrin gürültüsünden uzak dinlenebilirsiniz.


Atatürk Müzesi


Halaskargazi Caddesi üzerinde yürüyüşümü sürdürürken, solumda Mustafa Kemal Atatürk’ün, silah arkadaşlarıyla birlikte Samsun’a ilk çıkış planını yaptığı ev kalıyor. Yıllarca dış cephesi pembe olan ve bu nedenle ‘pembe ev’ olarak da adlandırılan binanın rengi, 2014-2015 yıllarında yapılan restorasyonda sarı olarak değiştiriliyor.


‘Ne pembeydi ne sarı’

Tartışmalara neden olan bu renk değişikliğinde ‘orijinala bağlı kalınmadığı aslında rengin ne pembe, ne sarı beyaz beton renginde olduğu‘ öne sürülüyor. 

Şu an halen sarı renkte ve ‘Atatürk Müzesi‘ olarak faaliyetini sürdüren evde; tarihi belgeler, kitaplar, Atatürk’ün kişisel eşyaları, üniformaları, fotoğrafları, el yazısı belgeleri ve hatıra eşyaları sergileniyor.


Şişli’nin güzel apartmanları 


Yürümeye devam ederken, yanından geçtiğim binaların mimari yapısı tüm ihtişamıyla beni kendine çekiyor. Hepsi birbirinden değerli sanat eserleri niteliğinde olan bu yapıların hemen hemen çoğunda art-nouveau (zarif dekoratif süslemelerin ön plana çıktığı, kıvrımların ve bitkisel desenlerin sıklıkla kullanıldığı bir sanat akımı)  üslubunun etkileri görülüyor.

Çankaya Apartmanı, İsplandit Apartmanı, Samsun Apartmanı ve Modern Apartmanı bunun en güzel örneklerinden.

Ancak bu yapılardan Sebat Apartmanı önüne gelince adımlarım yavaşlıyor.



15 yıl önce Hrant Dink, genel yayın yönetmeni olduğu Agos’un yer aldığı bu binanın önünde hain bir saldırıyla öldürüldü. Her yıl anma etkinlikleri burada yapılırken, apartmanın bir dairesi de ‘Hrant Dink Hafıza Mekanı’ olarak ziyaret edilebiliyor.

Hrant’ın ölümünün ardından Şehrazat’ın kaleme aldığı, Selda Bağcan’ın seslendirdiği ‘Güvercinleri de Vururlar’ şarkısı kulaklarımda ilerliyorum Sebat Apartmanı’nın önünden…


Sandviç molası 

Maçka’ya gitmeden önce yolumdan sağa sapıp bir dönem Rumların ve Ermenilerin ağırlıklı yaşadığı Pangaltı’ya uğruyorum. Hem biraz gastronomik keşif yapıp, hem de Pangaltı Sandviç’ten kendime bir sandviç alıp yoluma devam edeceğim.

6-7 Eylül pogromundan sonra gayrimüslim nüfus burada azalsa da, hala etnik her kesimden insana rastlayacağımız çok-kültürlü bir semt olma özelliğini koruyor.


Tuşba’da günde 30 çeşit meze çıkıyor


Meyhaneleri ve mezecileriyle ünlü Pangaltı’da Ermeni mutfağından izler bulabileceğiniz yerler mevcut. Bunlardan bir tanesi  Ermeni meze mucitleri Vartan Türker ve Vanlı Doğan Yörükoğlu’nun 1968 yılında açtığı Tuşba Uzman Mezeci.

Günde yaklaşık 30 çeşit mezenin taze olarak üretildiği mezecide ağırlık Ermeni mutfağında.

Özellikle yılbaşı haftası ve hafta sonları yoğunluğun yaşandığı mezecide, müdavimlerinin en çok tercih ettiği lezzet Arnavut ciğerli sandviçi.


Meşhur dizinin apartmanı

Güzergahımdan daha fazla çıkmadan Maçka’ya doğru yürüyorum.

Rumeli Caddesi’nden Zafer Sokağı’na sapınca beni ‘Avrupa Yakası’ dizisinden hepimizin bildiği iki sokağın birleşiminde, köşe bina olarak tasarlanan Antik Konak Apartmanı selamlıyor.

Onu da arkamda bırakıp artık dinlenmek için parka daha hızlı adımlarla yürüyorum.


Avrupa Yakası filmindeki apartman (solda) ve Maçka Parkı



Parka adımımı atar atmaz yeşillerin arasında esen serin rüzgar ve sakinlik beni hemen etkisi altına alıyor. Yürümekten değil de şehrin o karmaşası ve gürültüsünden yorulduğumu hissediyorum.

Arka fonda müzik ve kuş sesleriyle parkın içinde ilerliyorum.

Maçka Parkı’nın girişinde 17 Türk devleti liderlerinin büstleri göze çarpıyor.


Benim gibi uzun yol yürüdünüz ve yorulduysanız ya da yanınızda yiyecek-içecek getirmediyseniz parkın içinde vakit geçirebileceğiniz bir kafe de mevcut.

Yürüyüşümüzün sonuna gelirken; yoga yapan, kitap okuyan, badminton oynayan, arkadaş gruplarıyla etkinlik düzenleyen insanların birbirleriyle ahenk içinde olduğu parkta, ben de kendime gölge bir yer seçip dinleniyorum.


Abbasağa’dan Bebek Parkı’na bakıp da görmediklerimiz

Attila İlhan, Deniz Gezmiş ve Ahmet Kaya’yla Gezi Parkı’ndan Ihlamur Kasrı’na

Etiler’den Beşiktaş’a ‘pastoral’ adım marş


ecepiroglu95@gmail.com

https://www.diken.com.tr/istanbulun-kara-deliginden-mackaya-gozumuzun-onundeki-acik-hava-muzesi

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: