Rosatom’dan Akkuyu’ya çökme operasyonu mu? Anlaşmada Türk ortak alma zorunluluğu var mıydı?

Pelin Cengiz

Akkuyu hep Ruslarındı, artık inşaat da, işletme de hep Rusların olacak, yerli ve milli nükleer enerji diye bir şey yok, unutun bu masalları, Akkuyu artık hep Ruslarda kalacak…


Rosatom'dan Akkuyu’ya çökme operasyonu mu? Anlaşmada Türk ortak alma zorunluluğu var mıydı?Yılan hikayesine dönen Akkuyu nükleer santralinin yapımıyla ilgili tartışmalar da yıllar geçtikçe biçim ve içerik değiştiriyor. 

Son birkaç haftanın en önemli gündemlerinden biri hiç şüphesiz Akkuyu’da Rusya tarafının Türkiye’den IC İçtaş şirketiyle mühendislik, satın alma ve inşaat sözleşmesini feshettiğini açıklaması oldu.

Okumaya devam et

Avrupa Birliği Yeşil Sözleşmesini açıkladı, ya Türkiye?

Erdal Musoğlu

HBT’nin 29 Kasım tarihli 192’inci sayısında yayınlanan ‘Yeşil Seferberlik Başlıyor’ yazımızın hemen ardından, Avrupa Komisyonu’nun yeni başkanı Dr. Ursula Von Der Leyden, 11Aralık’ta, göreve gelmesinden on gün sonra, Avrupa’nın Yeşil Sözleşmesi’nin (The Europeen Green Deal) bildirisini yayınladı.



Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin yıkım ve tehditleri karşısında AB ‘Yeşil Sözleşme’ adını verdiği yeni bir büyüme stratejisi tanımlıyor.

Okumaya devam et

Sivas’tan dolayı mahkum oluşum -/= Aziz Bey’de 100 yıl yaşayacakken, kahrından erken ayrıldı aramızdan.

Ragıp Zarakolu

DGM kararını eleştiren yazımdan dolayı, hakkımda ‘mahkemeyi etkilemeye kalkmaktan’ soruşturma açılmış ve ‘wanted’ diye aranmaya başlamışım.Sivas'tan dolayı mahkum oluşum

1992 Temmuz’unda Sivas’a gidecektim, yayınevinde yine bir sorun çıktığı için gidemedim. 2 Temmuz’da Kuzguncuk’ta Tektaş Ağaoğlu’nu ziyarete gittiğimde, orada radyodan aldık haberi.


Aynı Marquez’in “Kırmızı Pazartesi” si gibi, cinayet ben geliyorum diyerek teammüden işlendi.

Okumaya devam et

(Söyleşi) Avukat Şenal Sarıhan: Saldırıların, örgütlü, sistemli ve planlı olduğu da tartışmasız ortada idi

Esra Çiftçi

Sivas Katliamının 29 yılında bağlantı kurduğumuz katledilenlerin ailelerinin avukatlarından Şenal Sarıhan ile katliamın iç yüzünü ve dava sürecini konuştuk.



Çalınan bir coğrafyanın öyküsüdür bu… -/= Turizm ve tanıtım uğruna 1970’lerde başlayan yağma

YUSUF YAVUZ

Son 40 yılın kıyı yağmasının yarattığı tahribat, ortak değer olan alanların yasal altlıklarla, çıkar gruplarının lobicilik faaliyetleriyle kişilerin, şirketlerin kullanımına sunulmasıyla sonuçlandı.


Türkiye’nin hemen her yerinde benzer şekilde sürüp giden bir öykü.


Kardeşin kardeşe kırdırıldığı bir sürecin sonunda sahnelenen kanlı 1980 darbesinin ardından neo-liberal politikalarla açık bir pazar haline getirilen bir ülkenin herhangi bir köşesinde yaşanan bir öykü.

Okumaya devam et

Kentsel zorbalık -/= Oluyor işte, bu düzende hep böyle garip işler oluyor. Nerede zor, zorbalık, haksızlık, eşitsizlik, adaletsizlik var oraya ayıp örter gibi güzel kavram konduruyorlar.

BURÇAK ÖZOĞLU

Nerede nezih mahalle yaratma palavraları uçuşuyorsa altında, yoksul emekçi halkı yerinden edecek, kentin kültürel ve tarihi dokusunu kurcalayacak bir sermaye sınıfı hevesi yatıyordur.

Kentsel dönüşüm kavramı, geçtiğimiz yüzyılın ortalarından beri kapitalist ülke kentleri için farklı biçimlerde ortaya çıkıyor. Hatta daha da geriye götürülebilir diye de düşünmüyor değilim.


Sanayileşme ile kentleşmenin karşılıklı etkileşimiyle kapitalist yerleşimlerin belirginleşip, kent biçimi almalarıyla birlikte sermaye birikimi gereklerine göre farklı gerekçelerle sürekli dönüştürülüyor.

Okumaya devam et

Çernobil’in gösterdiği: İnsanların ekosisteme verdiği zarar, radyasyondan daha fazla

Rita Urgan

Çernobil, bir süredir insanlarda felaketi çağrıştıran bir sözcüğe dönüşmüş durumda.



1986 yılında yaşanan, fakat hiçbir zaman gündemden düşme yen nükleer santral kazası sonucunda binlerce kişi kansere yakalandı.  Bir zamanlar oldukça kalabalık bir nüfusa sahip olan bölge, hayalet bir kente dönüştü ve 2600 kilometrekarelik bir alan da yasak bölge ilan edildi.

Okumaya devam et

Abdülhamid ya da paranoid kişilik bozukluğu

MEHMET BOZKURT

Ölünceye kadar yakasını bırakmayacak olan telaşlı kuşkuculuğu, tedirginliği, hastalık derecesine varan güvensizliği ve olur olmaz korkuları, yataktan sıçrayarak uyanmaları buna bağlanıyor.

Yazık.

Kadın kalfa Cevri’ye olmasaydı Osmanlı soyu iki yüz yıl önce tarihe karışmış olacaktı.


İsyancıların sarayı basması ve Üçüncü Selim’i katletmeleri üzerine Cevri kadın o sıralarda 23 yaşını sürmekte olan Mahmut’u bir kilime sararak cariyeler marifetiyle çatıya kaçırmış ve soyun devamını sağlayan yolun önünü açmıştır.

Okumaya devam et

Türkiye’de altın madenciliği, zeytini ve ayçiçeğini yok etti

Türkiye'de altın madenciliği, zeytini ve ayçiçeğini yok ettiAvrupa kıtasında en çok altın madenciliği yapılan ülkelerden bir tanesi Türkiye. Uzmanlar altın madenciliği yapılan bölgelerde ekolojik ve toplumsal yıkıma dikkat çekiyor.

Altın madenciliğine karşı Türkiye’de uzun yıllardır pek çok köy, mahalle, belde ve ilçede altın madenciliğine karşı süren bir mücadele var.


Ekolojistlerin karşı çıktığı altın madenciliği bazı dönemlerde büyük kitlesel eylemlerle de tepki topladı.

Türkiye Avrupa kıtasında en çok altın madenciliği yapılan ülkelerden bir tanesi.


Okumaya devam et

Kesin, bol bol kesin, “delice” kesin!..  

Yalçın Doğan

Bir süre önce AKP akıllara durgunluk veren bir zeytin genelgesi çıkartıyor. “Binlerce zeytin ağacını kesme genelgesi… Başka yer kalmamış gibi, zeytinliklere enerji santralları kuracaklarmış!..”


ZEYTİN AĞACI

“Odun kömürü…

Ama,delice ağacından üretilmiş olacak!..”

Tamam, yaparız!..

‘Delice…’


Ne Kırıkkale’nin bir ilçesi, ne de davranışları deliye benzeyen biri, ‘delice’ tarımda kendisinden en doğal zeytinyağı üretilen ağaç türü.

Okumaya devam et

‘Pyrocene çağı’na hoşgeldiniz: ‘Su akar Türk bakar’ geçti, şimdi moda ‘Orman yanar Türk bakar’

Pelin Cengiz

Yangın söndürme filosu ihalelerinin ne durumda olduğuna dair netlik yok. Yangın sezonuna girmemize çok az bir zaman kala bugün itibariyle Türkiye’nin yangın söndürme uçağı bulunmuyor…‘Pyrocene çağı’na hoşgeldiniz: ‘Su akar Türk bakar’ geçti, şimdi moda ‘Orman yanar Türk bakar’

Planet Earth, Life, Africa gibi önemli BBC belgesellerinin yaratıcısı ve anlatıcısı, doğa bilimci Sir David Attenborough, “İnsan bu dünyanın vebasıdır” demişti yıllar önce.


İnsan, abartısız, bu dünyanın vebasıdır gerçekten de… Yeryüzündeki doğal kaynaklar ve insan toplulukları benzeri görülmemiş biçimde, geri dönülmez bir tahribata sürükleniyor.

Okumaya devam et

İktidarın İstanbul’a vurduğu kelepçeler

Ali Duran Topuz 

İBB’ye yapılanın özeti: Seçmen bizi seçti seçti, seçmedi kendi bilir. Hadise, gelecek yaz yapılacak seçimlerin ve sonrasının neye benzeyeceğini gösterme kapasitesine de sahip.

İktidarın İstanbul’a vurduğu kelepçeler

Kaderde, zam yapmak için çırpınan belediyenin haklı olduğunu, hakkının yendiğini dile getirmek de varmış.

Hak yeme hafif kaldı: Belediye, hemşerileriyle beraber cezalandırılıyor.


Sonda söylenecek olan baştan söyleyebiliriz: Merkezi idare, İstanbul Büyükşehir Belediyesini çalıştırmıyor, her fırsatta bir yerine kelepçe vuruyor, hedef felç etmek.

Okumaya devam et

Başka İstanbul yok

Dr. Doğan HASOL

İstanbul, tarihte üç büyük imparatorluğun başkenti olmuş, yüzyıllardan beri bir dünya şehri…

Coğrafi konumu, topografyası, doğal güzellikleri ve tarihsel, kültürel, mimari zenginlikleri İstanbul’u çok özel bir küresel merkez haline getiriyor.

Ne var ki 1950’den bu yana kentleşme olgusu ve göç baskısı İstanbul’u sorunlu şehir haline getirdi. Bir zamanlar politik ödünlerle yüreklendirilen gecekondu ve kaçak yapılaşma, yeşilin kemirilmesine, şehrin anormal şekilde yayılıp genişlemesine neden oldu.

Okumaya devam et

Koylarımızı satmayın, Efendiler!

Mine G. Kırıkkanat

Dünyanın en güzel koyları Fethiye, Göcek, Dalaman koyları ihale ile özel şirketlere satışa çıktı. Bir parça vatan, doğa sevgisi olan insan, haberi okuduğunda “neden” diye soruyor.


Neden? -Neden ülkenin koyları, doğal güzellikleri özel şirketlere satılıyor?


Bu ülkenin yurttaşları kurumlar çalışsın, doğasını, yurttaş haklarını korusun diye devlete vergi, yerel yönetimlere harç vb. ödüyor.

Okumaya devam et

Su uyur, sermaye uyumaz: Çanakkale geçildi, hem de 500 bin ağaç kesilerek, tarım arazileri yok edilerek…

Pelin Cengiz 

Köprü ve bağlantı yollarının yapımı için 500 bin ağaç kesildi. Yaklaşık 5 bin hektar (yaklaşık 7 bin futbol sahası) tarım arazisi kamulaştırıldı.Su uyur, sermaye uyumaz: Çanakkale geçildi, hem de 500 bin ağaç kesilerek, tarım arazileri yok edilerek…

AKP’nin 20 yıldır süregelen mega projeleriyle ilgili tartışmalar ve onların etrafında dönen rant, talan, gasp odaklı hesaplar bitmek bilmiyor. Hatta bu hesaplara her gün yenisi ekleniyor. 

Zaten şimdi okumaya başlayınca biz bu filmi görmüştük diyeceksiniz. Çünkü, Üçüncü Havalimanı’nda, Üçüncü Köprü’de, Osmangazi Köprüsü’nde, Avrasya Tüneli’nde ne olduysa yine aynısı oluyor.

Okumaya devam et