Faşizm insana kendi saçını kestirir

İranlı kadınlar mollaların kendileri için biçtiği güzellik olgusuna saçlarını keserek cevap veriyorlar

İran’da Molla rejiminin kurallarına uymadığı gerekçesiyle gözaltına alınan 22 yaşındaki Mahsa Amini‘nin gördüğü şiddet sonrası 16 Eylül’de hayatını kaybetmesinin ardından Başkent Tahran ve ülkenin birçok kentinde başlayan gösteriler devam ediyor. 



İranlı kadınların içinde bulunduğu çağdışı zorluklarla dayanışma adına gerçekleştiren protestolar da dünyanın dört bir yanına yayılmış durumda.


Gerek İran içinde, gerekse de başka ülkelerde yapılan protesto mitinglerinde kadınlar, mollaların kendileri için biçtiği güzellik tanımlarını ve saç – kıyafet şekillerini dikkate almayacaklarını göstermek için kendi saçlarını kesmeye devam ediyorlar.

Kadınlar aslında bu yolla kızgınlıklarını, umursamazlıklarını dışa vururken aynı zamanda başlarını dik tutarak baskıya boyun eğmeyeceklerini de gösteriyor olmalılar.


İran kültüründe direniş ifade eden saç kesme eylemi aslında yeni değil! Saç kesme, tarihsel süreç içinde gerek cezalandırma, gerek yas tutma gerekse de başkaldırı amacıyla farklı kültürlerin yaşanmışlıkları arasında kendine yer bulmuş, kesilen saç tutamları tarih sayfalarının aralarında öfkeyle, gözyaşıyla ve yaşatılan haksızlıkla kendine yer bulmuş.


22 yaşındaki Mahsa Amini’nin işkencede hayatını kaybetmesi sonrasında Tahran ve ülkenin birçok kentinde başlayan gösteriler devam ediyor.


Kendi saçını kestiren öfke zalimin silahından güçlüdür

Aslında Dicle ile Fırat nehirleri arasında yeşeren Mezopotamya kültürüne tarihsel süreç içinde bakıldığında denilen o ki, 3500 yıllık Eski Gılgamış Destanında da saç kesme eylemi her daim “keder” ve “umutsuzluk” temalarıyla birlikte var olmuş.

Aynı bugün İranlı kadınlar ayağa kalkacak güçleri kalmadığında kendilerini motive etmek için saçlarını kestikleri gibi, saç kesme eyleminin yüzyıllar boyunca “tarihi bir anlamı” olmuş, isyanın, başkaldırının ve kavga başlatmanın sembolü olarak acıyı, kederi ve umutsuzluğu anlatmış.


Araştırınca fark ettim ki “saç kesmek” İran edebiyatında her daim “yas” ve adaletsizliğe karşı “başkaldırı” sembolü olarak yer almış. Kızgınlık ve öfke yere düşen saçların ince telleri üzerinden zalime karşı kalkan olmuş, saçsız kalan başların yas acıları kahredici şekilde yürekleri dağlamış.


Yaklaşık 1000 yıl önce Firdevsî tarafından yazılan, Fars edebiyatının en büyük eserlerinden biri olarak kabul edilen Şehnâme veya Şahnâme isimleriyle bilinen manzum destanın çok yerinde yas tutan insanların kendi saçlarını kesmesi konu ediliyormuş.

Pers krallarının yaşamlarının anlatıldığı 60 bine yakın mısradan oluşan bu eski İran efsaneleri İran kültürünü etkilediği gibi Tacik ve Afgan gibi komşu kültürlerde de genç kimliklerin şekillendirilmesinde tarihsel süreç içinde hep etkin rol almış.

Zaman olmuş edebiyatın gücü zorbanın sopasını kırmış, yeri gelmiş bugünkü gibi özgürlük adına kendi nefeslerinden güç alan kadınların saçları öfkeyi, yas acısını ve başkaldırıyı zalimlere göstermiş.


İranlı kadınlar kızgınlıklarını ve baskıya boyun eğmeyeceklerini saçlarını keserek gösteriyorlar.


Eski Çin’de saç kesmek kişisel değil, ailevi bir kayıp olarak görülmüş

Çin tarihinde MÖ 650 civarında saç kesimi, halkı rahatsız eden insanları cezalandırmak için bir ceza olarak kullanılmış ve yüzyıllarca sürmüş. Qing Hanedanlığı öncesindeki Çin kültüründe kimse saçını kes(e)mezmiş hatta suç olarak görüldüğü için istese de saçlarına dilediği şekli veremezmiş.


Saç vücudun uzuvlarından biri olarak kabul edildiği için -özellikle- erkeklerin saçını kesmesi topluma yapılmış saygısızlık olarak görülürmüş. Geçmişte saç kesmek kişisel değil, ailevi anlamda bir kayıp olduğu şeklinde algılanmış, saç kesilmesi onur kırıcı bir eylem olarak toplumsallaştırılmış.


Bu nedenle saçları korumak her zaman içine doğulan aileye saygı olarak kabul edilmiş; yaşam boyunca uzayan saçların korunması anne babaya olan saygının başlangıç basamağı olarak görülmüş.

Saç kesmek bu yıllarda aynı zamanda vücudu incitmek, uzuvlardan birini kaybetmek anlamına da gelmiş; saçını kesenler bir çeşit engelli olarak düşünüldüğü için toplum dışına itilmiş.

Kanunlar saç kesmeye sadece mahkûmlar ve din görevlileri için iki istisna getirmiş.


Saçın uzuv olarak görüldüğü Antik Çin kültüründe, saç kesmek saygısızlık olarak nitelendirilirmiş.


MÖ 200 ila MS 220 yılları arasında hüküm süren Han Hanedanlığı sırasında saç bakımı konusunu profesyonel meslek olarak seçen ustalar görülmeye başladıysa da, MS 500 civarında, Çin’de tam zamanlı kuaförler ortaya çıkmış. “Saç kesimi” kelimesi ilk olarak MS 960 – 1270 yılları arasındaki Song Hanedanlığı sırasında kelime dağarcığında yer alarak literatüre girmiş.


Topluluk içinde saçlarının kesilmesi cezası alan birinin içine düştüğü aşağılayıcı durum, zengin bir kişinin topraksız çiftçi veya dilenci konumuna indirgenmesi gibiymiş. Hatta sonrasında tüm ellerin üstünden çekileceği için açlıktan ölmenin bir biçimi gibi algılanıyormuş.


Qing hanedanlığı sırasında Çin’in kuzey doğusundaki bir bölgeden gelen “Mançurya” etnik kökenli yönetim anlayışıyla olarak “mançu” tipi giyim tarzları benimsenmiş. İşgalci Mançular yerel halka kendi geleneklerini özümseterek Çin’deki hâkimiyetlerini güçlendirmek için saç kesim şekillerini bir araç olarak kullanmış.


Bugün de erkek kesiminde çok geniş bir coğrafyada görüldüğü haliyle başın önü ve tepesi ustura ile tıraş edilirken arkada bir tutam saç örgüsü kuyruk şeklinde uzatılmış. İnsanlar bu dönemde bir kısmı kesilmeksizin uzayan saçlarına uygun düzeltmeler yaptırabiliyormuş.


Konfüçyüs öğretileri doğrultusunda şekillenerek bugün de geleneksel Çin yaşam kültürü içinde ülkenin çok yerinde benimsenen, saçın ve derinin kişinin atalarından, ebeveynlerinden bir hediye olduğunu inancı yaşamaya devam ediyormuş.

Yıllar içinde Asya kıtasının çok yerinde kamu normlarına karşı başkaldırıyı sembolize eden bireysel saç kesme eylemi Budizm’in benimsenmesiyle birlikte yavaş yavaş tarihten kaybolsa da gerektiğinde hatırlanacak şekilde sandığa kaldırılmış.


Makas mı kılıç mı?

6. yüzyılda Paris’te Hükümdar Clovis’in dul eşi Kraliçe Clotild, taht mücadelesi verdiği ölmüş eşinin amcaları ve kuzenleri tarafından kaçırılan torunlarının saçlarını kısa kestirip yaşaması ya da öldürülmeleri şeklindeki fidye isteğine “öldürülmeleri” şeklinde karşılık vermiş; torunlarının öldürülmesinin saçlarının kesilmesinden daha iyi olacağını belirtmiş.


Makası reddederek torunları için kılıcı seçen kraliçe için aile bireylerinin uzun saçlarının sadece aristokrat statülerini değil aynı zamanda hükümranlığının devamını simgelediğini anlamak tabii ki bizim bugünden bakışımızla mümkün değil.

O yıllarda kraliyet ailesi bireylerinin saçlarının kutsal bir nitelikle donatıldığı varsayımıyla büyülü ve yüce özellikler içerdiğine inanılıyormuş.


Tahta geçme ihtimali olan birinin uzun saçlarını kesmek, onun krallık vasfını ortadan kaldırmakla eşdeğermiş; kısa kesilmiş saçlar aşağılanmayı dile getirdiği için düşmana verilecek en büyük cezalardan biriymiş.


Bu yılların Avrupa’sında savaş esirlerinin, zengin ailelerin yanlarında çalıştırdıkları işçilerinin, beslemelerinin saçları kökünden kesiliyor, kısa kesilmiş saçlar esareti, velayeti, bir hizmetçiyi veya köle olarak çalışmayı ifade ediyormuş.

Farklı bölgelerin hükümran güçleri kendi himayelerinde çalışan köylülerin saçlarını başlarında kendi simgelerini bırakacak şekilde kazıtıyor, derebeyleri baskısını kesilen saçlar üstünden bölgesinde hissettiriyormuş.


6. yüzyılda Kraliçe Clotild, kaçırılan torunlarının öldürülmelerini saçlarının kesilmesine tercih etmiş.


Kilisenin baskısı saç kesimiyle de gelmiş

Orta Çağ boyunca Hristiyan dünyasında saça kültürel anlam yüklenmiş, saç şeklinin sosyal eylem aracı olmasına izin verilmiş. Saç üzerinden farklılaşma, statü, ırk, fiziksel olgunluk ve cinsellik gücü mesajları verilmiş. İnsanlar kendi saçlarını koyunlarını kırptıkları makaslarla ya da her işe kullandıkları bıçaklarıyla kesmişler.

Kısa saç bitlenmeye karşı alınan en büyük önlem olmuş. Şekerli su günümüzün saç jölesi misali saçı şekillendirmek ve tutmak için kullanılmış.


Orta Çağ’da ruhban sınıfının halk üzerindeki baskısı saç kesimiyle de kendini göstermiş.


Ruhban sınıfının halk yığınları üzerindeki teolojik baskısı ve boyun eğdirme yöntemleri saç kesimi olarak kendini göstermiş, rahibeler kiliseye olan bağlılıklarını göstermek ve tüm dünya zevklerinden vazgeçtiklerini belli etmek adına saçlarını kesmişler.


Orta Çağ Avrupasında saç kesme şekli statünün simgesi olmuş.


1000 yılında gömülen Norveç’in ilk Hristiyan kralı Ólaf Trygvasson’un cesedi ölümünden bir yıl sonra mezarından çıkarıldığında saçlarının ve tırnaklarının uzamış olduğu görülmüş. Kralın cesedinden kesilen saçları ve sakallarının kutsal emanet olarak kabul edilip edilmeyeceğinin belirlenmesi adına ateşe atılmış; anlatılan bu dini söylenceye göre ikisi de yanmamış(!).

Kral Ólaf resmen aziz ilan edilmiş ve cesedi mucizeler gerçekleştirmesi ümidiyle inşa edilen özel bir tapınağa taşınırken saçları özel yapılmış küçük bir ipek tabutta korunmuş.


1000 yılında ölen Norveç’in ilk Hristiyan kralı Ólaf Trygvasson’un saçları mezarından bir yıl sonra kesilerek korumaya alınmış.


Yaşam boyunca kesilmeyen saçların simgesel mesajları

Çin’in Güneybatısındaki Huanglou köyünde saçlarını ayak bileklerine kadar uzatan kadınlar, 2000 yıldır devam ettirdikleri geleneklerinden miras aldıkları şekilde ömürlerinde bir kez, evlenme yaşına geldiklerinde yetişkin ve evliliğe hazır olduklarını belli etmek için saçlarını kesiyorlarmış.

Kesilen saçlar çeyiz olarak özenle saklanıyor, ölmüş ataların saçları gelecek nesillere aktarılıyor, evlerde başköşede tutuluyormuş.


Çin’in Güneybatısındaki Huanglou Köyü’nde kadınlar, evlenme yaşına geldiklerinde bir kereliğine saçlarını kesiyorlar.


Saçlarına yıkadıkları pirincin suyu ile bakım yapan kadınlar yüzyıllardır sürdürdükleri bu gelenekten çok memnun olmalılar ki, saçlarını yaşamlarına ait simgesel bir lisan şeklinde kullanmaya devam ediyorlarmış.

600 aileden oluşan bu köyde saç şekli hem kadının evli olup olmadığını gösteriyormuş hem de ailevi sorunların ev içinde çözümü olmazsa köyün bilge kesiminden yardım istemeyi gerekli kıldığını dışa vuruyormuş. Tabii ki en önemlisi saçın parlak ve bakımlı olması sağlık işaretiymiş.


Son yıllarda yaşamları boyunca saçlarını kesmeyen kadınları görmeye gelen yerli-yabancı turistlere saç bakımı ile ilgili sıra dışı ürünler pazarlayan köylüler yüzyılları aşkın saç bakımı uğraşlarından memnun olmalılar ki, ciddi bir cazibe noktası olan köylerinde daha önce kendi aralarında yaptıkları saç kesme ritüellerini artık yerli ve yabancı basına binlerce ziyaretçi eşliğinde uyguluyorlarmış.


İç savaşlarda kadın saçı üzerinden savaşan erkeklere silah bırakmaları telkin edilmiş.


Cinsiyete dayalı şiddetin saçlı biçimi

Tarih boyunca kadınlar şiddetin her biçimine maruz kalmışlar. Kadınların bir şekilde boyun eğdirilmesi barış zamanlarında yaşanmış, baskılar kendini savaş ortamlarında da göstermiş. İkinci Dünya Savaşı sırasında yükselen faşizm, İspanya İç Savaşı ve İrlanda Bağımsızlık Savaşı sırasında özellikle kadınlar saçları kazınarak cezalandırılmış.


İrlanda Cumhuriyet ordusunun İngilizlere karşı yürüttüğü gerilla savaşında herkes şiddetin potansiyel hedefi olsa da, saç kesme cezası iki tarafın da kullandığı cinsiyete dayalı şiddet ifadelerinden biri olmuş.

Saç kesmek kadınları cezalandırmak, düşmana bu yolla saldırmak ve cinselliği denetlemek için kullanılmış.


Baskıcı totaliter rejimlerde “saç kesme” sindirme ve yıldırma amacıyla uygulanıyor.


Savaşın ortasında kalan kadınların istem dışı olarak saçlarının kesilmesi şeklinde alenen aşağılanmasında iki taraf için de “düşman” ile işbirliği yaptığı şüphesi dile getirilmiş olsa da, asıl mesaj kadınlar üzerinden savaşan erkeklere verilmiş; mücadeleden vazgeçmezlerde bedelini ailelerinin ödeyeceği bu şekilde anlatılmış.


Toplumsal olarak ciddi travmalara yol açan bu iç savaş döneminde bir kadının saçını kesmek, onun kimliğinin bir bölümünü ortadan kaldırmak için değil, aynı zamanda herkesin onu bir hain veya insani vasıflarını yitirmiş biri olarak damgalamak anlamına geliyormuş.


Tarihsel süreç gösteriyor ki, bugün Dünyanın her yerinde yükselen ırkçılık ve beraberinde gelen faşizmin beslediği totaliter rejimlerin gücü insan onurunu yenemeyecek!

Yere düşen saçlar bugün gözyaşıyla, öfkeyle yoğrulsa da bir gün yükselen barış temalı eserlerde, kötü günleri anımsatan koleksiyonlarda ve insanın insanlaşma yolunu aydınlatan kılavuz ışığında hayat bulacak.

Güzellikleri biriktirmenizi dilerim.


https://www.quora.com/Why-was-cutting-hair-seen-as-a-greater-punishment-than-death-in-ancient-China

https://sites.psu.edu/sammelzweipassion/2012/10/24/story-of-hair/

https://www.historytoday.com/archive/feature/scissors-or-sword-symbolism-medieval-haircut

https://en.wikipedia.org/wiki/Cropping_(punishment)

https://intarch.ac.uk/journal/issue42/6/10.cfm

İrfan Yalın kimdir?

irfan yalınKoleksiyoncu İrfan Yalın 1962 yılında İstanbul’da doğdu. 9 Eylül Üniversitesi, Aydın Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksek Okulu mezunu. Objelerin – belgelerin peşinde “Popüler Tarih ve Kültür Yaşanmışlıkları araştırmacısı.

Bizimev TV’de yayınlanan “Koleksiyoncu” programı sunucusu – yapımcısı. Asya ve Afrika ülkelerinden tek tek topladığı el sanatlarını sergilediği Kadıköy’deki “Artemis”in kurucusu.

Koleksiyonculuğun özendirilmesi adına amatörce çalışan, sergi, sempozyum, sunu ve derleme çalışmaları içinde kültürel değerlere gönül bağımlısı… 


https://t24.com.tr/yazarlar/irfan-yalin/fasizm-insana-k


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: