TARİHSEL GERÇEKLER VE ULUSLARARASI HUKUK IŞIĞINDA ERMENİ SOYKIRIMI İDDİASI (dizi yazı 5)

Şükrü M. Elekdağ

 Nitekim, Kırım Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti’nin galip devlet statüsü ile katıldığı 1856 Paris Konferansı sonucunda imzalanan Paris Antlaşması, devletin bir iç meselesi olan Islahat Fermanı’na Anlaşma içinde yer vermek suretiyle, Avrupa devletlerinin, Osmanlı Devleti’nin içişlerine daha kolay karışmalarına ve özellikle Balkanlarda Hıristiyanları kışkırtarak ayaklanmalarına imkan sağlamıştır.


Bu ayaklanmalar sonucunda çıkan 1877 Osmanlı-Rus savaşı Kafkaslar ve Tuna’da olmak üzere iki cephede sürdü ve Osmanlı ordularının ağır yenilgisi ile sonuçlandı.


Batıda Yeşilköy’e kadar gelerek İstanbul kapılarına dayanan Rus ordusunu İngiliz donanmasının toplarını görmeleri durdurdu.


(Akdes Nimet Kurat, Rusya Tarihi, Ankara, 1987, s.354-355) Doğu’da ise Rus orduları Erzurum’a kadar ilerlediler. Savaş sonrasında imzalanan Ayastafanos ve Berlin Antlaşmaları ile Balkan Hıristiyan topluluklarından Romanya, Sırbistan ve Karadağ bağımsızlıklarını kazandılar.

Bulgaristan ise özerk ve sınırları geniş bir prenslik olarak bağımsızlığa çok yaklaştı. Bu şekilde Balkan Hıristiyanlarının bağımsızlıklarını elde etmeleri sağlanmış, sıra Anadolu Hıristiyanlarına gelmişti. Ermenilerle ilgili ıslahat maddeleri Ayastafanos ve Berlin antlaşmalarına bu amaçla konuldu ve böylece Ermeni konusu “Şark Meselesi”’nin yeni bir boyutunu oluşturdu.

Berlin anlaşması ve Ermenilerin Doğu Anadolu’da devlet kurma talebi Osmanlı’nın Rusya karşısındaki ağır yenilgisi, İstanbul’daki Ermeni aydınlarıyla kilisesinin kökten tutum değiştirmelerine yol açtı. Savaşın başlangıcında Patrik Nerses Varjebedyan Padişah’a bağlı bir Osmanlı yurtseveri olduğunu açıklamıştı. Hatta Ermenilerin gönüllü askere yazılmaları öngörülmüştü.

Fakat Gazi Osman Paşa’nın Plevne’de yenilmesi üzerine Patrik ve Ermeni toplumu toptan fikir değiştirdi ve Patrik Nerses başkanlığında toplanan “Ermeni Milleti Meclisi” Rus Çarı’na bir muhtıra gönderilmesine karar verdi.

Hazırlanan muhtırada, Doğu Anadolu’da Rus işgalinde bulunan Fırat nehrine kadar olan bölgenin Türklere verilmeyip Rusya tarafından ilhak edilmesi ve burada Rusya’nın vesayetinde bir Ermeni devleti kurulması talep ediliyordu.

Muhtıra’da ayrıca, bu talebin uygun görülmemesi durumunda, “Bulgar Milleti”ne verilecek imtiyazların, “Ermeni Milleti”ne de verilmesi, işgal edilen toprakların boşaltılmasının öngörülmesi halinde ise, Osmanlı Hükümeti’nden ıslahat yapılacağının garantisi olarak maddi bir teminat alınması ve bu ıslahatın uygulanmasına kadar da Rus işgalinin devamı öneriliyordu.

Muhtıra, Osmanlı Ermenileri adına Edirne’de ziyaret edilen Rus Başkumandanı Grandük Nicola’ya verildi. Bu ortamda imzalanan ( 3 Mart 1878) Ayastafanos Antlaşması’nın 16. maddesine göre Osmanlı Devleti Ermeniler’in yerleşik olduğu Doğu Anadolu vilayetlerinde ıslahat yapılacak ve buralardaki Hıristiyanlar, Kürt ve Çerkesler’e karşı korunacaktı.

Ancak, Rusya’nın Anadolu’nun doğusu ve Mezopotamya üzerinde hakimiyet kurarak Hindistan yolunu tehdit edeceğinden endişelenen ve meydanı tek başına Rusya’ya bırakmak istemeyen İngiltere bu gelişmeyi onaylamadı ve 11 Moskova’nın Ayastafanos Antlaşması’yla sağladığı kazanımları budamak amacıyla Berlin Kongresi’nin toplanmasını sağladı.

Alman Şansölyesi Bismark’ın başkanlık ettiği ve Rusya, Osmanlı Devleti, Fransa, Avusturya Macaristan, İngiltere ve Almanya’nın katıldığı kongre sonucunda imzalanan (13 Temmuz,1878) Berlin Antlaşması’nda, Ayastafanos Antlaşması’nın Ermenilerle ilgili 16. maddesi değiştirilerek 61. madde olarak yer aldı.

61. madde önceki antlaşmanın 16. maddesinden faklı olarak Rusya yanında diğer batılı devletleri de taraf ve gözlemci konumuna sokuyordu.

Bu maddeye göre, Bâbıâli, Doğu Anadolu’da ıslahat yapacak, asayişi sağlayacak ve bu konularda aldığı önlemleri Antlaşma’ya taraf devletlere bildirecekti. İlgili devletler de önlemlerin uygulanmasını denetleyeceklerdi.

Patrikhane: Geleceğin Ermeni devletinin temelleri atıldı O günün koşullarında İngiltere açısından bu değişikliğin önemi, Rusya’ya karşı Osmanlı Devleti’ni yalnız bırakmamak ve bu suretle Rusya’nın Balkanlarda Osmanlı Devleti aleyhine gerçekleştirdiği parçalanmayı 16. maddenin hükümlerinden yararlanarak Anadolu’da yapmasını önlemekti.

Berlin Antlaşması’nın 61. maddesi İngiltere’ye de Doğu Anadolu’da yapılacak Islahat sürecine müdahalede bulunma ve Rusya’nın bölgede yayılarak İngiltere İmparatorluğu’nun stratejik çıkarlarını tehdit etmesine yol açacak girişimlerini önleme imkânını veriyordu.

Ancak, İngiltere kendisine bu avantajı sağlarken, diğer Avrupalı devletlere de Doğu Anadolu’da ıslahat sorununu işlerine geldiği gibi istismar etme ve Osmanlı devletine baskıda bulunma yolunu açıyordu.

Ermeni Patrikhanesi ise, bir “altın madeni” niteliğinde gördüğü bu madde sayesinde geleceğin “Ermeni devleti”nin temellerinin atıldığı umudunu taşıyordu. (Bilal Şimşir, İngiliz Belgelerinde Osmanlı Ermenileri, 1856-1880, Türkçesi Şinasi Örel, Ankara, 1986, Cilt I, s. 29). Kıbrıs’ı alan İngiltere’nin Osmanlı’ya ihtiyacı kalmıyor İngiltere’nin Berlin Konferansı ile sağladığı yarar yukarda belirttiğimizden ibaret değildi.

 İngiltere, Osmanlı Devleti’nin Rusya’ya karşı ağır yenilgisinden sonra içine düştüğü fevkalade zor şartları değerlendirerek, baskı ve tehdit yollarına başvurmayı da ihmal etmeden, kendisinden yardım ve destek bekleyen Bâbıâli’den Kıbrıs’ı alma becerisini gösterdi.

4 Haziran 1878 tarihinde imzalanan antlaşma uyarınca, Osmanlı Devleti, Doğu Anadolu’daki Rus tehdidi kalkana kadar İngiltere’nin Kıbrıs adasına yerleşmesini kabul etti.

 İngiltere elde ettiği bu ödünle Hindistan’la en kısa bağlantı yolunun güvenliğini sağlarken, Bâbıâli ise bu şekilde, Rusya’nın Osmanlı Devleti aleyhine genişlemesine karşı İngiltere’nin desteğini sağladığını ve Rusya’ya bağlı bir Ermeni devleti kurulması planının suya düşmesini garanti altına aldığını düşünüyordu.

Ne var ki, Osmanlı Devleti’nin bu beklentisi gerçekleşmedi. Kıbrıs’a yerleşerek Mısır üzerinden Hindistan’la en kısa bağlantı yolunun güvenliğini sağlamış olan İngiltere’nin artık Osmanlı’ya stratejik açıdan ihtiyacı azalmıştı.

Nitekim, Kıbrıs’ın İngiltere’ye devrinin üstünden iki yıl geçmeden 1880’de Gladstone başkanlığındaki Liberal Parti iktidara gelince, İngiltere, Rusya’ya karşı Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü koruma politikasını terk etti. Yeni politikayla, parçalanacak Osmanlı Devleti toprakları üzerinde İngiltere’ye dost küçük devletler kurulması hedefleniyordu.

Bu devletler arasında en önemlisi de, Çarlık Rusya’nın güneye doğru yayılma emellerinin önüne set çekecek ve Basra ve Hindistan yolunun güvence altına alınmasını mümkün kılacak İngiltere’ye dost bir bağımsız Ermenistan olacaktı.

Bu şekilde Ermenilerin yeni hamisi rolüne soyunan İngiltere, sözünü ettiğimiz yeni politikasını gerçekleştirmek amacıyla Bab-ı Ali üzerindeki baskılarını yoğunlaştırdı.

Misyoner kuruluşların Ermeni davasında üstlendikleri rol 12 Hıristiyan misyoner kuruluşların, Ermenilerin Osmanlı Devleti’ne başkaldırmalarına ve bunun sonucu olarak Anadolu’nun kana boyanmasına kayda değer katkıları olmuştur. Özellikle ABD “Ermeni davasına” verdiği desteği büyük ölçüde misyoner kuruluşları vasıtasıyla gerçekleştirmiştir.

 Anadolu’ya ilk gelen misyonerler İngiliz misyonerleriydi. Bunları Amerikan misyonerleri izledi. 1819’dan itibaren Osmanlı topraklarına yerleşen Amerikan misyonerlerinin temel amacı Müslüman, Yahudi, Rum ve Ermeni toplumlarına Hıristiyanlığın Protestan mezhebini kabul ettirmekti.

Ancak, Türkleri ve Yahudileri Hıristiyanlaştırma çabaları tam bir başarısızlıkla sonuçlandı, Rumlara yönelik çabaları da fazla verimli olmadı.

Buna mukabil, çok sayıda Ermeni’nin Protestanlığa geçisini sağlamaları, misyonerlerin kendilerine göre “ulvi görevlerini ifa etmelerine” ve bu nedenle de Ermeni toplumuna güçlü bir bağlılık duygusu hissetmelerine yol açmıştır.

Evanjelizmin yayılmasına yapılan bu hizmet merkezi Boston’da bulunan “American Board of Commissioners for Foreign Missions” tarafından büyük ilahi bir başarı olarak görülmüştür.

 İlginç olan misyonerlerin faaliyetlerinin ve bu bağlamda Ermenilerin siyasi mücadelelerinin desteklenmesinin ABD Başkanı Wilson tarafından benimsenerek Osmanlı İmparatorluğu’na yönelik ABD dış politikasının ana unsuru haline getirilmesidir.

1914’te “American Board” Osmanlı İmparatorluğu içinde okullar, kolejler, klinik ve hastanelerden oluşan geniş bir örgüt kurmayı başarmıştı.

100 Evanjelist Ermeni kilisesinin 15 bin üyesi vardı ve misyoner okullarında 30 bin civarında öğrenci okuyordu. Bu okullar, sadece Ermenileri değil, Bulgarları, Arnavutları ve Rumları devlete karşı isyana ve Türk toplumuna karşı derin düşmanlık hisleri beslemeye teşvik eden ve Osmanlı İmparatorluğu’nun altını oyan gayet etkili kin, nefret ve tahrik kaynakları oluşturmuşlardır.

Misyonerler yaptıkları işin ulviyet ve zorluğunun algılanması ölçüsünde kendilerine maddi imkân sağlanacağı hesabı içinde, Amerikan kamuoyuna Osmanlı İmparatorluğu idarecilerini ve Türkleri barbar, hunhar ve uygarlıktan nasibini almamış kişiler, gayri-Müslim azınlıkları ise mazlum ve gaddarca ezilen gruplar olarak tanıtma yoluna gitmişlerdir.

Buna bir örnek vermek için, bir misyoner oğlu olan Independence gazetesi editörü Edwin Bliss’in yazdığı “Turkey and Armenian Atrocities” adlı kitabın Frances E. Willard tarafından yazılan önsözüne bir göz atalım.

Willard şöyle diyor: “Ermeniler fiziki açıdan diğer bütün ırklardan daha fazla Peygamberimiz Isa’ya benzer. Onlar cesur, temiz ruhlu, ciddi, silahsız, masum ve barışçıdırlar. Türkler ise, zalim, kindar, çılgın, fanatik, iğrenç, vahşi, gaddar ve işkenceden zevk alan yaratıklardır.”

Bu üsl­p, bugün hala Amerika’da etkisini koruyan Türkiye ve Türklere karşı kemikleşmiş önyargıların nereden ve nasıl kaynaklandığı hakkında bir fikir vermektedir. (Geniş bilgi için bkz. Joseph L. Grabill, Protestant Diplomacy and the Near East: Missionary Influence on American Policy, 1810-1927, University of Minnesota,1971. Jeremy Salt, Imperialism, Evangelism and the Ottoman Armenians, 1878-1896, Routledge Pres, 1993).

Ermenilerin Anadolu’yu kana boyamaları Berlin Antlaşması’nın imzalanmasından sonra, Ermeni sorununa kendi çıkarları doğrultusunda Osmanlı Devleti’ne baskı yapmak için el atmayan büyük devlet kalmamış ve özellikle, Rusya, İngiltere ve Fransa’nın tahrik ve müdahaleleriyle Anadolu’da ardı arkası kesilmeyen Ermeni ayaklanmaları çıkarılarak Türkler ve diğer Müslüman ahali ile Ermenilerin birbirlerine can düşmanı kesilmesi için her şey yapılmıştır.


Sürecek


Yazı gönderi. Tınaz TİTİZ


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: